Biz, “Ölmeden önce ölünüz”ü kalbimizde yaşatıyoruz. Ahirete hazırlanmak vicdanın emri. Zira ölüm öldürülmüyor.
Biz, kıyametin bir gün mutlaka kopacağına inanıyor, çok da uzak olmadığını düşünüyoruz. Geciktirmek için vicdan-ı umumîyi harekete geçirmek gereğinin farkındayız.
Geniş afakî dairelerdeki meselelerle, ancak sınırlı şekilde -ve dar enfüsî dairemizi ihmal etmemeye çalışarak- ilgilenmemiz gerektiğini de biliyoruz. Bazı insanları şeytanın dürtüp yönettiğine inanırız.
“İnsan kılıklı şeytanların kurduğu ekipler” demek olan “zındıka komiteleri”nin şeytanî planlarını anlamaya ve akim bırakmaya çalışmak ve devletlerin bu zındıka komitelerinden paçasını kurtarabilmesi için dua ve gayret etmek vazifemizdir.
Bu sebeple, devletleri, “hayır devletleri” ve “şer devletleri” değil, yüz üzerinden yüze yakın not alanlar ve sıfıra yakın not alanlar olarak sıralamayı tercih ederiz.
Ama illâ bir tasnif ve pakt olacaksa, biz ebediyyen hürriyet ve adalet paktındayız. Bu sebeple diğer konjonktürel paktlar bizi çok da ilgilendirmiyor. Zira biliyoruz ki insanların kalbi ve kalıbı bazı devletlerin zulmünden kaçıp bazı devletlerin ülkesine sığınıyor. Akış tek yönlü. Endekslerdeki sıralamada altta olanlardan üstte olanlara doğru akış hep var ve olacak.
İslâm ülkelerinin “kendisinden kaçılan” değil, “kendisine kaçılan ülkeler” olmasını isteriz.
Şunu da biliriz:
Kötü adamlardan iyi işler sudur edebilir. Mesela hakiki hiçbir hürriyeti tanımayan ve tanımayı reddeden Çin’in Devlet Başkanı, Gazze zulmünün karşısında ve Papanın yanında olabilir. Muhalefetini ezip bitiren Rus Devlet Başkanı, Kur’an’ı huşu içinde dinliyor görünebilir. Uyanık oluruz.
İyi adamlardan da kötü işler görünebilir. Papa bazı konularda yanlış fikirleri savunuyor olabilir. Müslüman dostu İspanya’nın Devlet Başkanı ahlâk konusunda fazla marjlı olmayı hoş görmüş olabilir. İkaz ederiz. Devletler için de benzer bir bakış geçerli olabilir: Hürriyete ve adalete değer veren devletlerden, devletlerarası örgütlerden ve temsilcilerinden, bazen, adaletsizlikler sudur edebilir. “Bu bir sapmadır” der, ikazımıza devam ederiz.
Hürriyete ve adalete değer vermeyen devletlerden ve yöneticilerinden de aksine, bazen, doğru sözler veya iyi icraatlar çıkabilir. Buna da memnun oluruz, teşvik ederiz.
Devletlerarasında imiş gibi görünen savaşların dahi artık gerçekte devletlerarasında değil toplum tabakaları ve fikir akımları arasında olduğunu biliyoruz. İnsanlar gibi toplumların ve devletlerin de iniş ve çıkışlarının olabileceğini biliyoruz. Konjonktürel iyileşmeler-fenalaşmalar bizim bakışımızı çok etkilemiyor.
Birinci hedefimiz ittihad-ı İslâmdır. Mü’min kalplerin vicdanî ittihadı ile başlar, bayrakların sancağa dönüşmesi ile taçlanır ve tamamlanır. Haccın kongre boyutu bu sebeple mühimdir.
İttihadın bir şartı da Hazreti İsa’nın kendi ümmetini toplayıp İslâm’a iktida etmesini sağlamasıdır. Bu iki dinin temsilcilerinin ve mensuplarının düşmanlığının vakti çoktan geçti. BM Medeniyetler İttifakı Enstitüsüne kıymet vermek zamanıdır.
Adına şimdilerde materyalizm denilen “şimal cereyanı”nın, gönüllü İslâm hizmetkârları ile Hıristiyan misyonerleri arasındaki ittifakı bozmasını engellemek için uyanık olmalıyız.
İkinci hedefimiz sulh-u umumidir, savaşların bitirilebilmesidir. Bunun yolunun silah ticaretinin bitirilebilmesinden geçtiğini, ama bunun neredeyse imkânsız olduğunu biliriz.
Bu sebeple Abdulhak Molla gibi “Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh-u salah” diyenlerdeniz.
Vatanseverliğimiz bu sebepledir, bu ölçüyledir.
Asıl muhabbetimiz Cennete, sulhe ve muhabbete muhabbettir.