"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad Bediüzzaman ve ekmek

Ahmet DEMİRDÖĞMEZ
21 Nisan 2019, Pazar 01:00
Risale-i Nur’da geçen bir başka ekmek hadisesi de, “On altıncı Mektub’da izahı ve tafsili geçen; Süleyman isminde bir misafirime, katran ağacı başında koca bir ekmek hârika bir tarzda gösterilmiş. İki gün ikimiz, o hediye-i gaybîden yedik.” diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri hadiseyi şu şekilde anlatmaktadır: “Dağda, üç ay bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, -her gün ekmekle beraber yemek şartıyla- kâfi geldi. Hattâ Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu.

Ekmek deyince, en birinci temel gıda maddesi ve büyük bir nimet aklımıza gelmektedir. Ekmeğin hayatımızdaki ehemmiyet ve kıymeti tartışılmazdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de Risale-i Nur’da ekmeğin kıymetine ve hayat noktasında en büyük nimet olduğuna dikkat çekmektedir.

Bir Lâhika mektubunda, bu âhirzaman fitnesindeki ehemmiyetli bir rol oynayan açlık musîbetinin sebebini cevaplarken, “Şu musîbetin en ehemmiyetli sebebi; küfran-ı nimet ve şükürsüzlük ve nimet-i İlâhiyenin kıymetini takdir etmemeklikten gelen bir isyan olduğundan, Âdil-i Hakîm nimetinin hususan gıda kısmının, hususan hayat noktasında en büyük nimet olan ekmeğin hakikî lezzetini ve çok ehemmiyetli kıymetini ve nimetiyet noktasında fevkalâde derecesini göstermekle, hakikî şükre sevk etmek hikmetiyle, Ramazan gibi riyazet-i diniyeye riayet etmeyen şükürsüz insanlara bu musîbeti verip, aynı hikmet için adalet etmiş” 1 demektedir.

Maddeten büyük nimet olan ekmeği manevî büyük nimet olan Risale-i Nur’a benzeterek, Risale-i Nur, bu millete her gün ekmek gibi lâzımdır.” 2 “Hergün ekmek yeriz, usanmayız. Fakat en güzel bir meyveyi her gün yesek, usandıracak” 3 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir” 4 ifadesiyle Risale-i Nur gibi iman hakikatlerinin manevî ekmek gibi her daim ihtiyaç olduğu hakikatini ortaya koymaktadır. 

Bir başka ifadesi de şöyledir: “İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir.” 5 

Bir Nur Talebesi, ifadesinde şu manidar tesbitte bulunmuştur: “Evet üstad-ı muhterem, insanlara manevî ekmek dağıtıcıdır.” 6

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bir müdafaasında: “Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” 7 sözüyle tarihe not düşerek, hürriyetin son derece ehemmiyetini büyük nimet olan ekmekle yaparak, aslında insanlık için en büyük nimetin hürriyet olduğunu ve hürriyet olmadan ekmek olmayacağını bu büyük nimet olan ekmeğin, zilletle değil izzetle kazanılması gerektiğini belirtmektedir. Hem ekonomik istikrarın da ancak hürriyetle olacağına dikkat çekmektedir. Zaten “Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle tegaddi etmiştir.” 8 Hiçbir zaman minnet ve zillet altına girmeyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu haliyle çağımızda dünyanın en masrafsız ve iktisadlı insanı ünvanına da sahib olmuştur. Kendisi için değil, cemiyet için yaşamıştır.

Risale-i Nur’da geçen bir başka ekmek hadisesi de: “On altıncı Mektub’da izahı ve tafsili geçen; Süleyman isminde bir misafirime, katran ağacı başında koca bir ekmek hârika bir tarzda gösterilmiş. İki gün ikimiz, o hediye-i gaybîden yedik.” 9 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri hadiseyi şu şekilde anlatmaktadır: “Dağda, üç ay bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, -her gün ekmekle beraber yemek şartıyla- kâfi geldi. Hattâ Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. 

Çarşamba günü idi; dedim ona: Git ekmek getir. İki saat, her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın. “Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber duâ etmek arzu ediyorum” dedi. Ben de dedim: “Tevekkelna alallah, kal.” Sonra hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı. Dedim: “Kardeşim, bir parça çay yap.” O ona başladı, ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. 

Müteessifane şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu safi-kalb adama ne diyeceğim? diye düşünmede iken, birdenbire başım çevrilir gibi başımı çevirdim; gördüm ki: Koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. 

Dedim: “Süleyman müjde! Cenab-ı Hak bize rızık verdi.” O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. Yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek, ikimize iki gün kâfi geldi.” 10 

Bahsi geçen “Mübarek Süleyman” Bediüzzaman Hazretleri’nin Barlalı talebe ve hizmetkârlarındandır. 

Bediüzzaman Hazretleri Süleyman’a, “Süleyman müjde, Cenâb-ı Hak bize rızık verdi” deyince safî kalpli Süleyman, “Bu ekmek bize helâl olur mu Üstad’ım?” diye sorar. Bunun üzerine Bediüzzaman “Vay mübarek vay!” der. Bu hadiseden sonra Süleyman’ın ismi “Mübarek Süleyman” olarak kalır.

Yıllar sonra Bediüzzaman Hazretleri kendisini ziyarete gelen Barlalı misafirlere talebesi Süleyman’ı sormuş, Süleyman’ın Risale-i Nur’la iştigal ettiğini öğrenince “Onun bir zamanlar Çam Dağı’nda söylediği bir söz vardı ki, o söz, (Bu ekmek bize helâl olur mu Üstad’ım?) onun on sene Risale yazmasından daha hayırlıdır.” demiştir.” 11 

Evet, bu tabloda bir mübarek ekmek, bir mübareklik ünvanına vesile olmuştur ve bize Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin şu manidar ifadelerini hatırlatmaktadır: “Cenab-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba’ ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Çünki onlar vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için istenilmez; belki bazan verilir. Evet, bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlâhîye medar olur.” 12

Cenab-ı Hak, ekmeksiz bırakmasın, maddî manevî ekmeğimizi daim kılsın.

Dipnotlar:

1- Kastamonu Lâhikası 147. 2- Emirdağ Lâhikası 1-201. 3- Sözler 424. 4- Mektubat 35. 5- Barla Lâhikası 299. 6- age.178. 7- Tarihçe-i Hayat 483. 8- age. 643, 9- Mektubat 414. 10- age. 83. 11- Son Şahitler-1 N. Şahiner 298. 12- Lem’alar 265.

Okunma Sayısı: 2267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı