"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman modeli radikalizmin önünü kesti

20 Ocak 2022, Perşembe
Radikal hareketlerin türkiye’de zemin bulamayışının en önemli sebebi, Risale-i Nur’daki müsbet hareket ve manevî cihad prensiplerinin Müslümanların tamamına doğrudan veya dolaylı yollarla mal olmuş olmasıdır. Türkiye bu tarz sancılara çok fazla maruz kalmayışını Üstadın modeline borçludur.

İzmit Mahal Meşveret Heyeti 25. Söyleşi Programı / 09 OCAK 2022 - 1

***

Ahmet Cemil Çökren: Muhterem abiler ve hanım ablalar. İzmit Mahal Meşveret Heyetimizin almış olduğu karar gereği ayda bir online olarak video konferans sistemi ile gazetemiz yazarları ve kitap yazarları ağabeylerimizle söyleşi yapmak kararı almıştık. Yapacağımız 25. söyleşide Yeni Asya Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz ile Dünya Barışı İçin Bediüzzaman Modeli kitabı ile ilgili konuşacağız. Bir önceki söyleşimizde araştırmacı-yazar İsmail Tezer ve Osman Yiğit ile Fihrist Risalesi’ni konu etmiştik. Bizim buradaki amacımız kitap yazarları ile okuyucuyu buluşturmak. Kitapların tanıtımını yapmak. Ayrıca okuyucuların kafalarına takılan soruların cevap bulunmasını sağlamaktır. Öncelikle bizim hazırladığımız soruları soracağız. Dinleyen dinleyicilerimizin chat kısmında veya bana whatsup’tan sorularını gönderebilirler. Süremiz el verdiğince bu soruları da soracağız inşallah. Evet İzmit Yeni Asya temsilciliğinin organize etmiş olduğu söyleşide Kâzım Güleçyüz Ağabeyimize tekrar hoş geldiniz diye başlayalım inşallah. 

Kâzım Güleçyüz: Hoş bulduk, sağ olun.

A. Ç.  Bilmeyenler de olabilir, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kâzım Güleçyüz kimdir?

Evvelâ iki Salih Abi başta olmak üzere geçtiğimiz dönemde Berzah Âlemi’ne yolcu ettiğimiz cemaatimiz mensuplarını, temsilcilerimizi ve diğer isimlerini zikredemediğiz herkesi bir kez daha rahmetle yad edelim. Allah rahmet eylesin. Bu geçici ayrılık tabi, bizlerin de gideceği yer orası. Edebî âlemde inşallah tekrar bir arada oluruz. 

Ben aslen Kütahyalıyım. 1977’den beri İstanbul’dayım. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunuyum. 1978’de Yeni Asya’da vazifeye başladım. Zaten İstanbul’da tercih yapma gerekçem de esas itibarıyla neşriyatta vazife almak idi. Cenab-ı Hak nasip etti. O zaman Cağaloğlu’nda Yerebatan Sarnıcı’nın olduğu cadde, Kâzım İsmail Gürkan caddesi (Yerebatan Caddesi) orda bir binamız vardı. Orada yayınevi kısmında vazifeye başladık. Değişik görevler aldık. Evvelâ kütüphanede kitapların listesini çıkarma vazifesi vermişlerdi bana. Daha sonra ufaktan İngilizce tercümelere başladık. Gazeteyle ilgilenmeye başladık, gazeteye tercümeler yapmaya başladık. Sonra Yeni Asya Araştırma Merkezi kuruldu. İlim Teknik Serisi hazırlanıyordu. ‘Yıldızların Esrarı’ ile başlayan bir seri. Orada görev aldık. Sonra Köprü dergisiyle ilgilenmeye başladık. Bir taraftan da araştırma merkezindeki görevimiz devam ediyordu. Hem editörlük hem de Köprü dergisiyle meşguliyet. Sonra Bizim Aile’yi çıkardık, Köprü çıkıyorken. Köprünün en canlı dönemleriydi 1984, 1985, 1986, 1987. Her sayısı gündem oluşturan bir muhtevayla çıkıyordu. 12 Eylül yasaklarının aşılması noktasında hep birlikte o gayretleri gösterdik ve yasakların referandumda reddini sağlayan neticenin ortaya çıkmasında yayınlarımızla ve cemaatimizin gayretleriyle çok büyük gayretlerimiz oldu. 

1992 Mayıs’ından itibaren de gazetede vazife terettüp etti. Rahmetli Kutlular Ağabey’in tevdi ettiği bir vazife ile gazetenin genel yayın yönetmenliği ve günlük köşe yazıları vazifesini almış olduk. O günden bu tarafa bu vazifeyi götürmeye çalışıyoruz. Bir takım kitap çalışmalarımız oldu. Onlardan biri de bugün konuşacağımız, ‘Bediüzzaman Modeli’ kitabımız… 

- Cihad nedir? Maddî cihad ile barış gelebilir mi?

Üstad’ın yaptığı tariflere baktığımız zaman; Artık bu zamanın cihadı manevî cihad. Dahildeki cihad ve haricdeki cihad farklıdır diyor. Vefatından önce vermiş olduğu en son derste de aynı şey var. Ama Üstad’ın Eski Said döneminden itibaren yazdığı makalelere ve eserlere baktığımız zaman cihadı, hep fikir planında mütalâa ettiğini görüyoruz. “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı, sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz” derken mesela bunun örneklerinden birini vermiş oluyor Üstad. “Cihad-ı haricîyi şeriat-ı garranın berahin-i katıasına havale edeceğiz” derken harici cihadın da yine fikir zemininde ağırlıklı olarak yürüyeceğini belirtmiş oluyor. 

Eski Said, ilk dönem eserlerinden başlayıp, Üstad’ın vermiş olduğu en son derse kadar hep bunun üzerinde gittiğini görüyoruz. Maddî cihadın gerektiği haller yok mudur? Vardır. Üstad’ın hayatında da olmuştur. 1. Dünya Savaşı’nda Van’da medresesini kapatıp vatan müdafaası için cepheye koştuğu dönemler de olmuş. Bitlis müdafaasında esir düşerek Rusya’da iki buçuk seneden fazla bir esaret hayatı olmuş. Ve birçok talebesi şehit düşmüştür, o savaşlar sırasında. O ayrı bir durum… Ama genel anlamda hayatının bütününe baktığımız zaman çok büyük bir ekseriyet itibarıyla manevî cihad, fikir ekseninde bir cihad ortaya koyduğunu, kalemle, fikirle, kitapla bu cihadı yaptığını görüyoruz. 

Manevî cihad, bugünün Müslüman dünyasında en çok anlaşılmasını ve ona göre hareket edilmesi gereken bir kavramı ifade ediyor. İslâm dünyasının sancılı, sıkıntılı yerlerine baktığımız zaman hep Üstad’ın bu manadaki manevî cihad ve müsbet hareket tariflerinin Müslümanlar tarafından bilinmeyişinin ve uygulanmayışının doğurduğu neticeler olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Manevî cihad esasıyla yürütülen hizmetler sayesinde de Türkiye en şiddetli bir istibdat rejimini barışçı bir şekilde bertaraf edebilmiş ve 1950’deki demokrasiye geçiş olayını Risale-i Nur’un uzun yıllar toplumda yayılmasıyla meydana gelen altyapı sağlamıştır. Dolayısıyla barışçı bir mücadele, müsbet hareketle verilen bir mücadele, manevî cihad denilen bu kavramlar hep iç içe giren şeyler… Bu zamanın en selâmetli ve en neticeye götürücü hizmet tarzı… 

- Işid, El- Kaide gibi İslâmî terör örgütleri varken İslâm dünyaya barışı nasıl getirecek?

Bu vermiş olduğunuz örneklere iyi bakarsak, meselâ Işid, El Kaide gibi terörle anılan örgütlerin aslında İslâm dünyasının kendi iç dinamiklerinden doğan, oradan ortaya çıkan hareketler olmadığını, daha çok dış müdahalelerle türetilen ve İslâm’ı lekelemek için kullanılan maşa örgütler olduğunu görmemiz mümkün. Burada El- Kaide gibi Işid gibi, diğer bunun türevleri olan örgütler gibi oluşumlar Amerika’nın Irak’a olan müdahalesinden ve daha sonra Suriye üzerinden aynı operasyonların devam etmesinden sonra ortaya çıkan örgütler olduğunu görürüz. Bunların birtakım söylem düzeyinde İslâm, şeriat, kılıç falan gibi terimler kullansalar da hep Müslümanlara karşı eylemler yaptıklarını, ağırlıklı şekilde Müslümanları sürüklediklerini görüyoruz. Meselâ, Işid ve benzeri örgütlerin İsrail’le ilgili herhangi bir eylemine rastlamak mümkün değil. Hâlbuki bölgede esas mücadele edilmesi gereken yer İsrail. Ama onların öyle bir derdi yok. Müslüman kanı dökmek, Müslümanlarla uğraşmak ve Müslümanları lekeleyen bir takım eylem ve söylemlere imza atmak. Taliban için de belki aynı şeyi söylemek mümkün. Taliban, Afganistan halkının tamamını temsil eden bir hareket değil. Ama gene Afgan halkının kendi içerisindeki bölünmüşlüklerden istifade ile ve yine dış destekle önü açılan bir oluşum. Burada Amerika’sından Rusya’sından, Çin’ine, Hindistan’ına kadar dış güçlerin parmağı var. Onun için bu hareketleri İslâm dünyasının, İslam ümmetinin, İslâm toplumunun kendi iç dinamiklerinden doğan hareketler olarak görmek doğru değil. Eğer İslâm ülkeleri Üstad’ın tarif ettiği manada hürriyetçi rejimlerle, demokratik rejimlerle, hukukun üstünlüğünün hakim olduğu rejimlerle yönetilmiş olsalar zaten bu tarz örgütlerin zemin bulabileceği ortamlar da pek olmayacaktır. Türkiye’den bu tarz şeylerin pek sadır olmaması, -istisnai bir iki örnek var, ama onlar da kısa zamanda göründü ve silindi. Bunlar daha çok tabi gerek yerli istihbarat örgütlerinin, gerekse uluslar arası istihbarat örgütlerinin böyle bir takım toplum mühendisliği projeleriyle ürettikleri, yönlendirdikleri oluşumlar- Ama sosyolojik olarak sağlam bir tabanları yok. Müstebit, baskıcı rejimlerin kendi diktalarını sürdürebilmek için öne sürdükleri, kullandıkları, manipüle ettikleri maşa örgütler olarak ortaya çıktıkları bir vakıa… Onun için tekrar aynı şeyi söyleyecek olursak İslâm ülkelerinde demokratik, hukuk kriterlerine uygun yönetimler iş başında olsa bu tarz şeyler zemin bulamayacaklar. Türkiye gibi vakti zamanında en şiddetli istibdada duçar olmuş, onun zulmünü, eziyetlerini yaşamış bir ülkede bile bu tarz radikal hareketlerin zemin bulamayışının en önemli sebebi, Risale-i Nur’daki müsbet hareket ve manevî cihad prensiplerinin Müslümanların tamamına doğrudan veya dolaylı yollarla mal olmuş olmasıdır. Toplumun bu radikal yapılara, bu radikal örgütlere prim vermemesidir. Onun için bu tarz yönelişler bizim ülkemizde hiçbir zaman taraftar bulamamıştır, zemin bulamamıştır. Bütün tahriklere rağmen, bütün provokasyonlara rağmen. Bu anlamda Türkiye bu tarz sancılara çok fazla maruz kalmayışını da yine Üstad’ın modeline, Bediüzzaman modeline borçludur. 

- Sulh-u umumî açısından baktığımızda hakikî medeniyetin tesisinde, Müslüman- Hıristiyan ittifakında Bediüzzaman Modeli’nin önemi ve etkileri hakkında neler söylersiniz? 

Üstad’a has orijinal yorumlardan, yaklaşımlardan biri. Ahir zaman hadislerini Üstad çok gerçekçi bir şekilde ve ahir zaman şartlarını çok iyi okuyarak, hadiseleri çok iyi okuyarak harmanlayabilmiş yorumlayabilmiş bir insan. İsa (as) ahir zamanda tekrar yeryüzüne ineceği manasındaki rivayetleri o kadar enteresan bir şekilde yorumluyor ki Üstad, hem Hıristiyanlığın kendi içindeki dönüşümü ve tekrar Hz.İsa’ya (as) inen orijinal şekline tevhide dönmesi anlamında bir yoruma tabi tutuyor. Hem de bu zamanın dehşetli dinsizlik cereyanlarına karşı Müslümanların ve Hıristiyanların ayrı ayrı kaldıkları takdirde muvaffak olamayacaklarını ve mutlaka işbirliği, ittifak içerisine girmek mecburiyetinde olduklarını ifade ediyor. Bu da son derece önemli ve evrensel bir hizmet stratejisinin ifadesi. Hakikaten bugün insanlığın karşı karşıya olduğu problemler, ortak problemler, küresel problemler, Müslümanlarla Hıristiyanların mutlaka güç birliği yapmalarını gerekli kılıyor. Bu hem siyasî konularda böyle, mesela Kudüs olayı, Filistin olayı sadece Müslümanların gayreti ile çözülecek bir mesele olmaktan çıkmış artık. Kaldı ki Kudüs üç semavî dinin mukaddes mekânlarının bulunduğu bir yer. Ama maalesef o Siyonist şebekelerin güdümündeki İsrail’in tehdidi altında ve Yahudileştirilmek isteniyor ve bununla ilgili adım adım ilerliyorlar. Halbuki orada İsa (as) yaşadığı mekânlar var. Mücadele ettiği mekânlar var. O zulümlere maruz kaldığı mekânlar var. Hıristiyanlığın orijinal kiliseleri var. Ve dolayısıyla Müslümanlarla Hıristiyanların en azından ve bir de Yahudilerin sağduyu sahibi kesimlerinin, İsrail politikalarına karşı çıkan Siyonist politikalara karşı çıkan, insanî değerlerden yana olan kesimlerinin güç birliği yapmalarını gerektiren bir durum içerisinde Kudüs ve Filistin’de ki diğer mübarek mukaddes yerler. 

Aynı şekilde ahlâkî problemler, inanç problemleri, sosyal problemler de bütün dünya ölçeğinde Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte hareket etmelerini gerektiriyor.

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 1748
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı