"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İki bahtiyar nesil: Ümmetin başı ve sonu

03 Eylül 2021, Cuma
Ümmetin başındakiler Hazreti Muhammed Mustafa’nın (asm) şanlı sahabeleridir; O’na (asm) arkadaş olan, O’na (asm) ve dâvâsına fedâi olan. O’nun (asm) yoluna ve hatta birbirlerine her şeylerini seve seve fedâ eden fedâkâr, O’nun (asm) uğruna ve dâvâsına alevlere atılan, işkenceler çektirilen, kanları dökülen, ciğerpareleri gözleri önünde lime lime edilen ve buna rağmen imanlarından vazgeçmeyen sahabeler.

GÖRÜŞ-1: Mehmet Asıf IŞIK
mehmetasif@gmail.com

(Asr-ı Saadet Müslümanı olan Bediüzzaman’ı ve onun etrafında pervane olarak Kur’ân ve imân hizmetini bugünlere taşıyan son asrın sahabe ruhlu kahraman nesli Muhabbet Fedâileri’nin destanını yazan Muhterem İslâm Yaşar Beyefendinin izniyle…)

ÖNCEKİLER / ÖNDEKİLER

“Ümmetimin sonunun kurtuluşu başının kurtuluşu gibidir.” (Tâberâni, Berzenci: Eşrat-ı Saat)

8-10 sene önce bu hadis-i şerif meâlini duyduğumda büyük bir hayret yaşadım. Ve bu sözü her hatırlayışımda aynı şaşkınlık ve heyecanım depreşir. Ümmetin başındakiler Hazreti Muhammed Mustafa’nın (asm) şanlı sahabeleridir; O’na(asm) arkadaş olan, O’na (asm) ve dâvâsına fedâi olan. O’nun (asm) yoluna ve hatta birbirlerine her şeylerini seve seve fedâ eden fedâkâr, O’nun (asm) uğruna ve dâvâsına alevlere atılan, işkenceler çektirilen, kanları dökülen, ciğerpareleri gözleri önünde lime lime edilen ve buna rağmen imanlarından vazgeçmeyen sahabeler. Onlar şerrin, şirkin, küfrün ve zulmün her türlüsü karşısında kahramanca direndiler. Ateşten gömlekler giydiler…

Onlar, o ilkler, Allah’ın Resulüne (asm) canları ve malları pahasına sahip çıktılar. Bütün dikkatleri O’nun (asm) üzerindeydi. Fırsat bulabildikleri her ân’ı O’nunla (asm) beraber geçirmek, yanında, yakınında olmanın, mescidinde bulunabilmenin çabası içindelerdi. Kimisi O’na (asm) vahyin gelişine şâhit oldu, bir kısmı hakkında âyetler indirildi. Pek çoğu O’nu (asm), vahyin tebliği vazifesinde gördü. Çoğu, O’na (asm) gelen İlâhî emirleri, kitabı ve hikmeti öğretirken öğrencisi oldu. Söyleyip yaptığı her şeyi hırz-ı can ederek hayatlarına kattılar, hiç çıkarmamak üzere. Peygamberi (asm) kendi canlarından aziz bilip Kitaba ve Sünnete mukaddes bir emanet bilinciyle sımsıkı sarıldılar.

Onlar İslâm’ın ön safındakilerdir. İslâmı, Hazreti Peygamber Efendimizden (asm) görüp öğrendikleri gibi dosdoğru yaşadılar, öğrettiler ve yaydılar. Peygamberin ve O’na (asm) verilen Kitabın, hikmetin ve vahyin hakikatinin varisi olup bütün çağlara ve coğrafyalara öğretmen ve taşıyıcı oldular. Onlar Peygamberle (asm) saadeti yaşadılar ve yaşadıkları çağa da saadet kattılar. Farklı renk, mizaç ve özelliklerde olmalarına rağmen, Peygamber ifadesiyle, her biri “gökteki yıldızlar” gibiydiler; Nübüvvet yolunu takip edecekler için doğruyu, hakkı ve hakikati, aldatmadan, saptırmadan, yanıltmadan, katmadan ve karıştırmadan saf, duru ve doğru birer kılavuz…

Peygamberler hāriç, mazhar oldukları bu şeref insanlık tarihinde hiç kimseye nasip olmayacak bir bahtiyarlıktı; Risaletin tebliğiyle önce Mekke döneminden başlayan, rahmet esintilerinin kalp ve ruhlara nüfuz etmesiyle yavaş yavaş genişleyen, Medine’ye hicretle orada devam eden nübüvvet vazifesiyle pek çok bahtiyar daha bu şerefli arkadaşlığa nail oldu.

Zat-ı Ahmed-i Muhtar’a (asm) arkadaş olmak, dost olmak, yoldaş olmak, sırdaş olmak; “Muhammed Allah’ın resulüdür; Onlar ki O’nunla beraber olanlar…” (48-El-Feth/29) âyetinin öznesi olmak!.. Cenab-ı Allah medh ediyor sahabeyi; Kelimelerin tarif edemeyeceği büyük bir lütuf ve ihsan. Peygamberlerden sonraki makam onlarındır; sahabenindir ki, hiç kimse onlara yetişemez!

Onlar Allah’a ve Peygamber’e (asm) mutlak itaat ile, hikmetli kitap olan Kur’ân-ı Hakîm’i ve Rahmet Peygamberi’nin (asm) sünnetini rehber edinip Kitaba varis, sünnetle âmil, hâmil, nakil ve naşir oldular. Bu hizmetleriyle İsm-i Hakim ve Rahim’e mazhar oldular…

İslâm ümmeti, hakikat güneşi olan Peygamber’den (asm) aldıkları ışıkla göğü aydınlatıp hakikatin istikametini gösteren “yıldızlar misali” olan sahabeleri birer birer yitirdi. O “yıldızlar” hayatta oldukları müddetçe her yerde ve daima baş tacı edildi iseler de Müslümanlar asırlar boyunca dini derinden, hassas ve doğru yaşamak niyetiyle, kelâmdan fıkha, tarikatten tasavvufa, felsefeden hikmete, birbirinden farklı usûl, ekol ve yollar ihdas ettiler. Bu meslek ve meşreblerin müntesipleri asırlarca bu yollarda süluk ettiler. Kimi aklen, kimi kalben, kimi zahir, kimi batın, kimi uzun, kimi kısa, kimi derin, kimi sığ, kimi çamurlu, kimi dikenli, kimi ifrat, kimi tefrit olmak üzere, mizaçlara, özellik ve kabiliyetlere göre aynı hakikat farklı, birbirinden çok farklı renklere ve boyalara çalındı.

Zaman içinde hem içeriden çıkan hem de dışarıdan gelen çeşitli fikir, düşünce, akım ve anlayışlarla Müslümanların bazen zihinleri iğfal oldu, bazen ilmen ve zihnen inkıbaz halleri yaşandı, bazen çok uzun süren duraklamalarla akılları tenbelleşti. Hakikatin üstü örtüldü, hakikat küstü ve çekildi İslâm toplumlarından. Yüzyıllarca süregelen bu hallerin kaçınılmaz sonu: inkıraz, çözülüş ve çöküş!..

Batı, orta çağdan itibaren sanayileşmeye ve endüstrileşmeye başladı. Bir yandan kendi aralarında asırlarca süren sınıf kavgalarıyla boğuşurken, bu alanlardaki gelişmelere paralel olarak iktisadî, fikrî, siyasî ve hatta sanatın pek çok alanlarında çalkantılı olsa da hızlı gelişmelerle 19’ncu yüzyılda hatırı sayılır ekonomik, ticarî ve siyasî güçler elde etti. Bugün halen ezici bir biçimde varlığını devam ettiren, şu an bizimde içinde ve etkisinde bulunduğumuz modern hayatı, kendi ahlâkî, siyasî ve iktisadî değerleriyle ürettikleri ve el’an dünyaya hakim olan kapitalizmin temelleri üzerine inşa etti.

Avrupa merkezli Batı, haçlılardan itibaren İslâma ve Müslümanlara karşı asırlardır biriktirdiği kin ve garezle, başta Osmanlı Devleti olmak üzere İslâm ümmetini her alanda ve her koldan amansız darbelerle yıkmaya başladı. Kendi kültürünü dayatıp sefahati teşvik ederek kurdu gövdeye soktu. Fitne uyandı, fesad bünye içinde yayıldı!!!

ZAMANIN SON FASLINDA…

“Ümmetimin ihtilâfı zamanında sünnetime sımsıkı sarılan kimse avucunda kor ateş tutan gibidir.” (C. Sağir, 3799-6/261, 9172)

“Ümmetimin fesada gittiği zamanda kim benim sünnetime sarılsa ona yüz şehit sevabı vardır.” (İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, 2: 739; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1: 41; Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, 1394; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7: 282.)

Üstte verilen her iki hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, İslâm ümmeti, zamanın son faslında büyük fitnelere ve fesada maruz kalacak. Zikr edilen hadislerin verdiği haber, aslında bütün peygamberlerin, dehşetinden dolayı ümmetlerini sakındırdıkları, dinsizlik cereyanlarının çok güçlü estiği, küfrün, şirkin, şerrin, fikri ve ahlâkî her türlü dalâlet, sapkınlık ve isyanın bir arada ve birbirine kuvvet vererek yaşanacağı, âhir zaman denilen insanlık tarihinin o en korkunç devresidir. Daha evvel emsalleri görülmemiş, ardı arkası kesilmeyen fitneler zuhur edip fesad insanoğlunun yaşadığı her yere yayılacak. Bu şartlarda imanı korumak elde kor ateş tutmak gibi olacak. İslâm tarihi boyunca ümmet daima bu fitneden sakınmış ve titremiştir.

 İşte zamanın bu son faslında, bir yandan cazibedar fitneler bütün çekiciliğiyle akıl ve iradeleri felç ederek insanlığı kitleler halinde felâket (dünyevî) ve helâketlere (uhrevî) doğru sürüklüyor. Beri tarafta saadet asrından sonraki şu bin küsur yıl boyunca çeşitli yollarla toplumların dini hayatına girerek hakikati örten ve/ya perdeleyen akımlar ve anlayışlar, dinin iki temel kaynağına muhatap olmaya engel oluşturmuş! Bu zamanda nefisler tefer’un ederek küçük birer firavun haline gelmiş, heva’lar ve süfli arzular ilâh edinilmiş!!!

Şu hazin, acıklı ve dehşet verici hâli Bediüzzaman şu sözlerle tarif etmişti: “Bu zamandaki kırk elli vefiyattan ancak bir-ikisi imanla kabre giriyor.” Bir diğer beyanında ise, yaşanan tehlikeyi şu sözlerle ifade ediyor: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.”

Sondakilerin durumu baştakilerin hâline ne kadar da benziyor! Her iki dönemde de insan azmış, haddini aşmış, sefalet ve sefahat toplumlara hâkim olmuş. Şefkat ve merhamet insanların hayatından çekilmiş, kalp ve vicdanlar tefessüh etmiş. İnsanlık rahmetin diriltici nefesine ne kadar da muhtaç bir durumda…

KUDSÎ VAZİFENİN HADİMLERİ

“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (15-Hicr/9)

Yukarıdaki âyet mealinin açık ifadesiyle Kur’ân korunacağına göre, işarî beyanıyla da O’na ilişilecektir. “Cenāb-ı Allah, zikir olan Kur’ân’ı indirip koruduğu” gibi, işareten de, O’na ve hakikatlerine hizmet edenleri de koruyacaktır. Bu uğurda mücadele ve mücahede edenleri muhafaza edecek, işlerini kolaylaştıracaktır.

“Sonra Biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.” (35-Fātır/32)

Peygamber Efendimiz (asm) nübüvvet silsilesinin son halkasıdır. Vahiy O’nunla (asm) son bulmuştur. Bir daha peygamber gelmeyeceğine göre, yukarıdaki âyette beyan olunduğu üzere, o halde Peygamberin (asm) tebliğ ve irşad vazifesini tevarüs ile devam ettirenler olacak. Bu mukaddes mirası kimler taşıyacaktır?!..

“Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık âyetlerdir. …” (29-Ankebut/49)

Yukarıda meali verilen Fatır 32. âyetinde “kullardan seçilenlerin Kitab’a varis (mirasçı) kılındığı” beyan olunmuş. Bu âyetle aynı mânadaki hadis-i şerif mealinde ise “Âlimler peygamberlerin mirasçısıdır” (Buhari, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim:1; Müsned: 5:196) buyurulmuştur. O halde seçilip mirasçı kılınan ve kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kitaba, kendisine Kitab verilen Peygambere (asm), O’nun (asm) tebliğ ve irşad ile, Kitabı ve hikmeti öğretme vazifesine varistirler. Onlar seçkindir, bu kudsî vazife için seçilmişler.

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 1515
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Şahin

    3.9.2021 21:42:16

    Sevgili kardeşim,yazınız çok keyfiyetli ve istifadeli olmuş; tebrik ediyoruz.Gönlünüze ve kalemize sağlık,yazının devamını bekliyoruz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı