Epstein adlı, pis, karanlık ve mülevves yüz hakkında yazmayan kaldı mı bilmem ama Amerika’nın ve aslında Batı’nın daha önce gizli yüzünün üstündeki peçeyi kim neden ve şimdi çekti bilinmez.
Sözde bilim adamları, ultra zengin milyarder iş adamlarından tutun da koca koca güçlü ordulara komutanlık yapan, büyük ülkeleri yöneten siyasetçilere, kraliyet ailesi mensuplarına, gücü ellerinde tuttuğunu zanneden zavallılara varıncaya kadar geniş bir yelpazede yer alan, sadece ve sadece arzularını tatmin etmeye çalışan şehvetlerinin ve şeytanın kölesi olmuş sapıklar güruhu bir süredir gündemin birinci maddesi. Bu perdeyi kaç zaman daha gündemde tutup devamında neler yapacaklar.
Bunlar insanlığa ait demokrasi, özgürlük, çağdaşlık, eşitlik gibi değerleri pazarlarken, karanlık meş’aleleriyle, gerçekte İnsanlığı toptan amaçsız bırakmayı hedeflediler. Pazarladıkları kavramların çoğunu da 21. yüzyılda Gazze’ye yaptıklarıyla gömmüşlerdi aslında.
Asıl plan, şeytanî yollarla insanları kendi aslî hedeflerine sorgusuz sualsiz ram ederek, küresel sapıklar güruhunun karanlık ve iğrenç yüzünün, çirkinliğini güzel kılıflarla pazarlayıp sembolleştirmekti.
İsteyene makam, isteyene maddî güç, isteyene istediğini sağlayarak oluşturdukları karanlık şebeke içerisinden zirvelere taşıdıkları karakter yoksunlarına, istediklerini yaptıran iblisin insan şekline girmiş mensupları.
Midelerimizi bulandırıp bu iğrenç ağın içine düşmüş çocuklara ettikleri inanılacak veya tasvir edilecek gibi değil. Yamyamlara rahmet okutan bu vahşet, vicdanlarımızı kanatırken, yılana, çıyana, domuza, maymuna ve her türlü vahşî canavara dönüşebilen insan görünümlü yaratıklar olduklarını da yakinen görmüş olduk.
Konuyla alakalı küçük bir araştırma yaparken, Üstadımızın bizi bu güruha karşı bizleri şiddetle uyardığını da gördüm. Asırlar geçse de şeytanın taraftarları ve Hz. Adem’in (as) salih evlatları arasındaki münasebet ve roller esasında hep aynı, sadece oyuncular değişiyor yani aslında ‘’güneşin altında değişen bir şey yok.’’
Hatta gazetemizin 16 Ocak 2013 yılındaki sayısında, günümüze ait yazılması gerekenlerin içerisinde aradığımdan fazlasının da derlenmiş olduğunu gördüm.
Bediüzzaman Hazretleri de eserlerinde bu meseleleri ele alırken mü’minlerle, bu güruhun mensuplarını bakın nasıl tasvir etmiş: ‘’Medenî mü'min ile medenî kâfirin suret ve sîret ve zahir ve bâtın farklarını gayet beliğ bir tarzda beyan ediyor. Ve neticede bu farkı körlere de göstermek için diyor ki: ‘Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda'nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir’’’ 1
Yine bir başka risalede ‘’Kâfirlerin medeniyetiyle mü’minlerin medeniyeti arasındaki fark:
Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs, içi pis; sûreti me’nus, sîreti mâkûs bir şeytandır.’’ 2 diyerek bize medeniyet hikâyelerinin arkasına saklananların, hakikî yüzlerini görmemizi ve anlamamızı sağlayan bir ışık tutar.
Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir.3 derken başka söze de gerek kalmıyor aslında.
Anlayacağınız, Amerika’ya Fransa’nın hediye ettiği özgürlük anıtının meşalesi şimdilerde etrafına sadece karanlıklar saçıyor.
Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nuriye, s. 221.
2- Age., s. 77.
3- Sünûhat, s. 58.