"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir mücahid daha gönderdik

02 Nisan 2026, Perşembe
Sohbet - (Yeni Asya, 4 Nisan 1971)

Bir otobüse istikamet veren şey, onun direksiyonudur. Direksiyon ne tarafa dönerse vasıtanın geride kalan uzun kısmı da o tarafa doğru kıvrılıp gider.

Otobüse istikamet verenin direksiyonu olduğu anlaşılınca, insana istikamet veren şeyin ne olduğu hatırımıza gelmez mi?

Müslüman anadan doğan şu evlâd neden böyle kozmopolitleşiyor? Şu yavru da neden sol yolu tercih ediyor? Öyle düşündürülüyor, öyle inandırılıyor da ondan.

Demek ki, dâvâsına insan kazandırmak isteyen mücahidlerin bugün en büyük cihadı, insanlara istikamet veren fikir yapısını düzeltmek, düşünce sistemindeki bozukluğu tashih edip, Müslüman anadan Müslüman babadan doğduğu halde, bu asâleti ile asla bağdaşmayan istikametlere sapmasını önlemektir. Buna günümüzün cihadı, bu hizmete hayatını vakfedenlere de asrımızın mücahidi diyoruz.

İşte geçtiğimiz Cuma günü (2 Nisan 1971) Hakkın rahmetine kavuşan Zübeyir Gündüzalp da günümüze has böyle bir cihadın, eşine ender rastlanan mücahidlerindendi. Kendisinin yegâne silahı, insanlara istikamet tayin ettiren en müessir vasıtası de Bediüzzaman Hazretlerinin bir kısmın zindanlarda yazdığı Kur’ân tefsirleri olan Risale-i Nur eserleriydi.

Zübeyir Gündüzalp, Bediüzzaman’ın eserlerinde öyle hususiyetler görüyor, öyle fevkalade ikna edici ifadeler buluyordu ki, kendisinin dünyasını nasıl huzur ve sürura çevirmiş, İslâm’a olan bağlılığını çelik halatlarla bağlamışçasına kuvvetlendirmişse, bu eserleri okuyan bütün insanlığın da aynı derecede İslâmî bağlarının kuvvet bulup, dinî duygularının perçinleşeceğine şüphesiz bir şekilde inanıyordu. Bu yüzden Ermenek, İslâhiye ve Akşehir’deki telgraf memurluğu sırasında Risale-i Nur eserlerini tanıtmaya, okumayanlara tavsiye edip, bir defa olsun ukumalarını temin etme faaliyetine girişti. Bu faaliyeti sırasında Bediüzzaman Hazretlerinin Afyon’da hapsedildiğini duyunca, Afyon savcısına bir mektup yazarak, “Ermenek’te Risale-i Nurları tanıtmaktan bir saniye olsun geri kalmayan Zübeyir Gündüzalp’in buradaki faaliyetlerini görmüyor musunuz?” diyerek kendi kendisini şikâyet etti. Mektup üzerine derhal derdest edilen Gündüzalp, mevkuf Bediuzzaman Hazretlerinin yanına gönderildi. Bu suretle arzu ettiği Üstadına kavuşmuş oldu.

Bundan sonraki günlerde Bediüzzaman’in fevkalede İslâmî eserlerini daha rahatça okuyup, yazmaya başlayan bu sadık İslâm mücahidi, hal-i hayatında gönülden bağlandığı Üstadından bir saniyecik olsun ayrılmadı. Hazret-i Üstadla birlikte hayatın bütün ızdıraplarına, işkence ve mahrumiyetlerine katlanarak, Bediüzzaman’ın dikte ettirdiği eserlerini İslâm âlemine duyurup, neşretmeye devam etti.

Zaman zaman şiddet ve baskısını arttıran devrin siyasetçilerinin tazyiklerine asla sarsılmadan mukavemet eder, kendisine baş vurup, artık tahammülümüz bitti diyenlere:

Bizler asayişin bekçileriyiz. Davamız dünyevî değildir. Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçıyoruz. Kati’iyyen maddî mukavemete baş vurmayın. Bizler insanlara istikamet veren kalblerdeki imanı kuvvetlendirme gayreti içindeyiz. Bir adamın imanını kurtarmak, sahralar dolusu altın ve deve sadaka etmekten hayırlıdır, diyor, siyaset adamlarının korktuğu gibi asla dünyevî ve siyasî maksat taşımadığını ifade ediyordu.

Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından sonra, bu müsbet hizmet şeklini en iyi bilenlerden biri olarak cihadına aynı heyecan ve imanla devam eden bu fedakâr mücahid, Risale-i Nur eserlerinin yayılıp okunması için bütün hayatını vakfetmiş, imana susamış kitlelerin Risale-i Nurları okumalarını temin etmek suretiyle, fikir sistemi bozulan, düşünce şekilleri karıştırılıp imanı zedelenen mü’minleri nurlandırma gayretlerinden bir an olsun fariğ (vazgeçme) olmamıştır.

Hatta, yüz otuz adedi bulunan Risale-i Nur eserlerinin okunup etrafa yayılması cihadına kendini öylesine verdi ki, çoğumuzun aklını, fikrini istilâ eden evlenmek, çoluk çocuk sahibi olup dünyalık kazanmak gibi fânî şeyler, onun asla dikkatini çekmedi, meşgul olduğu İslâm’a hizmet davasından bir tek gün olsun onu geri bırakmadı.

Eğer o da Ashab-ı Suffa hayatını taklid etmeyip, bizler gibi evlenip, çoluk çocuk sahibi olma sevdasına düşseydi, şimdi arkasından birer fatiha okuyacaklarına belki de şüphe ile baktığımız üç veya beş çocuk sahibi olacaktı. Fakat sayıları milyonları bulan manevî evlâd ve kardeşe nümune olan bir mücahid hayatı yaşamamış olacak, üç beş yavru yerine imanlarını kurtarmalarıma sebep olduğu on binlerce evlâd ve kardeşin sayısız dua ve Kur’ân hediyelerine nail olamayacaktı.

Evet, çoğumuz vefatından sonra belediyeden memur okuyucular getirir, ancak bunlara birer hatim indirtebiliriz amma, Zubeyir Gündüzalp’inki hiç de böyle görünmüyor. Onun vefatından sonra indirilmiş hatimlerin şu anda miktarını ben bilemiyorum. Halbuki, onun ne dünya malı, ne de dünyada bıraktığı bir tek aile ve çocuğu yoktu. Bu neyin ifadesiydi? Düşünmeye değer doğrusu!

Altmış bir senelik bir ömrün bütün dakikalarını İslâm’a hizmete vakfetmis olan bu aziz mücahidin temiz ruhlarına biz de fatihalar okuyor, mü’minlerin böyle mücahidlerden ibret almalarını niyaz ediyoruz.

Okunma Sayısı: 142
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı