"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

AB: Yönünü arayan gemi

Ahmet Said Aydil
29 Ocak 2026, Perşembe
Almanya Başbakanı Merz Davos konuşmasında ilginç açıklamalar yaptı:

“Almanya ve Avrupa, reformları geciktirerek ve girişimcilik hürriyetini ve ferdî sorumluluğu gereksiz ve aşırı bir şekilde kısıtlayarak son yıllarda inanılmaz bir büyüme potansiyelini boşa harcadı. 

“Avrupa’da bürokrasiyi önemli ölçüde azaltmalıyız. Tek pazar, bir zamanlar dünyanın en rekabetçi ekonomik alanı oluşturmak için meydana getirilmişti. 

“Bunun yerine, aşırı düzenlemenin dünya şampiyonu olduk. Bu durumun sona ermesi gerekiyor.”

Bize göre Merz’in bu açıklaması, Avrupa’nın içine düştüğü krizi hâlâ yüzeysel biçimde okuduğunu gösteren ciddi bir farkındalık eksikliğine işaret ediyor. 

AB uzun süredir belirli bir konfor alanına sıkışmış, aktif ve stratejik biçimde Birlik çıkarlarını savunabilen siyasetçileri sistem dışına itmiş, hareketsiz kalmayı “istikrar” ile karıştırmış durumda. 

“Tarihin sonunda biz varız, herkes bize benzeyecek” yaklaşımıyla kendini merkeze yerleştirmiş, hem çevresindeki, hem de içindeki birçok aktörü ve toplumu kendinden soğutmuştur.

Bu yüzden Merz’in teşhisi yanıltıcı olduğu kadar da ofansif bir hale geliyor. Zira Avrupa’nın problemi kurumsal yapısı ya da düzenleyici kapasitesi değildir. Aksine, öngörülebilirlik, hukuk güvenliği ve standart üretme kabiliyeti uzun yıllar boyunca AB’yi hem içeride, hem de küresel ölçekte ayakta tutan temel unsurlar olmuştur. Elbette bu yapılar zamanla değişime ve güncellemeye muhtaçtır; ancak sorunu doğrudan regülasyonlara indirgemek, meselenin özünü ıskalamaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Asıl problem, bu kurumsal kapasiteyi yönlendirecek ortak bir gaye ve siyasî iradenin giderek ortadan kalkmış olmasıdır.

Bugün AB genişlemek ister görünmektedir, fakat bu irade net değildir. Rekabet etmekten söz etmektedir, ancak bunun hangi alanda ve hangi stratejiyle yapılacağı belirsizdir. Küresel aktör olma iddiası ise söylem düzeyinde kalmakta, pratikte karşılığını bulamamaktadır.

Amaç duygusu kaybolduğunda kurumlar işlemez; yalnızca kendi içinde dönmeye başlar.

Kendi coğrafyasını etkileyen tarihî kırılma anlarında Avrupa, stratejik otonomisini fiilen ABD’ye devretmiş; “evde barış, dışarıda ne olursa olsun” anlayışıyla küresel krizlerde eski sömürgeci reflekslerle hareket etmiş ve bazen de seyirci kalmayı tercih etmiştir. Bu tercihlerin hepsi, bugün, Avrupa’nın kapısını çalan güvensizlik, savaş ve istikrarsızlık olarak kendisine geri dönmüştür.

Gazze’de yaşanan soykırım karşısında sergilenen tutum da bu durumun artık gizlenemez hâle geldiğini göstermektedir. Sözde uluslararası hukukun ilk savunucusu olan AB yöneticileri eliyle sergilediği bu tutum yüzünden kendi içinde bile ciddiye alınmayan bir aktör haline gelmiştir. AB’ye baştan beri fevrî sebeplerle düşman olanların zanları onlara göre doğrulanırken AB’nin yapısal modelini savunanlar bu süreçte mahcup olmuştur.

Şimdi de AB diplomatları bu yapısal modele suç buluyorsa vay halimize…

Kısaca mesele bürokrasi değildir. Mesele yönsüzlüktür. Mesele amaçsızlıktır. Bu süreçte gerçekleşen ahlâkî çöküştür.

Avrupa, sorunun regülasyonlar ya da kurumsal yükler olduğunu zannederek hızlanmaya çalışmaktadır. Oysa mesele ağırlık değil, rotadır. Ve yönü olmayan bir hız, ilerleme değil; belirsizliğe doğru savrulmaktan ibarettir.

Okunma Sayısı: 1252
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    29.01.2026 19:30:25

    ..."Dinsizlik(hukuksuzluk, zulüm, tefrika, tehdid, terör) cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kàdir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır." Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat - 57 🕋+🌍+🇪🇺+🇹🇷+🇩🇪+🇵🇸+🇮🇷+🇷🇺+🇺🇦+🇵🇸🙌🌹🤲🌹♥️☝️🌙🕋😭😭😭🕊🕊🕊🌍🕋🇪🇺🇹🇷🇩🇪😭🇮🇷😭🇷🇺😭🇺🇦😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭

  • S.topuz

    29.01.2026 19:26:22

    ..."Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur. İşte böyle bir sırada,o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir za-manda,Hazret-iİsa(a.s)'ın şah-siyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek,yani rahmet-iİlahiyenin semasından nüzul edecek; hal -i hazır Hristiyanlık dini o haki-kata karşı tasaffi edecek,hura-fattan ve tahrifattansıyrılacak, hakaik-iİslâmiye ilebirleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İs-lâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek,o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâm-iyet metbu' makamında kala-cak;din-i hak bu iltihak netice-sinde azîm bir kuvvet bulacak tır."... Mektubat - 56🕋🇪🇺🇹🇷🇮🇷

  • S.topuz

    29.01.2026 19:24:46

    ..."Ehadîs-i şerifede gelmiş ki: Âhirzamanın Süfyan veDeccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, "İslâm'ın ve beşe-rin hırs ve şikakından istifade ederek" az bir kuvvetle nev'-i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlem-i İslâmı esaret altına alır.EY EHL-İ İMAN (Ehl-i Kitab)! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz,aklınızı başınıza alı-nız!İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ [Mü'minler (Aynı ALLAH'a inananlar!)ancak kardeştirler!] kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne ha-yatınızı muhafaza ve nede hu-kukunuzu müdafaa edebilirsi-niz.Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken;bir ço-cuk,ikisini de döğebilir.Bir mi-zanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa;bir kü-çük taş,muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir;birini yuka-rı,birini aşağı indirir."... Bediüzzaman, Mektubat - 267

  • Raşit Örenel

    29.01.2026 17:24:49

    "Avrupa’nın problemi kurumsal yapısı ya da düzenleyici kapasitesi değildir. Aksine, öngörülebilirlik, hukuk güvenliği ve standart üretme kabiliyeti uzun yıllar boyunca AB’yi hem içeride, hem de küresel ölçekte ayakta tutan temel unsurlar olmuştur." En kritik tespit budur. Zannımca tüm dünyadaki müstebitleri tir tir titreten de bu tespitteki temellerdir. AB, bu tespitteki esasları başarılı bir şekilde temsil edemesin, ABD'den Rusya'ya, Türkiye'den Çin'e insanlık düşmanlarını eleştirmeye yarayacak yaşayan bir örnek olamasın diye saldırı altındadır. Bunu herkesten önce AB ülkelerinin görmesi lazım.

  • S. Pelin Kurukahveci

    29.01.2026 15:20:20

    İstifadeye medar bu yazı için Allah razı olsun kardeşim. AB kendi kendini yok ediyor maalesef.

  • Nahit Topaloğlu

    29.01.2026 08:59:54

    Tebrik ederim kardeşim. Güzel bir tahlil. Fî emânillah!

  • Hüseyin ilhan

    29.01.2026 07:20:40

    Aynı durum mevcut iktidar içinde geçerli hatta daha da vahimi İslama,din kardeşine ihanet eden bir iktidar var bizde. Eyyy diye diye FİLİSTİN davasına sahip çıkıyoruz der amma siyonist katil devlete ülkemin 40 yıl veto ettiği üyeliğine kabul edip ,hiçbir taviz almaz, şart koymaz. Yine masumları katleden bomba mühimmatı dahil her ama her türlü desteği verir. AKP iktidarı ikiyüzlülüktür dünyada üst ligde ve ilk üç içindedir.

  • Eda Gül Beyaz

    29.01.2026 05:36:20

    Değerli yazar kardeşim Ahmet Said beyin tezine katılıyorum. Avrupa nereye gideceğini şaşırmış vaziyette önüne çıkan kavşakta kararsız bir insan gibi ellerini dizinin arasında oturup kalmışa benziyor. Sırtında taşıdığı yükün ağırlığı da yerinden kalkıp ilerlemesine engel oluyor. Avrupa, çoğunlukla Müslüman coğrafyalarda olmak üzere dünyanın geri kalanından elde ettiği haram sömürü yükünü daha ne kadar taşıyabilir? Burda Üstadımızın öngörüsünde olduğu gibi Avrupanın insanlarından topyekun bir ihtida bekleyebilir miyiz? Eğer böyle külli bir tevbe istiğfar olmazsa Avrupa'nın bir yön bulması mümkün mü ? Değerli yazarın da ifade buyurduğu üzere Avrupa'ya yön verecek tek güç ancak islamda haizdir. Bakalım mevla görelim neyler...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı