"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Avrupa ve biz

Ahmet Said Aydil
06 Mart 2026, Cuma
Çevremde, hayatlarını şekillendiren ön kabulleri sorgulamaya başlayan insanların sayısının arttığını fark ediyorum.

Uzun süre belirli kalıplar içinde yaşayan fertlerin, bu kalıpları ezelî ve ebedî hakikatler gibi, çoğu zaman farkına bile varmadan içselleştirmesi çok sık rastlanan bir durum. Aslında hepimiz, bir ölçüde yaşadığımız çağın tutsaklarıyız. Kimimiz bunun farkında değil, kimimiz farkında, ama kabullenmiş, kimimiz ise daha fazlasını talep ediyor.

İslâm coğrafyasında ve özelde Türkiye’de bu çağın belirleyici gerçeklerinden biri “Avrupa” olgusu. Kendimizi Avrupa’ya göre tanımlamak ya ona düşman olarak ya da ona karşı yaşanan askerî ve maddî mağlubiyetlerin çıkış yolunu yine onda arayarak... Her iki durumda da ortaya çıkan şey, farklı biçimlerde tezahür eden bir Avrupa merkezcilik. 

Ortada durmak da bir seçenek. Avrupa’yı olduğu gibi, kendimizi de olduğu gibi anlamaya çalışarak bir yol çizmek.

Bu yolun bazı biçimleri “gelenekçi,” bazıları ise “bidatçı” bir çizgiye daha yakın olabilir. Said Nursî’nin kendisini Bidatüzzaman olarak nitelemesi, onun geleneği zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden yorumlanması gereken canlı bir miras olarak görmesinin ifadesidir. Onun karakterini ve hayatını biraz okuyanlar, bu tanımın ne anlama geldiğini rahatlıkla kavrayacaktır.

Başa dönersek: Avrupa’ya yönelik ön kabullerin ciddi biçimde sorgulandığı bir dönemdeyiz. Ama bu sorgulama kimler için geçerli? Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken Yunan donanması tarafından tekneleri batırılan Suriyeliler için mi? Aylarca, hatta yıllarca Avrupa’nın açık ya da örtük desteğiyle İsrail tarafından soykırıma tâbi tutulan Filistinliler için mi? Yoksa hâlâ Avrupa’dan bir beklenti içinde olan insanlar için demek daha mı doğru?

Dünyanın en büyük ekonomik bloklarından biri… Demokrasi, düzen, hukuk, liyakat… Komisyonlar, parlamentolar, bildiriler, üyelik kriterleri, diplomasi masaları… Avrupa, hem içeride, hem dışarıda kendisinden beklentisi olan hemen herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Üstelik bunu yaparken, kendi üzerine gururla aldığı tüm apoletleri artık hak etmediğini, belki de hiçbir zaman sanıldığı kadar hak etmediğini, açıkça gösterdi. Yıllarca uzaktan izlediği veya doğrudan desteklediği vahşi dış politikalar ve neo-sömürgeci tavırlar, bir bumerang gibi dönüp kendi yüzüne çarptı. Sonuç olarak göç ve ekonomi gibi alanlarda yaşadığı sıkıntıların faturasını yine kendine çıkarmadı. Demokrasisi ve hukuku geriledikçe, “Biz yapıyorsak meşrudur” diyerek kendini her ölçünün üstünde gören istisnaî bir konumdan okuma eğilimi güçlendi.

Artık Avrupa’dan ahlakî ya da siyasî bir beklenti neredeyse kalmadı. Çıkar temelli anlaşmalar ve müzakereler sürecektir; ancak “Avrupa ne diyor?”, “Avrupa liderleri bu konuda ne düşünüyor?” diye merak eden insan sayısı giderek azalıyor ve bu eğilim böyle devam edecek gibi görünüyor.

Bu değişebilir mi?

Bir yüzyıl boyunca Avrupa’nın yön verdiği, sonuçları son derece muğlak olan bir dönemin ardından, bu gerileme belki de Avrupalıları “üstünlük” takıntısının sebep olduğu ağır nevrozdan kurtarabilir. Gerileme iyidir; çünkü insanı, kaçınılmaz olarak değişmeye zorlar.

Peki, yaş ortalaması 45’e yaklaşan insanlardan oluşan toplumlar değişebilme kabiliyetine hâlâ sahip midir?

Avrupa demokrasinin ruhu, diğerkâm olmaktan uzaklaştığı için körelmiş; hukuku ise mânâ-yı harfî ile adalet üretemez hâle gelmişse…

Okunma Sayısı: 1549
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Necmi TORUN

    9.03.2026 11:12:14

    Asya münafıkları Türkiye'mizin Avrupa Birliğine girmesini engelleyerek, Birinci Avrupa'yı beşerin nefs-i emmaresi olan İKİNCİ AVRUPA'YA mahkum ettiler. Hukuki meselelerde Avrupa insan hakları Adalet Divanı ve mahkesinin varlığı ve adalet dağıtması Birinci Avrupa'nın yüz akıdır.Üstad'ımızın içtihadı gelir geçer bir içtihat değildir ve öyle görmek büyük bir gaflettir, belki bir dalâlettir. Yazarlarımız yazdıklarına dikkat etmeliler.

  • Enes

    7.03.2026 20:43:44

    Üstadın Avrupaya dair görüşleri var. Ama AB'ye girilsin diye bir görüşünün olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? AB'ye girmek için verilecek tavizlere değer mi?

  • S. Pelin Kurukahveci

    7.03.2026 13:01:39

    Yazıda tartışışan husus Avrupa ve birliğin mevcut durumu. İslam dünyası farklı bir durumda diye bu durumu konuşamayacak mıyız? Ya da her Avrupa eleştirisi neden hükumetin dümen suyuna girmek oluyor? Bu bakış açısıyla fikir üretilebilir mi?

  • Hüseyin ilhan

    6.03.2026 21:15:38

    Avrupa için aziz ustadimixin görüşü gazetemiz ve risalei nur talebelerinin rehber olarak alacağı görüştür. AB'nin kuruluşu,sebepleri,gayesi,gelinen noktada eksikleri,yanlışları ile olumlu tarafları da vardır. Sual:AB üyeleri, birlik yanlış içinde.mi,evet.Ya İslam ülkeleri ne halde. IRAN-IRAK savaşı AFGANISTAN-PAKISTA/BANGLADES-PAKISTAN,Arap baharı perdesi altında ucurulan balon ve ISLAM ülkelerinde muslumanlara yapılan zulümler, FİLİSTİN'İ soykırım ile dünyadan silmeye çalışan siyonist katillere her türlü desteği veren BOP Esbaskanimizin iktidarı çok mu masum. Daha dün Müslümana zulmeden zalimleri iktidar ortağı yapan,bir diğerini ise Müslümana sectirerek tabiri caiz ise zehiri bal diye içeren iktidar değil mi. Ya hakkaniyetli değerlendirme yapılır ya da iktidarın dümen suyunda necasetine ortak olunur.

  • Hasan

    6.03.2026 12:15:09

    İspanya dışında net bir duruş sergilenememesi Avrupa için ibretliktir. Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar.

  • Hasan

    6.03.2026 12:09:26

    Tepki göstermedikleri İran savaşı enerji kaynaklarına etki ediyor. Avrupa ekonomisini zorluyor. Başlatılmasına tepki göstermedikleri diğer Ukrayna savaşında olduğu gibi. Şimdi Avrupa Rusya'dan tekrar gaz almaya başlayalım diye düşünmeye başlamış. ABD-İsrail nereye sürüklerse oraya gidiyorlar. Durum çok vahim.

  • Ömer

    6.03.2026 09:25:40

    Said Nursî’nin AB hakkında görüşleri nettir. Parlayan yıldız ispanya bunun herdaim öncülüğünü yapan ve diğer ülkeleri teşfik eden bir AB ülkesidir.

  • S. Pelin Kurukahveci

    6.03.2026 08:40:54

    O kadar mağrurlar ki, hiçbir kural tanımıyorlar. Ellerindeki güce istinat ederek kurallar koyuyorlar. Maalesef Batı'nın girip de ihya ettiği bir topluluk yok. Nereye girdilerse orası gözyaşı, kan denizine döndü. Afrikadaki siyahilere neler yapmışlar öyle. Aman Allahım... Müslümanlara yaptıklarını anlatmaya gerek yok. İranda okulda çocukları vurmadılar mı...Değişen bir şey yok. İslamın olmadığı yerde zulüm var.

  • Cemal Özkaya

    6.03.2026 03:09:02

    Avrupa ikidir diyor üstad. Bu Avrupa'nın müsbet tarafını İspanya biraz olsun temsil ediyor gibi. Bu sayının hem halk hemde yöneticiler düzeyinde artmasına dua edelim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı