"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üç Aylarda iştirak-i amel-i uhreviye

Abdullah ŞAHİN
07 Nisan 2019, Pazar 00:50
Ahiret yolcusu olan ve hızla kabre doğru yol alan bir insanın en muhtaç olduğu şey Rıza-yı İlâhidir.

Milyonlarca ihtimal içinde, mevcudattan süzülüp seçilerek bir kan pıhtısından insan haline getirilip, maddî manevî donanım ve nimetlerle, şu dünyaya gönderilen insan denen asil ve aziz varlık, sahip olduğu bütün donanım ve imkânlarını kendisini böyle ulvî bir vazife için gönderen Zat’ın isteği doğrultusunda kullanıp-kullanmama ölçüsünde bu yüksek hakikate mazhar olacaktır.

Burada akla şöyle bir sual geliyor: Her kul için Yaratan katında teşekkül edecek bu Rıza-yı İlâhiye ve Memnuniyet-i Mukaddese hakikatinde bir sınır var mıdır?

Yüce Yaratanın kendisine ait Esma ve sıfatlarının tecellisi ve bütün şuunatı ezelî ve ebedî olduğundan, bahsi geçen rıza ve memnuniyette ve onun karşılığında da bir sınır yoktur. Buradaki yüksek sırrı “Ebed’e ait olan, ebed’e gider.” hakikati ile izah edebiliriz.

Elbette ki Rabbimizin hoşnutluğuna ulaştıran güzel amâlin neticesi ve akıp gideceği saadet-i dareyn havzı da ebedî olacak ve sahibini manevî zevk ve saadetlere gark ederek ebedler ülkesine akıp gidecektir.

Anlaşıldı ki, her bir insan için, kâinat kıymetinde olan bu ebedî dâvâyı kazanıp ebedîleşmede yol uzun, engel ve maniler sayısız; zaman ise bütün asırların dehşetle beklediği Ahirzamandır.

Bu kadar dehşetli maniler karşısında bu büyük dâvâyı sahibine kazandırıp, fırtınalı ve coşkun dalgalar içinde sahil-i selâmete çıkarmada, şahs-ı maneviye iştirak-i amal-i uhreviye ile tutunma hasiyeti bir can simidi gibi karşımıza çıkmaktadır.

Bu dehşetli zamanda şahs-ı manevinin en küçük bir azası olmak dâvâsını güden gönül erleri, dâvâyı boğup akim bırakmak üzere binler taraftan hücum eden günahlar ve maniler karşısında, imanî ve içtimaî olarak her an şahs-ı manevî havuzunda kalabilmeli ve sahip olduğu bütün maddî ve manevî imkânlarını, gözünü kırpmadan Zübeyirler, Tahirler ve binlerce Saidler gibi bu havuzun muhafazası ve devamı için sarf edebilmelidir. Bunun aksi durumunda ise havuzundan dışarı atlayan veya atılan balıklar durumuna düşmek ihtimali söz konusu olacaktır. 

Büyük Kur’ân Müfessiri Bediüzzaman, ahir zamanda bu büyük dâvâyı kazandıracak sağlam bir dâvâ vekili olan Kur’ân hakikatleri Risale-i Nurlar’da sahil-i selâmete kadar bu ulvî havuz içinde kalabilmenin sırlarını İhlâs Risaleleri’ndeki “iştirak-i amâl-i uhreviye” hakikatiyle izah etmektedir.

“Ahireti Kazanma Manifestosu” diyebileceğimiz bu sırlardan bir nebze aktararak yazımızı taçlandıralım:

“.........Her ne ise, bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. 

Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer.

Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum Nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır......” ( 21. Lem’a İhlâs Risalesi Dördüncü Düstur’dan)

Bu engin denizin nuranî satırlarının ortamına girerken, sadece lâfta değil, hizmetin teşrik-i mesaisi içinde, bizi hizmete raptedip aidiyetimizi tescil edecek olan “Dâvânın bir nefer ve kara sevdalısı olmak” hasiyetimizi her an aklımızda tutmamız ve günlük ömür sermayemiz ve mesaimiz o havuza akıtılmasını ihmal etmememiz elzemdir. 

Özet olarak bunun teyidini şu suale cevap vererek alabiliriz:

Bana kâinat büyüklüğündeki bu ulvî dâvâyı kazandıracak bu kudsî hizmetin ben neresindeyim ve hangi köşesinden kavrayıp tutuyorum?

Lâakal her on beş günde bir okuyacağımız şahs-ı manevî havuzunda kalma sırlarını gösteren İhlâs Risaleleri’ni her okuyuşumuzda, nerede olduğumuz ve nerede durduğumuzun da muhasebesini yaparak okursak maksadın tahakkukunda daha çok yol alacağımız kanaatindeyim.

Amellerin bire, on yüz, bin ve on binler verdiği şuhur-u selâse bunun başlangıç ve tahakkuku ve sahiplenilmesi açısından manevî bir hasat mevsimi ve yeniden bir diriliş zamanıdır.

Ne mutlu bu diriliş ve sahiplenmede hissesi ziyade olanlara...

Okunma Sayısı: 984
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı