Okumayı “boş zaman” işi sanan bir toplumun, aslında nasıl fikren fakirleştiğini anlatan bu yazı; ekranlara gömülen saatler ile bir dakikalık “artık vakte” sıkıştırılmış kitaplar arasında çarpıcı bir yüzleşmedir.
Boş vakitlerde mi okumak?
Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, “Boş zamanlarında ne yaparsın?” sorusuna verilen o ezber cevaplardan biridir: “Kitap okurum.” Bu cevapla birlikte okuma işini, pul koleksiyonu yapmak yahut keyfe bağlı bir uğraş gibi “seçime bağlı” bir kategoriye hapsediyoruz. Hatta bazı televizyon programlarında “Boş vaktimde kitap okuyorum” diyenleri duyunca içimden “Acaba nefes almayı da boş vaktinde mi yapıyorsun?” diye sormak geliyor. Oysa hakikat bu kadar hafif olmamalı.
Okumak, boş zamanın doldurulması değil, dolu zamanın inşasıdır.
Vakit mi yok, bahane mi çok?
Çok ilginçtir; TÜİK ve çeşitli araştırmalara göre ülkemizde birey başına günlük kitap okuma süresi hâlâ bir dakikayı pek aşmıyor; oysa telefon ve ekran karşısında ortalama dört ile yedi saat arası bir süre harcıyoruz. Bu verileri Japonya ve bazı Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda tablo daha da acılaşıyor.
Teknoloji ilerledikçe ve hayatımız kolaylaştıkça bize kalan zamanın da çoğalması gerekmez mi? Ancak günümüzde telefon, sosyal medya ve televizyon o kadar hayatın içine girmiş ki; akşam bir iki saat bir arada olan aile fertleri, çocuğundan gencine, yaşlısına kadar herkes telefonuna kapanmış, sosyal medyanın kuru gürültüsünde kaybolup gitmiş. Var olan vaktimizi adeta öldürüyoruz. Ne acı ve acınası bir durum.
Hayatımızın lüksü müdür?
İnsanı sadece biyolojik bir makineden ibaret görmüyorsak; onu aklı, kalbi ve idraki olan bir varlık kabul ediyorsak, okumayı da bir lüks değil, tıpkı yemek, içmek ve nefes almak gibi zarurî bir ihtiyaç saymak zorundayız. Nasıl ki nefessiz kalan beden çökerse; kendini, hayatı ve kâinatı okumayı bırakan insanın da fikir dünyası harabeye döner.
İmam Gazâlî’nin şu tespiti gerçekten çok çarpıcıdır; “Bir mü’min üç gün art arda okumayı keserse fark etmese de manevî halleri alt üst olur.” Dolayısıyla fertlerin hayatına anlam katan, onları diri tutan okumanın artık bir zaruret olduğu gün gibi aşikârdır.
“Zaman öldürmek” adına okunan şeyler, gerçek manada okuma değildir. Gerçek okuma; saatin yelkovanına değil, düşüncenin ufkuna bakar.
—Devam edecek—