AKMHP cumhurunun başkanı Erdoğan’ın suskun olmadığı açık. Hatta her konuda daima konuşan ama daha ziyade “okuyarak konuşan” bir siyasetçi olarak anılacak.
Konuşmalarında zaman içinde ortaya çıkan siyasî çelişkileri de zaten herkes biliyor ve “siyaset bu, yazık” diyerek geçiştiriyor.
“Dün dündür, bugün bugündür” ve “Düşmanı sık değişenin dostluğuna güven olmaz” özdeyişleri en çok bu Erdoğan’a yakışıyor.
Erdoğan geçen günlerde kendi vekillerine (“milletvekili” diyemiyoruz) ve bakanlarına (“kendisine bakanlara” diyebiliyoruz) basınla konuşma yasağı getirmişti.
Konuşan Türkiye’den susan Türkiye’ye geçişin belgesi olan bu inanılmaz talimatla ilgili olarak medyadaki haber şöyleydi:
***
AKP Grup Başkanlığı tarafından 18 Mayıs’ta bakanlara gönderilen yazı ile grup toplantı salonunda basına açıklama yapmamaları istenmişti.
Yazıda, “Sayın Bakanlarımız; Haftalık Olağan Grup Genel Kurul toplantılarımızda partimiz ve grubumuz adına yapılacak gündem değerlendirmeleri ile gerekli bilgilendirmeler Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız tarafından yapılmaktadır. Grup toplantılarımız öncesinde sayın bakanlarımız tarafından grup toplantı salonumuzda basına veya ajanslara beyanat verilmesi, röportaj ve bilgilendirme yapılması, grup toplantı salonumuzun hazırlanmasında da sıkıntı oluşturmaktadır. Bu nedenle; grup toplantımız öncesi sayın bakanlarımızın salonumuzda basına yönelik herhangi bir bilgilendirme yapmamaları hususunda hassasiyetlerini istirham ederiz.” ifadeleri yer almıştı.
***
Basın mensuplarının bakanlarla karşılaşabildikleri o ayaküstü ortamlardaki beyanatlarının dahi ne gibi “sıkıntılar”a yol açtığını bilen biliyordu. Bilhassa son dönemde acemi bakan Akın Gürlek’in beyanatındaki sıkıntıları biz de yazmıştık.
“Bilgilendirme yapmama”ya yönelik bu “istirham”ın aslında “emir” demek olduğunu da herkes biliyor. Doğrusu habere inanamamıştık. Ama doğruymuş. Bakanlar son grup toplantısına ağzı bantlı geldi. Dileyenlerin o bandı görebilmesi için Adalet Bakanı’nın bir gazeteciye ağzının kenarından verdiği cevap bile yeterliydi.
Oooof of.
Ama aynı Erdoğan o son grup toplantısında gençlere yönelik olarak şunları söylemiş:
“Bir Tayyip Erdoğan gider, bin Tayyip Erdoğan gelir. Bize düşen bizden öncekilerden aldığımız sancağı yere düşürmeden bizden sonrakilere devretmektir.”
Bu ümidin, davetin ve “müjde”nin karşılığı var mı?
Sanmıyoruz.
Aksine, hızla içine kapanan bir AKP ile karşı karşıyayız. Ama bu sadece AKP’ye zarar vermiyor. Türkiye’nin de içine çöken bir ülke haline gelmesine sebep oluyor. İçine kapanan kişiler ve gruplar karnından konuşur. Karnından konuşanın ne dediği belli olmaz. Zira gurultu biçiminde konuşur. Ve o gurultular çoğu zaman başka gürültülerin ve ardından gelecek olan kötü kokuların habercisi olur.
Gençleri AKP toplantısına “eğlence var” deyip “habersizce” götürenleri mahcup eden “yüzünü kapatma” ve “kendisini gizleme” görüntüleri geçen hafta sosyal medyanın bir numaralı gündemi idi.
En dikkat çekici yorumlardan biri de şuydu: “AKP iktidardan düştükten sonra ‘ben zaten zorla üye yapılmıştım’ diyecek olanlar kimler?”
Biz hep yazıyoruz. AKP açısından ortada gerçekte bir parti yok. AKP bir parti olma iddiasından çoktan vazgeçti. Üç dönem kuralını Erdoğan için kaldırıp kendisini “vazgeçilmez lider” haline getirdiğinde “parti fikri”ni öldürdü ve “Erdoğan’dan sonra tufan” fikrini diriltti.
Bu sebeple, kanaatimizce, Erdoğan’ın, gençlere “hepiniz Erdoğan’sınız, haydi gençler” türünden verdiği gazların parti sürekliliği bağlamında bir karşılığı yok.
Yaşayan görecek.