Ramazan Avuşmak adlı lise felsefe öğretmeninin hikâyesini biliyorsunuzdur.
Derste tahtaya “güzel gören …” ile başlayan meşhur vecizeyi yazıp kime ait olabileceğini soruyor. Bir öğrencinin M. Kemal’e ait olabileceği yolundaki cevabı üzerine de konu M. Kemal’e gelmiş oluyor.
Hoca, anladığımız kadarıyla, bu vesileyle M. Kemal hakkında bazı negatif değerlendirmeler yapıyor.
Olay öğrenciler eliyle ailelere ve idareye intikal ediyor ve Hoca hakkında “çalışma!” başlatılıyor.
Soruşturma, gözaltı ve derken tutuklama kararı sonrasında Hoca Ramazan Bayramını içeride geçiriyor. (Tahliye edildi, ama davası devam ediyor ve edecek).
Basına ve sosyal medyaya yansıyanlara bakılırsa Ramazan Hoca, savunmasında, “Oruçluydum, hastayım, ne dediğimi tam da hatırlamıyorum ama hakaret etmedim” türünden bir şeyler söylüyor. Biz, burada, “suçludur/suçsuzdur” gibi bir değerlendirme yapmayacağız. Zira dosyayı bilmiyoruz ve haddimizi biliyoruz.
Biz başka taraftan bakacağız:
Konu medyada farklı iki damar tarafından farklı şekilde ele alındı.
Yeni Şafak ve benzerleri, “Hocaya haksızlık yapıldı, sahip çıkmak lâzım” modunda. Ama “Başsavcılık … tahliye kararı verdi” gibi hukuken açıkça hatalı cümlelerden görüldüğü üzere işin ucundan tutuyorlar.
Sabah ve ATV grubu ise “Atatürk’e hakaret eden felsefe öğretmeni tutuklandı” manşetinden de görüleceği üzere klasik tetikçi anlayışını sürdürüyor.
M. Kemal ile ideolojik zıtlık içinde olması beklenen kesimler bu olaydan ve tutumlardan şu dersi çıkarıyorlar: “Kemalistler bunca yıldan sonra halen de organize ve ideolojik iktidarlarını bırakmak istemiyorlar. Kanunları ve kamu gücünü de bu tarz eylemlerle kendi ideolojilerine alet ediyorlar.”
Hukuken ise mesele basit:
Elbette tarihî şahıslar hakarete karşı korunmalı. Ancak, bunu, özel kanunla ve bir kişiye has olarak yapmak, demokrasiye de hukuk devletine de zıt. Bu maksatla TCK 130 ve 131’de net ve genel düzenlemeler yapmak en doğrusu.
Bu yapılmayınca meselâ Padişah Abdülhamid’e veya Sultan Vahdeddin’e hakaret etmek serbest oluyor. (Bu kişilere başka ve alakasız kanun maddelerinden ceza verilmeye çalışılınca saçmalıklar da sırıtıyor. Vatandaş tarafından da Erdoğan’ı eleştirmek de suçmuş gibi görülüyor).
5816 açısından başka bir mesele daha var: Uygulamada Kanun esnetiliyor, birazcık ağır eleştiriler dahi bu kapsamda cezalandırılıyor.
AKP iktidarı döneminde bu Kanunun sanıklar lehine ve daha doğrusu fikir hürriyeti ve demokrasi lehine esnetilmesi gerektiğini düşünenler oldu ve var. Ama onlar hiçbir zaman umduğunu bulamadı.
Zira AKP’nin gerçekte fikir hürriyeti ve demokrasi diye bir meselesi yok. Dolayısıyla bilhassa 2009 sonrası AKP için M. Kemal’e muhalefet edebilme ve onunla ilgili tartışmalı gerçekleri ortaya dökebilme hakkı da önemsiz.
Zaten onlar için Kemalizm de “ortada kuyu” durumunda.
Öyle ya, yıllardan bu yana Millî Eğitim Temel Kanununda ve Yükseköğretim Kanununda yer alan Kemalist ideolojik eğitim mecburiyetini öngören hükümler hakkında en ufak bir çalışmaları dahi yok.
Görebildiğimiz kadarıyla, Yeni Asya Yazarlarından başka, bu konularda kalem oynatan da yok.
Bilhassa iktidar destekçisi dindar kalemler, “AKP adım atmıyorsa liderimizin vardır bir bildiği, belki zamanı gelmemiştir” modunda.
Aklını ağasının cebine koyanlarla buraya kadar…