"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Hayır” dediklerimiz ve biz

05 Mayıs 2013, Pazar
Geçenlerde gazetemizi ziyaret ettik.

Aslında gazete değil de “Yeni Asya okulu” mu demeliydik ya da hizmetin yayınsal boyutumu bilemiyorum. Güzel duygular, izlenimler, ihtiyaçlar… Güzel duygular tam sayfa haberle güzelce anlatılmış, “Elhamdülillah böyle bir yayın organına sahibiz” dedik en içten duygularımızla. Benim konuşmak istediklerim ise ihtiyaçlar üzerine, bu hizmeti bu dâvâyı en yüksek gür sada ile âleme duyurmamızın ehemmiyeti ve ihtiyacı üzerine olacak.
Geçenlerde gazetemizi gezdik demiştim başta. Serüven, aslında her gün içinde olup, fakat ülfet peyda etmesinden midir bilinmez, farkında olmadığımız serüven, tam da bu gezi sonrasında başladı. Gönüllerimiz sevinçle dolmuştu günün ilk yarısında, ikinci yarısı ise hiç de öyle olmadı. Dışarıda İstanbul’u, baharın güzelliklerini tefekkür edelim demiştik, fakat ehl-i dünyanın, zaman zaman bizim de onlara karıştığımız ehl-i dünyanın, hazin halinin tefekkürü ile başladı ve bitti tefekkürümüz.
Azıcık da olsa gelmek istediğim noktanın zihinlerinizde canlandığını ümit ederek artık “İman hizmetinde neredeyiz?” sualini sorup, yazıma bu sual kafanızın köşesinde dururken devam etmek istiyorum. Biz Nurları tanıyan ve en azından, ki bu en kötü ihtimal, onlarla haftada bir muhatap olan bizler neden bu kadar rahatız acaba? Televizyon, moda, çevre ve daha nicelerinden etkilenmeyecek kadar piştik mi bu hizmette ya da çevremiz ve biz onlara bu hakikatleri duyurmayacak, anlatmayacak kadar bu dünyadan ellerini ve eteklerini çekti mi, ya da evlâtlarımıza, onları dışarıdaki fitnelerden koruyabilecek bir fanus mu geliştirdik acaba?
Soruların cevapları ‘hayır’ mı, hadi nefislerimizi yoklayalım. “Hayır” değil mi? Maalesef ‘hayır’ diyoruz hepimiz. Soruların cevaplarının hayır olduğu kanaatine varmak elbette ki zor değil. Buna “Dindarlaşan dünyanın dünyevîleşen Müslümanları” şahit! Evlâtlarımızı kurs kurs koştururken dinî eğitimini unutmalarımız şahit. Komşularımızla güzel güzel muhabbet ederken, ettiğimiz gıybetler ve açıp bir parça dahi olsa okumadığımız Risale-i Nurlar şahit. Çarşılarda dolaşıp tesettürlüsünü değil, insanlar tarafından kabul göreceğini, beğenileceğini aradığımız eşarplarımız, pardösülerimiz, yani modaya olan hevesimiz şahit. Akşamları televizyonların başında uyuklarken evlâdını, onu önemsediğini hissettirecek muhabbetten mahrum bırakan babalar şahit…
Sonuçlar ise mutluluğu, sevgiyi, muhabbeti aile içinde bulamayan aile bireylerinin her birinin aradığı şeyleri dışarılarda bulmaya çalışması ve toplumun şu anki ağlanılacak hâli. Dışarıda günaha girmeden yürümenin imkânsızlığa doğru gittiği şu zamanlar. İman hakikatlerine ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyanların fiili çığlıkları…
Bir zamanlar ekilmiş Nur tohumları nice zahmetlerle. Yasaklar, zulümler hepsi geride kalmış, istenilen yalnızca o tohumları sulamak, güneşini kesip gölgede bırakıp içimizde kurutmak değil. O tohumlar hep yaş kalacak, yeşerecek ve yeşeriyor elbette; fakat bizim gönlümüze ekilenler ne durumda acaba hiç düşündük mü? Az önce kafalarımızın köşesine koyduğumuz “İman hizmetinde neredeyiz?” sualini kafalarımızın, gönüllerimizin tam orta yerine alacağımız duâlarıyla…

ESRA NUR CİNALİ
[email protected]
Okunma Sayısı: 678
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı