"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cumhuriyet elitleri, zındıka komitelerinin yönlendirmesine kapıldı

17 Nisan 2024, Çarşamba 00:57
Av. Hakan Özlen: “Cumhuriyet elitleri, yaşanan travmaların da etkisiyle zındıka komitelerinin yönlendirmesine kapılarak, toplumla hemen hemen hiç bir ilişkisi olmayan yeni bir toplum ve kimlik oluşturmak istediler. Bu süreçte, İttihat ve Terakki’nin kültür milliyetçiliğinden etkilenenlerle, Batıcıların laiklik hassasiyetleri bir araya getirildi ve üst kimlik milliyetçiliği oluşturuldu.”

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinin Milliyetçilik Seminerleri - 2
Erhan Akkaya - Adnan Solmaz

Fotoğraf: Furkan Kösmene

BATICILIK FİKRİ VE İDEOLOJİSİ

atıcılık fikri, Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir akım olmuştur. Ancak, bu akım müstakil olarak savunulan bir fikir değildir. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi fikir akımlarını savunanlar ayrıca batılılaşmanın gerekliliğini de savunmuşlardır. Ancak, bu üç fikir akımı, batılılaşma konusunda “Batı’nın hangi yönünün örnek alınması ya da alınmaması” noktasında ayrışmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın sonlarına doğru başlayan modernleşme ve yenileşme hareketleri, İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde (1908) doruk noktasına ulaşmıştır. 

Batıcılık, bu düşünce akımlarının tamamını etkilemiş olsa da, her akım kendi içinde farklı bakış açılarına sahiptir. Batıcılığa tam olarak bağlı olmayan düşünürler de bulunmaktadır. 

Genç Osmanlılar, ilerlemenin yönünü Batıda görmüş ve Batının başarılarının dayanaklarını Osmanlı’nın geri kalmışlığına çare olarak görmüşlerdir. Ancak, bu düşünce akımları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin, Abdullah Cevdet gibi aşırı Batıcı düşünürler, materyalizm ve pozitivizm çerçevesinde bakarak İslam’ı eleştirmişler ve hatta reddetmişlerdir.

Celal Nuri İleri gibi ılımlı Batıcılar, Batıdan teknik medeniyeti alırken kültürel ve ahlaki değerleri önemsemiş ve bu sebeple milliyetçilik düşüncesine destek vermiştir. Ahmet Rıza Bey ise pozitivizmin etkisi altında kalarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin isim babası olmuştur. İkinci Meşrutiyet döneminde, öncelikli hedefi devleti kurtarmak olan Batıcılık akımı, İslamcılık ve diğer akımlarla çatışma içinde olmuştur. 

İslamcı düşünürler, dinin ilerlemeye engel olmadığını savunmuşlar ve Batı’dan bağımsız bir ilerleme yolunun bulunması gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Bu bağlamda Türkçülük fikri ve ideolojisine geçmeden önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne değinmek lazımdır.

İTTIHAD VE TERAKKİ CEMİYETİ İLE PARTİSİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde önemli bir politik hareket olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889 yılında askerî tıbbiye öğrencileri tarafından gizli bir örgüt olarak kurulmuştur. 

İlk olarak “İttihad-ı Osmani” adıyla faaliyet gösteren bu cemiyet, daha sonra 1894’te İttihat ve Terakki şeklinde ad değişikliğine gitmiştir. Özellikle 1908 devrimi ile birlikte güçlenen ve siyasi sahnede etkili hale gelen cemiyet, Osmanlı Devleti’ni modernleştirmeyi, güçlendirmeyi ve parlamenter demokrasiyi benimsemeyi amaçlamıştır.

İttihat ve Terakki, modern eğitim almış bürokratlardan ve subaylardan oluşan bir topluluktur.

Başlangıçta Namık Kemal’in özgürlükçü fikirlerini benimseyen cemiyet, zamanla daha disiplinli bir yapıya kavuşmuş ve özellikle Doktor Bahaeddin Şakir ve Doktor Nazım liderliğinde şekillenen bir grup haline gelmiştir. Bu grup, Türk milliyetçiliğini ve askerî örgütlenmeyi ön plana çıkardı.

İttihat ve Terakki, ideolojisini Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eseri üzerine bina etmiştir. Bu eserde Akçura, Osmanlı İmparatorluğu’nun karşı karşıya kaldığı sorunları üç farklı siyaset tarzı çerçevesinde ele almıştır: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. İttihat ve Terakki, bu üç siyaset tarzını sentezleyerek Osmanlı İmparatorluğu’nu içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmayı hedeflemiştir. Bu eser aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin önemini vurguluyordu. Bu nedenle, İttihat ve Terakki, Batılılaşma, laikleşme ve milliyetçilik gibi ilkeleri benimseyerek ülkeyi çağdaş bir yapıya kavuşturmayı hedeflemiştir. 

İttihat ve Terakki, siyasi bir parti olarak 1908’de resmen kuruldu ve ülke genelinde dernekler kurarak tabanını genişletti. 1913 yılında ise siyasi parti olduğunu açıkladı ve dernek şubelerini parti şubelerine dönüştürdü. 

Bu dönemde parti, Meclis-i Mebusan‘da etkili bir konuma geldi ve ülkenin yönetiminde söz sahibi oldu. Ancak İttihat ve Terakki’nin iktidarı döneminde, fiili bir askeri diktatörlük rejimi hüküm sürdü. 

İttihat ve Terakki’nin iktidarı, 1913-1918 döneminde Enver, Cemal ve Talat Paşaların üçlü yönetimi olarak tanımlandı. Bu dönemde parti, ülkenin yönetimini elinde tuttu ancak çok uluslu yapıya sahip Osmanlı İmparatorluğu’nda tam anlamıyla geçerli olacak bir ideoloji de geliştiremedi.  Parti, Cumhuriyet dönemine kadar varlığını sürdürdü ancak İstanbul’un işgal edilmesiyle birlikte etkisi azaldı ve nihayetinde kapanma sürecine girdi.

Evet, İttihat ve Terakki Partisi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde modernleşme ve milliyetçilik hareketlerinin öncüsü oldu. Ancak, siyasi arenada uzun süre varlık gösteremeyen parti, Cumhuriyet döneminin başlamasıyla birlikte yerini yeni politik yapılanmalara bıraktı.

TÜRKÇÜLÜK FİKRİ VE İDEOLOJİSİ

İkinci Meşrutiyet dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihinde önemli bir dönemeçtir. Bu dönem, fikir akımlarının çeşitliliği ve entelektüel mücadelelerin yoğunluğuyla karakterizedir. Osmanlı’nın çöküşü ve modernleşme çabaları arasında sıkışmış bir zamandır. Bu süreçte, farklı düşünce okulları ve siyasi ideolojiler bir araya gelerek Osmanlı toplumunun ve devletin geleceğine dair farklı vizyonlar sunmuştur.

İkinci Meşrutiyet’in ön plana çıkardığı düşünce akımlarından birinin Osmanlıcılık olduğunu belirttik. Osmanlıcılar, imparatorluğun çeşitli unsurlarını bir araya getirerek ortak bir Osmanlı milleti oluşturmayı hedeflemişlerdir. Ancak bu ideal, pratikte başarısızlıkla sonuçlanmış ve imparatorluğun çeşitli unsurları arasında bölünmeler derinleşmiştir.

Diğer bir önemli akım ise İslamcılık olmuştur. Osmanlı’nın çöküşü ve ulusal hareketlerin yükselişiyle birlikte bu ideoloji de zayıflamıştır. 

Türkçülük ise İkinci Meşrutiyet döneminin belirleyici düşünce akımlarından biri olarak öne çıkmıştır. Türkçüler, Osmanlı’nın çeşitli unsurlarını değil, Türk kimliğini öne çıkarmış ve Türk milletinin birliğini vurgulamışlardır. Bu akımın önde gelen temsilcilerinden biri Yusuf Akçura’dır. Akçura, Türk milletinin birliğini ve özgünlüğünü vurgulayarak Türkçülük ideolojisini güçlendirmiştir.

Türkçülük düşüncesinin en önemli isimlerinden biri de Ziya Gökalp’tir. Gökalp, Türk milletinin yükselişini ve gelişmesini Türkçülük idealiyle ilişkilendirmiştir. Ona göre, Türk milleti ancak kendi öz kimliğini tanıyarak ve bu kimliği güçlendirerek yükselişe geçebilir. Gökalp’in Türk milliyetçiliği ve Türkçülük ideali, Osmanlı’nın çöküşü karşısında bir çıkış yolu olarak görülmüştür.

TEK PARTİ DÖNEMİ: KİMLİK VE ASİMİLASYON POLİTİKALARI

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte, Türkiye’nin modernleşme süreci başladı ve bu süreç, toplumsal kimlikler üzerinde derin etkiler bıraktı. Müslümanlar da milliyetçilik akımından etkilendi. Bu dönemde yaşanan ayrılma süreçleri, özellikle Müslüman etnik gruplar arasında, derin yaralar açtı. Osmanlı aydınları üzerinde derin etkiler bırakan bu ayrılma süreci, Müslümanların kopmasıyla birlikte bir travmaya dönüştü.

Cumhuriyet dönemi, bu travmanın izlerini taşıyan bir dönem olarak karşımıza çıkar.  Cumhuriyet elitleri, Osmanlı’nın etkilerinden kurtulmak ve modern bir ulus devlet inşa etmek için radikal adımlar attılar. 

İttihat ve Terakki’nin kültürel milliyetçiliği ve Ziya Gökalp’ın etkisi silinerek, Yusuf Akçura’nın danışmanlığında sentetik dil ve tarih metaforlarıyla toplumdan kopuk bir kimlik oluşturuldu.

Bu yapay kimlik, jakoben bir yöntemle bütün halklar üzerine dayatılarak asimile edilmeye çalışıldı. 

Türkiye’nin resmi millet angajmanı ile Fransa’nınki arasında önemli farklar vardı. Fransa’da devlet dili ile millet oluşturma politikası, Fransız olmayan azınlıklara baskı ve Fransız kültürünün benimsetilmesi şeklindeyken, Türkiye’de ise Anadolu’da yaşayan çoğunluğun kültürüyle ilişkili olmayan yapay bir kimlik oluşturuldu.

Cumhuriyet elitleri, yaşanan travmaların da etkisiyle zındıka komitelerinin yönlendirmesine kapılarak, toplumla hemen hemen hiç bir ilişkisi olmayan yeni bir toplum ve kimlik oluşturmak istediler. Bu süreçte, İttihat ve Terakki’nin kültür milliyetçiliğinden etkilenenlerle, Batıcıların laiklik hassasiyetleri bir araya getirildi ve üst kimlik milliyetçiliği oluşturuldu.

Bu asimilasyon politikaları, Kürtler başta olmak üzere birçok alt kimliği etkiledi. Osmanlı döneminde yaşanan ayrılık süreçleri Kürtleri de etkilemişti. Ancak yine ortak tarihî olaylar ve mücadeleler, o dönemde bir müşterek kimlik oluşturarak birlikte yaşama iradesini güçlendirmişti. 

Ancak, Cumhuriyet döneminde Kürtlerin yaşam kültürü ve kimlikleri dışlanarak, yapay bir kimliğe yönlendirilmesi, Kürtler arasında tam bir sükût-u hayale neden oldu.

Bu durum, Kürtlerle isyan fikri arasında bir bağ oluşturdu ve 1980 sonrası PKK gibi ayrılıkçı hareketler ortaya çıktı. Başlangıçta siyasal bir olay gibi görünen bu kamplaşma, zamanla genel bir toplumsal kutuplaşmaya dönüştü.

Bu dönemde oluşturulan yapay kimlikler ve asimilasyon politikaları, toplumsal çatışmalara ve kutuplaşmalara yol açarak, Türkiye’nin sosyal ve kültürel dokusunu derinden etkiledi. 

Özetle “Tek parti dönemi asimilasyon politikaları” kimseyi ayırt etmez: Kürtler, Aleviler, dindarlar ve diğer bütün alt kimlikler, ayrım yapılmadan “resmi üst kimlik” içinde asimile edilmeye çalışıldı. 

Sonuç olarak, Tek Parti Dönemi, Türkiye’nin kimlik ve asimilasyon politikalarının yoğun yaşandığı bir dönem olarak tarihe geçti. 

BEDİÜZZAMAN VE MİLLİYETÇİLİĞE YAKLAŞIMI

Bediüzzaman Said Nursi, Türkiye’nin yakın tarihinde önemli bir düşünce akımı kurucusu olarak kendine sağlam bir yer edinmiştir. Fikirleri, milliyetçilikten siyasete, İslam’ın yorumundan toplumsal kalkınmaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Özellikle milliyetçilik konusunda sağlam duruşu ve İslam’ın üstünlüğünü vurgulayan perspektifi, onu diğer düşünürlerden ayırmıştır.

Milliyet kavramı Bediüzzaman için çift yönlü bir olgu olarak görünmektedir. Bu fikir bir yandan fırsatlar sunarken diğer yandan tehditler içeren bir yapı olarak değerlendirilmiştir. Üst kimlik ve uhrevi bir olgu olarak milliyet fikri İslamiyet’i ve din kardeşliğini ortak değer olarak kabul ederken, alt kimlik olarak kültüre ve ırka dayalı milliyet fikri İslamiyet’e hadim ve kale olabildiği ölçüde faydalı ve mümkün görülmüştür.

Özellikle Kürtler ve Osmanlı bakiyesi Müslüman milletin yaşadığı fakirlik, cehalet ve ihtilaf marazının çözümünde Bediüzzaman, “muhabbet-i milli” kavramını önemsemiştir. Ona göre, muhabbet-i milli, özellikle ihtilaf marazının ilacıdır ve çoğunlukla ihtilaflar kabile, aşiret ve aile asabiyesinden kaynaklanmaktadır.

Bediüzzaman, İslam’ın ırkçılığı ve kabileciliği reddettiğini bildiren dinî bir perspektifle hareket etmiştir. Özellikle Hücurat suresinin 13. ayetini tefsir ederken, İslam’ın bu tür ayrılıkları ortadan kaldırdığını vurgulamıştır. Bu doğrultuda, unsuriyetçiliği bir cahiliye adeti olarak görüp tekfir eden hadis-i şerife atıfla, Kürtlük davasını manasız bir iddia olarak değerlendirmiştir.

Nitekim Bediüzzaman’ın Medresetü’z-Zehra projesi, bu düşüncelerin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıçta Kürtlerin, daha sonra Osmanlı Devleti’nin ve nihayet Müslüman dünyanın manevi, siyasi ve ekonomik bütünlüğünü hedefleyen bu proje, onun siyasi gözlemlerinin bir sonucudur.

O, siyasetçileri “muktesit meslek” ile adlandırdığı bir anlayışla tahlil eder. Siyaset kavramının kendisi “menfi” ya da “şeytani” bir kavram değildir. Bediüzzaman, bu bakımdan siyasete bakışını “ifrat ve tefritten uzak, hakikati tüm yalınlığıyla kabul eden” anlamında “muktesit meslek” olarak niteler.

Bediüzzaman’ın temel talepleri arasında, Kürt coğrafyasındaki sosyo-politik durumların düzeltilmesi, Medresetü’z-Zehra adında bir üniversitenin kurulması, İslam hukuku dairesinde hürriyetin ilan edilmesi ve Osmanlı Devleti’nin Birleşik İslam Cumhuriyetleri tarzında bir yönetim şeklini benimsemesi gibi konular yer almaktadır. Bediüzzaman, milliyeti ırkî özelliklerden uzaklaştırarak kültürel yönlerine odaklanmış ve menfi olanı karşısında “müsbet” milliyet fikrini öne çıkarmıştır.

İstanbul yıllarında milliyetçilikle doğrudan tanışan Bediüzzaman’ın etnik derneklerin çoğaldığı bu dönemde İttihad-ı Muhammedî Cemiyetini desteklemesi dikkat çekicidir. Zira Bediüzzaman, milliyetçiliği sadece ümmeti bölme aracı olarak değerlendirmiş ve her zaman İslam birliği ve kardeşliği idealine bağlı kalmıştır.

Bediüzzaman milliyetçiliği bir gençlik coşkusu olarak değerlendirirken, toplumu oluşturan diğer kesimlerin milliyetçiliğin sunduğu duygusal bağların dışında kaldığını ifade eder. Ona göre, milliyetçilik sadece gençleri etkileyebilirken, toplumun ilgi, şefkat ve teselliye ihtiyaç duyan diğer kesimlerine fayda değil zarar verir.

Bediüzzaman, milliyetçiliği “batı kaynaklı, seküler ve imanî olmayan bir dünya görüşü” olarak niteler. Ona göre, milliyetçilik, hakka karşı tarafgirliğe ve adaletten sapmaya yol açabilir. Bu nedenle, İslam’ın evrenselliğine vurgu yaparak, milliyetçiliğin menfi etkilerinin aşılması gerektiğini savunur.

Sonuç olarak, Bediüzzaman Said Nursi’nin milliyetçilik ve siyasete bakışı, İslam’ın evrensel mesajını temel alır ve insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde “adalet, şefkat ve kardeşlik” duygularını öne çıkarır. Onun bu düşünceleri, günümüzde de önemli bir rehberlik kaynağı olarak kabul edilmelidir.   

- Son -

Okunma Sayısı: 3020
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı