"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zübeyir Gündüzalp: Evrad, hizmetin lezzetini arttırır

01 Haziran 2020, Pazartesi
Risale-i Nur’da Evrad, Ezkâr ve Münâcât (1)

DİZİ: ALİ DEMİR - MUSTAFA USTA
Fotoğraf: ERHAN AKKAYA-Yeni Asya

Mimsiz medeniyet; insanoğlunun derd-i maişet ile hayata ve de dünyaya perestişane saldırmasına yahut bağlı kalmasına sebep olurken, onu asıl yaratılış amacından kopuk bir düzene giriftar etmiştir. Bu koşuşturmanın içerisinde sorgulama yetisinden mahrum bir vaziyette işitilen haram ve şirk işmam eden dehşetli sözler ise önce dile yerleşip sonra da kalbe gelerek küçük birer leke halinde imanı derinden sarsıyor. “Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe kalp ve ruhumuza yaralar açar.” (Lem’alar, s. 21). Kâinat boşluk kabul etmez sırrınca yaratılış gayemize uygun olarak ilk başta dilimizi ve de kulağımızı hak ve hakikat ile meşgul etmek mecburiyetindeyiz.

“Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler.” (Âl-i İmrân, 3/191) âyetinden de yola çıkarak günlük hayat içerisinde hayatımızın bir parçası olarak Allah’ı (cc) zikretmek, bu zikirleri yaparken tefekkür etmek; ayrıca “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.” (Furkan Sûresi, 77) âyetinden aldığımız dersle de duâ vasıtasıyla acz ve fakrımızı hissetmek büyük önem taşıyor. Resul-i Ekrem’in (asm) hayatına baktığımızda da farklı zamanlarda zikir ve duâ ile meşgul olduğunu görürüz. 

Risale-i Nur Talebeleri bu hakikatin sırrıyla Kur’ân-ı Kerîm ve asrımızın tefsiri olan Risale-i Nur okumalarına ve de bazı evradlara günlük hayatlarında yer ayırmaya çalışırlar. Zira dil ile yapılan zikir kalbî ve bedenî zikre vesile olur. Zübeyir Gündüzalp de “Evrâd u ezkâra ihtimam, azamî ihtimam.” ve “Evrad, hizmetin lezzetini arttırır” ifadeleriyle bu öneme vurgu yapmıştır. Zikrin bu önemine binaen bizler de bu çalışmamızda Risale-i Nur mesleğinde yer alan evrad ve ezkârı incelemeye çalışacağız.

1. Kudsî Evrad ve Ezkâr Nedir ve Nelerdir?

Resul-i Ekrem’in (asm) hayatında zikir ve duâya yer vermesi ve de tavsiye etmesi üzerine hadisçiler arasında, “amelü’l-yevm ve’l-leyle” adı verilen bir kitap türü ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber’in (asm) günlük duâ ve zikirlerini ve bununla ilgili tavsiyelerini ihtiva eden bu eserler Hasan b. Ali el-Ma’merî ile (Ö. H. 295/M. 908) başlamış, Nesâî, İbnü’s-Sünnî, Ebû Ömer Talemenkî, Ebû Nuaym el-İsfahânî, Münzirî, Cemâleddin Ahmed b. Mûsâ b. Ca‘fer ve Süyûtî ile devam etmiştir. Başta Buharî ve Müslim olmak üzere belli başlı hadis kitapları da duâya ve zikre birer bölüm ayırmışlardır. 

Bu kitaplara baktığımızda ekseriyetle zikir, tesbih, tevbe ve istiğfarla ilgili âyetleri, hadisleri ve duâları ihtiva ettiği görülmektedir. Evrâd kitaplarında yer alan sûre ve âyetler daha çok Allah’ın isim ve sıfatlarıyla ilgili âyetler ve “Rabbenâ”, “Allahümme” gibi ifadelerle başlayan metinlerdir. Salâvat kısmında ise Hz. Peygamber’in (asm) özelliklerini sıralayan cümleler ve onun tavsiye ettiği duâlar yer alır. Tertip edilen duâ, zikir, tesbih ve salâvat tefekkür ve zikir hayatına derinlik kazandırabilecek, edebî değeri olan özlü ifadelerden ve kolaylıkla ezberlenebilecek kısa cümlelerden meydana gelir. 

Günün belli vakitlerinde bu virdlerle meşgul olmanın önemi bu kitaplarda ifade edilmiştir. Mekkî, “evrâdü’l-leyl ve’n-nehâr” başlığıyla gündüz ve gecenin muhtelif dilimlerinde okunacak olan evradı yazarken Gazali, İhyâ-ü Ulûmi’d-Dîn adlı eserinin “Virdlerin Tertibi ve Geceleri İhya Etmek” başlığı altında gece dört ayrı vakitte zikir, Kur’ân okuma ve tefekkür gibi virdlerle meşgul olunması gerektiğini söyler (Bkz. İslâm Ansiklopedisi, Evrad Mad.).

Bu gelenek daha sonra da devam ede gelmiş, bu ahir zamanda da Üstad Bediüzzaman Hazretleri tarafından bazı tefekkürî âyetler ve virdler tertip edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin bazen de kendisinin de okuduğu geçmiş dönemlerde farklı âlimler tarafından tertip edilen bazı virdleri tavsiye ettiği görülür.

Nasıl ki büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zatın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, bizler dahi, Cenab-ı Hakk’ın dergâh-ı rahmetini, mahbub abdlerin nidâsıyla ve münâcâtlarıyla çalmalıyız. Bu yönüyle de bilhassa asrın tefsiri Risale-i Nur’da geçen ve Bediüzzaman Hazretleri’nin okunmasını tavsiye ettiği evrad ve duâlar ile meşgul olmak Cenab-ı Hakk’ın dergâh-ı rahmetine ulaşmaya da vesile olacaktır. 

2. Risale-i Nur Mesleğinde Evrad ve Ezkâr

“Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır. Hususan bu yirmi beş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münâfıkane ve çeşit çeşit maskeler altında imanın erkânına yapılan suikastlar pek dehşetli olmuştur, çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir.” (Sözler, s. 1216). İşte Bediüzzaman Hazretleri, bu dehşetli planı akim bırakacak Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir. Risale-i Nur, tahkiki iman dersi vererek imanı kuvvetlendirip, insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’ân ve iman hakikatlerini cem eden bir eserdir. Üstad Hazretleri’nin hayatında yer alan evrâd ve ezkârın da ekseriyetle bu minvalde olduğu görülür. 

Esbapperestliğin ve zahirperestliğin her zamankinden daha baskın olduğu şu asırda Bediüzzaman Hazretleri esbap perdesinin arkasındaki hakikati görmek için mana-yı harfi ile bir bakış önerir. Bu bakışla birlikte ise hayatımıza üç eylem girer: Zikir, fikir, şükür. Daha Birinci Söz’de Bediüzzaman Hazretleri bu hakikate değinir ve Risale-i Nur Külliyatı bir zikir olan besmele ile başlar. Buna bağlı olarak da Bediüzzaman Hazretleri’nin gerek Kur’ân’dan ve hadislerden tertip ettiği gerekse geçmiş dönemlerde okunan virdlerden teşekkül ettirdiği virdleri ekseriyetle imanî ve tefekkürîdir.

“Manidardır ki, Âyetü’l-Kübrâ ve Risâle-i Nur’un ekser hakikatleri, Ramazan’da ve tesbihatında zuhuru gibi, bu Hülâsatü’l-Hülâsa aynen Ramazan’da ve tesbihatta zuhur et(miştir).” (Emirdağ Lâhikası, s.117). Bediüzzaman Hazretleri, Münâcât’ül-Kur’ân’ı da “Ramazan-ı Şerif’in bize bir hediyesidir” diye takdim eder. Bizler de hasbel kader daha önce hazırlamaya başladığımız bu çalışmayı Ramazan-ı Şerif’te tamamlamanın sürurunu yaşıyoruz. Ayrıca musîbetlere giriftar olduğumuz bir zamanda Ramazan-ı Şerif’in gelişi de bir ihsan-ı İlâhidir. Bu anlamda bu mübarek günleri zikir ile geçirmek son derece büyük önem taşımaktadır. Nitekim Risale-i Nur Talebelerinden Sabri Efendi’nin bir mektubunda bu durumun tatbik edildiğini görürüz.

Bu mektupta Üstad Hazretleri’nin Leyle-i Kadir gibi bazı mübarek geceleri bazı maksatlara binaen o leyle-i mübarekeyi ihya için bir gece evvel hatta mâhut geceden bir gece sonra daha ihyaya çalıştığı belirtilir. Rüyalarında Hz. Üstad’ı hasta görmelerine binaen (Üstad Hz. aynı zamanda hastadır) bu sadık Nur şakirtleri Üstadlarının hesabına Leyle-i Kadri iki gece yaparlar. Birinci geceyi Evrad-ı Bahaiye ve Tesbihat ve Sekîne ve Delâil-i Hayrat ve Cevşenü’l-Kebîr gibi ders ve virdlerle ihya ederlerken ikinci geceyi de keza aynı şekilde geçirirler. Sonra Isparta, Atabey, İslâmköy, Kuleönü ve saire gibi mahallerde de sair vezaiften mâadâ her gün Kur’ân’ın cüzlerini taksim suretiyle hatm-i Kur’ân, Üstad hesabına bütün Ramazan’da ve Âyetü’l-Kürsî hatimleri okunur. Bu duâların hürmetine Şafi-i Hakiki Bediüzzaman Hz.ne şifa vermiştir (Bkz. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 202).

Bu süreçte başta âlem-i İslâm ve bütün insanlık namına Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine uygun olarak virdlerle meşgul olunması adına bizler de çalışmamızın bu bölümünde Risale-i Nur’da geçen virdlere ve zikirlere yer vereceğiz.

2.1. Hizbü’l-Envari’l-Hakaiki’n-Nuriye (Büyük Cevşen)

Hizbü’l-Envari’l-Hakaiki’n-Nuriye; Bediüzzaman Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. İçindeki evradın bir kısmı Kur’ân’dan sûrelerken, bir kısmı aslı vahiy olup Sahabe ve Ehl-i Beyt tarîkiyle gelen münâcâtlar, bir kısmı evliyaullah tarafından tanzim edilmiş, bir kısmını da bizzat kendisi tanzim etmiştir.

“Büyük Cevşen” olarak bildiğimiz, orijinal adıyla Hizbü’l-Envari’l-Hakaiki’n-Nuriye; Yasin Sûresi, Fetih Sûresi, Rahman Sûresi, Haşir Sûresi’nin son beş âyeti, Mülk Sûresi, Nebe’ Sûresi ve Bakara Sûresi’nin son iki âyeti olan Âmene’r-Resûlü gibi bazı sûrelerle başlar. Ardından bu Kur’ân sûreleri için bir duâya yer verilir. Bu duâ şöyledir: “Allah’ım! Kur’ân hakkı için ve üzerine Kur’ân indirilen Zât’ın (asm) hakkı için kalplerimizi Kur’ân’ın nuruyla nurlandır. Kur’ân’ı bizim için her türlü hastalığa şifa, hayatımızda ve ölümden sonra bize dost eyle. O’nu bize dünyada arkadaş, kabirde munis, kıyamette şefaatçi, Sırat Köprüsü’nde nur, Cehennem ateşine karşı koruyucu örtü ve perde, Cennete götüren yoldaş, bütün hayırlı işleri gösteren rehber ve önder kıl. Sen bizim bu duâmızı fazıl, cömertlik, kerem, ihsan ve rahmetinle kabul buyur. Senin kerem ve rahmetinden öte kerem ve rahmet yoktur, herkesten daha Kerîm daha Rahîm sensin. Ey âlemlerin Rabbi! Kendisine Kur’ân’ı indirdiğin, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Zât’a (asm), Âl ve Ashabına hem Seni hem onu razı edecek ve onunla bizden razı olacağın bir salât ve selâm eyle. Âmin.”

Hizbü’l-Envâri’l-Hakâikı’n-Nuriye’de Kur’ân sûrelerinden sonra yer alan münâcâtlar ise sırayla şunlardır: 

a. Cevşenü’l-Kebir: 

Asr-ı Saâdet’te cereyan eden savaşların birinde (bir rivayette Uhud’da) muharebenin yoğunlaştığı hengâmede sıcağın da tesiriyle Resul-ü Ekrem aleyhüsselâtü vesselâmın üzerindeki zırh, kendisini fazlasıyla sıkar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) ellerini açarak Allah’a duâ eder. İşte Cevşen, “Hazreti Peygamber’e aleyhüsselâtı vesselâma Hz. Cebrail’in (as) vahiyle getirdiği “Zırhı çıkar bunu oku.” dediği, gayet yüksek ve çok kıymettar bir münâcât-ı Peygamberidir ki, Zeynel Abidin radıyallahüanhadan tevatürle rivayet edilmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, bu harika münâcâtın Kur’ân’ın hakikî ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur’ân’dan çıkan bir çeşit hülâsası olduğunu söyler. (Asa-yı Musa, s. 74) Ayrıca bu eser marifetullahta terakki eden bütün ariflerin münâcâtlarının da fevkindedir. Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm) “Binler duâ ve münâcâtlarından Cevşenü’l-Kebîr ile öyle bir marifet-i Rabbaniye ile öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i mârifet ve ehl-i velâyet, telâhuk-u efkârla beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsife yetişememeleri gösteriyor ki, duâda dahi onun misli yoktur. Risale-i Münâcâtın başında Cevşenü’l-Kebîr’in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir mealinin beyan edildiği yere bakan adam, ‘Cevşen’in dahi misli yoktur.’ diyecek.” (Şuâlar, s. 153)

Cevşenü’l Kebir’i kalbin kulağıyla Resul-i ümmiden dinleyen adam anlar ve görür ki: “Bin bir bürhanı ve tarifini tazammun eden ve her birisi bir silsile-i efkârın neticesi ve tevhidin bir penceresi olan o bin bir kudsî hakikatleri bir Ümmi Zat’ta (aleyhisselâtu vesselâm) ve ümmî bir kavimde ve ümmî bir muhitte ve ehl-i fetret kitapsız bir millette mu’cidine, muhteriane, kimseyi taklit etmeyerek, muamma-yı hilkati ve tılsım-ı kâinatı keşif sûretiyle tek başıyla o münâcât da beyan ediyor. Bu zaman gibi binler keşşafın muaveneti ve münâcâtları gibi taklitkârane değil; belki kubbeyi sema altında ehl-i semavata işittiren ve kâinat mescidinde o mescid-i ekberin cemaat-i kübrasına dinlettiren hadsiz rikkatten ve nihayetsiz şefkatten insanlara imdat ve medet ve merhamet ve necat istiyor.” (Şuâlar, s. 56)

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 2136
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Bilal Bozkurt

    1.6.2020 23:10:48

    İstifadeye medar bir dizi olmuş müsebbiplerini tebrik ve tebşir ederim. Bu minvalde yazılarınıza berdevam etmek suretiyle muntazırım. Baki selam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı