"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Filistin meselesinde nasıl hareket etmeli?

20 Mart 2024, Çarşamba 00:05
Dr. Ümit Acar: “O halde dünya Müslümanları Filistin meselesinde de hamiyet-i diniye ile hareket ve bilhassa bu manada ittihad etmeli ki Yahudilerin batıl inanış ve zulümlerine karşı hak ve hakikatle ve hakka istinat eden kuvvet ile onlara galip gelebilsinler ve onların zulümlerini bitirebilsinler.”

HAMİYET-İ DİNİYE Mİ, HAMİYET-İ MİLLİYE Mİ? - 2
DR. ÜMİT ACAR

Milliyetin imanla kuvvetlenmesi

Bin seneden bu yana İslâm taifelerinin birkaç aşiretinin yani Arapların, Türklerin ve Türkleşmiş milletlerin kendisinden yüz kat büyük devletlere ve milletlere kaşı gösterdiği kahramanlık ve başarının arkasında da bir iman var. Onlar, aynen o temsildeki o masum çocuğun raylara ve düzene olan imanından gelen kahramanlığı gibi imanlarından gelen bir kahramanlıkla, İslâmiyetin ve kemalât-ı maneviyenin bayrağını Asya’da ve Afrika’da ve yarı Avrupa’da gezdirmişler.

Onların maddi cihadda “ölsem şehidim, öldürsem gaziyim” deyip ölümü gülerek karşılaması ile dünyanın bütün hadiselerine karşı aynı imanla mukabele etmesi arasında kaynağı itibariyle bir fark yok. Mikroptan kuyruklu yıldızlara kadar insanoğlunun küllî istidadına ve hamiyet duygusuna karşı düşmanlık vaziyetini alan o örnekteki tren benzeri tehdidlere karşı, her bir mü’min, kaza ve kader-i İlahiyeye iman etmenin teslimiyetiyle ve imanın kahramanlığıyla mukabele ediyor ve korkmuyor. Aksine bu hadiselere hikmet ve ibret ile bakıyor ve bir nevi saadet-i dünyeviyeyi de kazanıyor. Maddi ve manevi cihadda da vazifesini yapıp neticeyi Allah’a bırakmayı yani Allah’ın işine karışmamayı düstur ediniyor. 

Bu manevî kahramanlıklar gösteriyor ki, istikbalin hâkim-i mutlakı, âhirette olduğu gibi dünyada da İslâmiyet milliyetidir. 

“Çünki ehl-i iman, iman ile görüyor ki, o hadsiz silsileleri, maddî ve manevî şimendiferleri, seyyar kâinatları mükemmel intizam ve hikmet dairesinde birer vazifeye sevkeden bir Sâni’-i Hakîm onları çalıştırıyor. Zerre miktar vazifelerinde şaşırmıyorlar, birbirine tecavüz edemiyorlar. Ve kâinattaki kemalât-ı san’ata ve tecelliyat-ı cemaliyeye mazhar olduklarını görüp kuvve-i maneviyeyi tamamıyla eline verip, saadet-i ebediyenin bir numunesini iman gösteriyor.”

“İşte ehl-i dalaletin imansızlıktan gelen dehşetli elemlerine ve korkularına karşı hiçbir şey, hiçbir fen, hiçbir terakkiyat-ı beşeriye buna karşı bir teselli veremez, kuvve-i maneviyeyi temin edemez. Cesareti zîr ü zeber olur. Fakat muvakkat gaflet perde çeker, aldatır.”

Kalbinde ve vicdanında imandan ve din-i haktan gelen bu hakikat çekirdeği bulunmayan ve korkutucu hadiselere karşı dayanacak bir dayanak noktası bulamayan insanın cesareti ve kuvve-i maneviyesi ise temsildeki Rüstem ve Herkül’ün cesaret ve kahramanlığının basit bir tren korkusuyla kırılması gibi, yıkılır perişan olur ve bu korkusu sebebiyle vicdanı da tefessüh eder, bozulur.  Böyle imansız bir insan ise “kâinatın hâdisatına esir olur. Herşeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer.”

Batıdan gelen milliyet virüsü

O halde Batıdan gelen ve Batılılaşmanın bir neticesi olan seküler milliyetçilik rüzgarlarına karşı uyanık ve dikkatli olmak ve dinî hamiyeti öne çıkarmak şarttır. 

Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda şunları söylüyor:

“Acaba en ziyade kuvve-i maneviyeye ve teselliye ve metanete ihtiyacını hissetmiş bu asırdaki beşer, bu zamanda o kuvve-i maneviyeyi ve teselliyi ve saadeti temin eden ve İslâmiyet ve imandaki nokta-i istinad olan hakaik-i imaniyeyi bırakıp, garblılaşmak unvanı ile İslâmiyet milliyetinden istifade yerine, bütün bütün kuvve-i maneviyeyi kırıp ve teselliyi mahveden ve metanetini kıran dalalet ve sefahete ve yalancı politika ve siyasete dayanmak ne kadar maslahat-ı beşeriyeden ve menfaat-i insaniyeden uzak bir hareket olduğunu; pek yakın bir zamanda intibaha gelmiş, başta İslâm olarak, beşer hissedecek, dünyanın ömrü kalmışsa Kur’an’ın hakaikına yapışacak.”

Demek, sivil alanda hakiki ve samimi din hizmeti yapanların vazifesi “ben milliyete hizmet ediyorum” diyenleri de besleyen ve kuşatan mühim bir vazifedir. O azlara imdad etmek gerektir. 

Filistin ve milliyet fikri

Seminerin sonunda sorulan sorulardan biri şöyleydi: 

“Filistin’de yaşananlara milliyet ve din bağlamlarında ve bu iki tür hamiyet açısından bakıldığında bu iş nereye gider?” 

Önce Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki genel değerlendirmesini okuyalım. Diyor ki: 

“Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin mes’elesinde, hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki Enbiya-i Benî-İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.”

Yani buradan şunu anlıyoruz ki o az sayıda Yahudi’nin, büyük bir kitle durumundaki Müslüman Arap nüfusun arasında bir yurt tutması ve bunu uzun süre sürdürmesi normalde beklenecek bir durum değil. 

Çünkü onların tarih boyunca normal genel motivasyon aracı dünya ve mal sevgisi.  Onlar bu sevgiyle ve hamiyetle hareket ettiklerinde başarıları kolaylıkla başarısızlığa dönebiliyor. 

Oysa Filistin’i kendi yurtları haline getirmek için yaptıkları hareketler açısından asıl motivasyon kaynakları “ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî”. Yani bu olayda Yahudilerin dünyaperestliği değil hamiyet-i diniyesi ve bu dinî hamiyete destek olan hamiyet-i milliyesi devrede. Bu sebeple de “çabuk tokat yemiyorlar”.  

Demek, onlara galip gelmek ve zulümlerini durdurmak isteyen Müslüman Araplar, Türkler ve Acem ve diğer Müslüman milletler için İslama zıt olan bölücü milliyetçilik bir zayıflama sebebi ve Yahudiler bu zayıflama sebebi durumundaki milliyetçiliklerden istifade ederek ayakta kalıyorlar, başarılı oluyorlar. 

O halde dünya Müslümanları bu meselede de hamiyet-i diniye ile hareket ve bilhassa bu manada ittihad etmeli ki Yahudilerin batıl inanış ve zulümlerine karşı hak ve hakikatle ve hakka istinat eden kuvvet ile onlara galip gelebilsinler ve onların zulümlerini bitirebilsinler. 

- SON -

 

Okunma Sayısı: 1653
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    20.3.2024 16:54:58

    “çabuk tokat yemiyorlar” ifadesi; Anladığım kadar, geçde olsa yine iyi bir tokat yiyecekler manası, ifadesi kendini hissettiriyor, Allah'ü e'lem!? ..."Meselâ: فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ "Eğer doğru iseniz, mevti isteyiniz. Hiç istemeyeceksiniz."...Meselâ: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُŞu unvanla o milletin mukadderat-ı istikbaliyesini umumî bir surette ifade eder. İşte şu milletin seciyelerinde ve mukadderatında münderic olan şöyle müdhiş desatir içindir ki, Kur'an onlara karşı pek şiddetli davranıyor. Dehşetli sille-i te'dib vuruyor...Ârife işaret yeter." Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı, Sözler - 402

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı