Dünya tarihi incelendiğinde insanlığın bir taraftan büyük medeniyetler kurduğu, diğer taraftan da büyük acılar yaşadığı görülür.
Savaşlar, zulümler, haksızlıklar ve adaletsizlikler insanlık tarihinin karanlık sayfalarını oluşturmuştur. Buna rağmen insanın içinde daima iyiliğe, adalete ve merhamete yönelen bir vicdan vardır. İşte bu vicdanın hâkim olduğu gün, insanlığın gerçek bayramı olacaktır.
İnsanlığın bayramı; sadece belirli bir milletin, bir topluluğun veya bir coğrafyanın sevinci değildir. O bayram, bütün insanların huzur içinde yaşadığı, kimsenin kimseye zulmetmediği, adaletin herkes için eşit olduğu bir dünyanın bayramıdır. Bir çocuğun korkmadan büyüyebildiği, bir annenin evlâdının geleceği için endişe duymadığı, insanların dilinden, renginden veya inancından dolayı ayrım görmediği bir düzen insanlığın bayramını müjdeleyen en büyük işaret olacaktır.
Bugün dünyada pek çok yerde acılar yaşanmakta, haksızlıklar insan vicdanını yaralamaktadır. Ancak bütün bu karanlık tabloya rağmen insanlığın umut kaynağı yine insanın kendi vicdanıdır. Çünkü her çağda zulme karşı çıkan, adalet için mücadele eden ve mazlumun yanında duran insanlar olmuştur. İşte bu insanlar insanlığın bayramını hazırlayan görünmez kahramanlardır.
Unutulmamalıdır ki büyük değişimler küçük iyiliklerle başlar. Bir insanın kalbinde yeşeren merhamet, bir toplumun kaderini değiştirebilir. Adaletli bir söz, samimi bir yardım eli ve hakka sahip çıkan bir duruş; insanlığın bayramına giden yolu kısaltır.
Sonuç olarak insanlığın bayramı; sadece bir temenni değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Her insan adaletli davranarak, merhameti çoğaltarak ve haksızlık karşısında susmayarak bu bayramın gelmesine katkı sağlayabilir. Gün gelecek zulmün karanlığı dağılacak, adalet ve merhamet güneşi bütün dünyayı aydınlatacaktır. İşte o gün insanlığın bayramı olacak ve bu bayramın gecikmediğini bütün dünya görecektir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle: "Ümitvar olunuz; şu istikbal inkılâbatı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!"