Şükran Hanım: Bediüzzaman Tahavvülat-ı Zerrat risalesine, “Tahavvülât-ı zerrât, Nakkaş-ı Ezelînin kalem-i kudreti, kitâb-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekviniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır” cümlesiyle başlıyor. Bu cümleyi açıklar mısınız?
Zerrelerin Harekatı
Zerreler bahsi Otuzuncu Sözün İkinci Maksadında bütün derinliğiyle ve inceliğiyle ele alınır. Üstad Bediüzzaman, orada zerreyi tanımlar, âlemin yaratılışında ve fiilî emirlerin görünen âleme ulaştırılmasında zerrelerin hareketlerinin ne anlama geldiğini açıklar ve zerrelerin ne hassas ve duyarlı vazifeler yürüttüğünü akıcı bir üslup içinde bildirir. Konu simyayı, kimyayı, atom fiziğini ilgilendirdiği gibi, zerreleri böylesine mikro-plânda, neredeyse esir maddesiyle iletişimli biçimde ele alıp inceleyen bir bilim dalı henüz keşfedilmemiştir.
Bediüzzaman, keşfedilmeyen bir mikro-dünyanın, melekût âlemine, yani görünmeyen, fakat her şeyin aslının geldiği gizlilikler âlemine açılan bir makro penceresini Otuzuncu Sözde keşfetmiş ve akıl ve bilim dünyasına sunmuştur.
Bediüzzaman, zerrelerin, yani atom altı bölünmeyen parçacıkların, yani elektronların, protonların, nötronların hareketlerinin, Allah’ın kudret kaleminin kâinat kitabında yazdığı yaratılış ayetlerinin yazılımından kaynaklanan titreşimler ve sarsılışlar olduğunu söyler.1
Dev Bir Yazılım
Bütün atomaltı parçacıklar hareketlerine “Bismillah...” diyerek başlarlar. Nitekim her birisi sonsuz derece kuvvetlerinden fazla yükleri kaldırmaktadırlar. Yani bir bakıma, buğday tanesi gibi bir çekirdeğin, koca çam ağacı gibi bir yükü omuzuna almasından farksız bir işlev yürütmektedirler.
Her bir atomaltı parçacık vazifesini bitirirken de “Elhamdülillah...” der. Çünkü bütün akılları hayrette bırakan hikmetli ve eşsiz bir sanat ve faydalı bir güzel nakış göstererek Allah’ın kudretine ve zatına övgüler yağdıran bir kaside ve sanat eseri hüviyetinde olmaktadırlar. Nar ve mısırda açıktan gözüktüğü gibi, bitkilerin ve canlıların tamamı bu noktadan birer sanat şaheseridirler.
Bediüzzaman’a göre, atomaltı parçacıkların hareketleri, her şeyin bilinmeyen geçmiş aslı ve gelecek neslinin ahengi ile ilgili Allah’ın ilim ve emrinin bir unvanı olan kader defterindeki bilgilerin ve programların, Allah’ın iradesi ve kudreti çerçevesinde uygulanması esnasında akıp giden zaman sayfasında yazmaktan ve çizmekten gelen hareketler ve titreşimlerdir. Zaman denen şey, kader defterindeki gizli düsturların kudret sayfalarına yazılımından ve imlâsından ibarettir. Zerreleri ve atomaltı parçacıkları baş döndürücü rakslarla harekete getiren bu erişilmez sır, kâinat çapında büyük bir yazılım hakikatinden başka bir şey değildir.2
Raks Fırtınaları
Bu yazılım ve imlâ işinde hiç şüphesiz tüm zerreler vazifelidirler. Çünkü tüm zerreler her an bir oluşumun içinde yer alırlar, her an bir yaratılışın içinde vazife yaparlar. Her saniye bir var oluşun içinde vazife sınırları çerçevesinde dönüp dururlar, her dakika bir kudret sayfasında durup dinlenmeden resmî geçit yaparlar. Zamanla vazifeleri değişebilir, rolleri farklılaşabilir, gelen yazıya ve tebliğ edilen emre göre sorumlulukları ve yükümlülükleri değişebilir.
Ama hiçbir zerre hiçbir an isyan etmez; her bir zerre her an Allah’ın her emrini alamaya, hilafsız ve harfiyen uygulamaya hazır vaziyette secdededir. Ve her an, bizimle ilgili sayısız alanda bile, biz farkında olmadan bu emirlerden milyonlarcası uygulanmakta, trilyonlarca zerre etrafımızda bu İlâhî emre boyun eğmektedir.
Bu vazife alma ve vazifeyi başarıyla yürütme özelliği, her zerrede farklı bir yazılım ve program biçiminde hiç şüphesiz vardır. Her bir zerrenin birden fazla vazifeyi aynı anda yürüttüğü bir gerçektir.
Meselâ, hava sayfası aynı anda ses naklinden görüntü nakline, elektro manyetik titreşimlerden ışın, ışık ve madde nakline kadar, sınırsız yaratılış ve fıtrat yazılımına kadar sayısız vazifeleri yürütmekte; Allah’ın emir ve iradesine bir “arş” olmaktadır.3
Dipnotlar:
1- Sözler, s. 618.
2- Age., s. 620.
3- Age., s. 185.