"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni sistem ‘tek adam’ı ortaya çıkardı

26 Ocak 2020, Pazar
Dr. Levent Korkut’un Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde verdiği seminerden notlar (3)

Dr. Levent Korkut: Getirilen hükümet sistemi aslında AKP’deki değişimin bir sonucu oldu. Başkanlık sistemini savunmak ya da karşı olmaktan bağımsız bir durum var bu konuda. Başka siyasî liderler de zaman zaman başkanlık sistemini savunmuştu. Ama bu son uygulanan sistem başka bir şeyi, “tek adam”ı ortaya çıkardı. Öyle olacağı da baştan belliydi. Gören gördü ve ikaz da etti.

***

Soru: Anayasada hükümet sistemi olarak hangi sistem olmalı? Yeni ve daha da geliştirilecek denilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mi yoksa GPS diye de kısaltılmaya başlanan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mi? Sizce hangisi daha demokratiktir ve bize hangisi daha uygundur?

Cevap: Getirilen hükümet sistemi aslında AKP’deki değişimin bir sonucu oldu. Başkanlık sistemini savunmak ya da karşı olmaktan bağımsız bir durum var bu konuda. Başka siyasî liderler de zaman zaman başkanlık sistemini savunmuştu. Ama bu son uygulanan sistem başka bir şeyi, “tek adam”ı ortaya çıkardı. Öyle olacağı da baştan belliydi. Gören gördü ve ikaz da etti.

Birincisi denge ve denetleme mekanizmaları açısından ciddî bir eksiklik olduğunu görüyoruz. İkincisi aşırı merkezileştirilmiş bir yapı ve adem-i merkeziyetçi olan her şeye karşı da sert bir tutum görüyoruz. Karar alma mekanizmaları öyle merkezileştirilmiş ki meselâ atamaların çoğu sadece cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor. Halbuki başkanlık sistemi açısından tartışmasız iyi örnek kabul edilen Amerikan uygulamasına baktığımızda hem bir dikey federalizm ve kuvvetler ayrılığı ve hem de parlamento ve başkan arasında yatay kuvvetler ayrılığı var. Trump gibi bir başkan bile her dediğini yapamıyor.

Dünyada başkanlık gibi gözüken birçok sistem aslında başkanlık değil.

Başkanlık sisteminin üç versiyonu var: ABD modeli en iyi modeldir. Kuvvetler ayrılığı ilkesini tam yansıtan tek örnektir. İkincisi Latin Amerika pratikleridir. Kısmen parlamenter rejimin kurumlarının da etkisinin olduğu ve geçmişi itibariyle pek de demokratik olmayan pratiklere sahip olan, ama günümüzde giderek demokratikleşen bir uygulama. Bir de Asya ve Afrika’da gördüğümüz “lider ağırlıklı başkanlık modelleri”. Yani “tek adam”lığa kayan modeller.

İkinci grubun içinde de başkanlık sisteminin demokrasiye hizmet ettiği iyi örnekler var. Zaten Latin Amerika demokrasiye evriliyor. Meselâ iyi örnek sayılabilecek olan Paraguay geçen senelerde demokrasi listesinde Fransa’nın üzerinde çıktı.

Türkiye’deki yeni sistem ise Latin Amerika modeli ile Asya ve Afrika modelinin arasında bir model. Maalesef ABD’ye benzemiyor. Gerçi Türkiye’nin kendi iç yapısı da oldukça özgün ve yakın mazisi Avrupa sistemine dahil ya da yakın ve bu da bir uyumsuzluk sebebi. Ama bence bu başkanlık sisteminin kendisinden değil Türkiye’deki yanlış kurgusundan ve yanlış uygulamasından kaynaklanan bir problemdir.

Bizde başkanlık sistemi siyasî vesayeti bitirmek ya da azaltmak için düşünülen bir modeldi. Askerî vesayet bitirildi gibi görünüyor, ama başka vesayetler devreye girebilir hâle geldi. Amaç başarılamadı. Zaten demokratik meseleleri çözmeden, hürriyet ve insan haklarına dayalı bir sistem kurmadan bunu başarmak da mümkün değil.

Esasen başkanlık sistemine bilhassa bizim gibi ülkelerde böyle tartışmalı çoğunluklarla değil geniş bir konsensüsle ve derin müzakerelerden sonra geçilmesi lâzım ki demokrasiye hizmet etsin. Böyle oldubittiye getirilen sistem değişiklikleri Türkiye’de de dünyada da hiçbir zaman olumlu sonuç vermiyor. Elbette fikir ayrılıkları olabilir, ama temel konularda olmaması lâzım.

Bizim gibi henüz demokrasisini tam inşa etmemiş, kendi içinde çatışmaları olan toplumlarda hangi sistemin daha faydalı olduğu akademik camiada da ayrıca tartışılmıştır. Horowitz başkanlık sisteminin bizim gibi toplumlarda geçişi ve toparlamayı sağlamak için daha iyi olacağını savunur. Ama Arend Lijphart gibi bazı akademisyenler ise uzlaşı kültürünün henüz yerleşmediği toplumlarda çatışmanın engellenebilmesi için parlamenter sistemin ve açık koalisyonların daha faydalı olacağını, güçlü yürütme ve güçlü başkanlık modelinin ise aksine riskli olduğunu ve toplumu bölebileceğini savunur.

Özetle başkanlık sisteminin çok ciddî bir kurumsal ve altyapısal temelinin olması lâzım. Başkanın “tek lider”leşmemesi açısından bilhassa yargı sisteminin çok iyi örgütlenmiş olması gerekiyor.

Bizde aslında demokrasi önemli bir mesafe kat etti. Meselâ yöneticiyi halkın bizzat ve genel oyla seçmesi gerektiği fikri önemli ölçüde yerleşti. Bu önemli bir kazanç. Ümitli olmak için de iyi bir sebep. Ama demokrasi bundan ibaret değil. Sadece oyla olmuyor. Katılımcı olmalı, hürriyetleri koruyucu olmalı, çoğulcu olmalı. Hükümet sistemi de buna hizmet etmeli. Şeklen parlamenter ya da başkanlık sistemini kabul etmeniz fazla bir önem taşımıyor. İyi bir denge ve denetleme sistemi, şeffaflık, yerinden yönetimin güçlendirilmesi, katılımcı ve çoğulcu bir demokrasinin inşası, insan haklarının garanti altına alınması, hukuk devleti ve yargı kalitesi çok daha önemli konular. 

Şahsî tercihime gelince, parlamenter sistemin demokrasi ve insan hakları açısından daha az riskli olduğu ve daha işe yarayabileceği için tercih edilmesi gereken bir sistem olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bizim devletimizin kurumsal yapısının da başkanlık sistemine uygun olmadığı bilhassa 15 Temmuz krizi gibi sebeplerle anlaşılıyor. Bir de bizim yüz elli yıllık bir parlamenter sistem geleneğimiz var. Bu sistemin oluşturduğu ittifaklar sisteminin krizlere koalisyon hükümetlerinden daha fazla açık olması ihtimali de gözardı edilmemeli.

Ayrıca başkanlık sistemini doğru kurmazsanız darbeleri ya da bürokratik kontrolü kolaylaştıran bir sisteme de yardımcı olursunuz.

Soru: Deniliyor ki AKP artık, dış politika, güneydoğu meselesi, Kemalizm, komşularla ilişkiler gibi ideolojik bakıştan etkilenen bakıştan uzaklaşmayı gerektiren konularda artık kendi kurucu politikalarını değil, ona yüz seksen derece zıt olan MHP politikalarını uyguluyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Cevap: Cumhurbaşkanı geçmişte bir konuşmasında “biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız,” demişti. Ama şimdi çok farklı bir noktadan bakıyor. Pragmatizmin bizdeki geleneğinin önemli bir problemi var. Meselâ ABD’dekinden farklı olarak herhangi bir etik değere dayanmıyor. İkincisi pragmatik liderlik anayasal temellere dayanmıyor. Böyle olunca da bu pragmatizm sizi her tarafa götürebilir, her yere savurabilir.

Olağan demokratik siyasette ancak toplumun yüzde onunu temsil edecek olan ve siyasete bu kadar etki edebilecek olan bir partinin ve fikir akımının siyasete bu kadar fazla etki etmesi elbette garip bir durum. Ancak bu her parti gibi maksimum etkiyi hedefleyen MHP’nin kusuru değil, yeni hükümet sisteminin getirdiği ittifak kurumunun eseri. Bu sistemde nispeten küçük bir parti çok büyük bir güce kavuşabiliyor.

Soru: Darbelerin Türkiye’ye zararı nedir? Ekonomiye zararı nedir?

Cevap: Darbelerin her biri vesayet sistemini pekiştirdi. Bizi demokratik dünya karşısında geri bıraktı. Son dönemlerde de vesayet odakları muhtıra gibi faaliyetlerle mevzi kaybetmemeye ve durumlarını muhafazaya çalıştılar. “Bu toplum kendisi adam olmaz, yukarıdan aşağıya bastırıp şekillendirmek lâzım” diyen ve “herkesi aynı şekle getirmek ve tek ortak doğruya inandırmak lâzım” diyen bir anlayışın tezahürü. Hâlbuki bir meselenin birden çok yönden birden çok doğru tarafı olabilir. Devletin tek belirleyici olması da yanlış.

Hürriyetlerin kısıtlanmasının ekonomiye zararı açık. Dış yatırım güven duymadığı için gelmiyor. Gelecek göremeyen zeki insanlar beyin göçüyle ülkeden kaçıyorlar.

Soru: M. Kemal kendi döneminde tek adammış ve o ne derse kanun o oluyormuş. Şimdi de benzeri var diyebilir miyiz? O günlere mi dönüyoruz.

Cevap: Evet, ne yazık ki. AKP’nin son dönemlerinde bu dediklerinizi açıkça ifade eden örnekler var. Meselâ deniyor ki “siz CHP döneminde bize yaptınız, biz de şimdi size aynısını yapacağız”. Burada bir temel mantık hatası var: Bir şeyle doğru mücadele hasmının yaptıklarının aynısını yapmakla değil, onun yanlışlarını ortadan kaldırmakla olur. Aksi halde ondan bir farkınız kalmaz ki. O zaman eleştirdiğin duruma sen düşersin. O zaman da haklı olarak “niye eleştiriyordun, demek samimî değildin” derler. Bunun arkasında intikamcılık mı var? İktidardakileri harekete geçiren duygulardan biri de bu mu? İnşallah değildir. Öyleyse çok yanlıştır.

Soru: 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Demokrasi fikir hürriyetinin sınırlarını genişletmektir. Hakaret fikir açıklamak değildir. Ama hakaret yaşayan kişiye karşı bir tavırdır. Ölmüş birinin duygulanması da söz konusu değildir. Ölenin hatırasına hakaret ya da kurumlara hakaret gibi suçlar anlamlı değildir. Hakaret, ancak ölenin ailesini korumak bakımından anlamlı olabilir. Ancak hakaret suçları için hürriyetten mahrum etme yerine, para cezası tercih edilmeli.

Ama bu kanun açısından asıl problem başka yerde. Atilla Yayla hakkındaki dâvâ gibi çok sayıda kötü örnekten de biliyoruz ki, bu Kanun, bilhassa ara dönemlerde resmî ideolojiye muhalefet edeni ya da kurulu düzeni eleştireni cezalandırmak için kullanılıyor. Bu sebeple acilen kaldırılmalı.

Soru: Sivil toplum ve cemaatler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bir akademisyen olarak İslâm dininin en değer verdiğim noktalarında biri bu mesele. Burada Vatikan gibi sınırlayıcı bir otorite de yok. Ama İslâm’ın şöyle bir talihsizliği de var: İslâm’ın klâsik dönemden sonra devletin egemenliğine girmiş olması. Bu talihsiz olay sivil toplumun gücünü ve dinin sivil toplumla olan bağını kırmış. Bu sebeple meselâ mazimizdeki bazı şeyleri görmezden gelme eğilimindeyiz. Kimse İmam-ı Azam’ın sonunu anlatmak istemez. Hâlbuki önemlidir. Zira o resmî ideolojiye uymadığı için devletin katlettiği bir insandır.

Bu ve benzeri örnekler bize dinî alanda sivil kalmanın önemini gösteriyor.

Soru: Sivil toplumu nasıl yeniden canlandırabiliriz?

Cevap: Sivil toplum tek renk değil. Her bir gruplaşmanın kendisine has rengi var ve olacak. Teksesliliği beklememeli ve istememeliyiz. Sivil toplumun en temel özelliği devletin uzantısı olmaması ya da devletin uzantısı gibi görünmemesi. Devlet bazı sivil toplum örgütlenmelerini yanına çekince bazılarını da dışlamış gibi oluyor. Devletin sivil toplum örgütlerini, cemaatleri ve tarikatları kendisine bağlamaya ve akredite etmeye çalışması demokrasiye de laikliğe de aykırı ve zıttır. Hem ne hakla bunu yapacak? Sivil toplumunun daha etkili olabilmesi için eşitlik temelinde sivil toplumun karar alma mekanizmalarına dahil edilmesi için gerekli altyapının oluşturulması ve kamu-sivil diyaloğu mekanizmalarının inşası da önem taşımakta.

Soru: On beş Temmuz sonrası bilhassa KHK’larla ve ardından yargı eliyle yaşanmakta olan adaletsizliklerin bir an önce giderilebilmesi için neler yapılabilir? Bilhassa AB’nin ve AİHM’nin olumlu katkısı nasıl alınabilir?

Cevap: Ben bir anayasa hukukçusu olarak AB ve AİHM gibi kurumların insan hakları açısından işe yarayan araçlar olabileceğine elbette inanıyorum. Ama onlar ancak yardımcı araçlar olabilir, asıl dinamikler değildir. Aslolan Türkiye’nin kendi iç dinamikleridir. Bu dinamikler olmadan sadece Avrupa ile bu işler olmaz. Onların da elbette belli noktalarda yardımı olmuştur ve olacaktır. Meselâ reformlar sürecinde yardımcı olduğunu biliyoruz. Ama asıl aktör biziz. Bu konu ancak geniş bir kamuoyu katılımı ile çözülecektir. Sağlam bir temel ancak toplumun yüksek katılımı ile oluşacak bir uzlaşı ile kurulabilir.

Türkiye bu yolla Anayasasının birileri tarafından “değişemez” denilen Başlangıç kısmını dahi 1995’te ve 2001’de iki defa değiştirebilmiş ve Anayasadaki katı anlayışı tırpanlayabilmiş bir ülkedir. Maalesef 2002’den sonra başlatılan reformlar yarım kalmış, gerekli değişiklikler yapılamamış yani işin gerisi getirilememiştir.

Adalete dönüş talepleri de böyledir. Ben bu konuda da umutluyum. Aydınlar ve mağdurlar bu konuları yeniden kamuoyunun önüne getirecektir. Kamuoyunun önünde kimse duramaz. Ama bir yandan da iyi bilelim ki hukuk devleti ve adalete dönüşü kolaylaştıracak yeni bir siyasî açılıma Türkiye’nin acilen ihtiyacı var.

-SON-

Okunma Sayısı: 2987
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı