"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman adalet ve hürriyeti savundu

16 Ocak 2022, Pazar 01:36
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’nin Müdafaaları” konulu masa çalışmasında Bediüzzaman’ın adalet ve hürriyet ile fikirlerine ve bu değerleri savunduğuna dikkat çekildi.

HABER: MEHMET KARA
mkara@yeniasya.com.tr

Risale-i Nur Enstitüsü tarafından düzenlenen Bediüzzaman Said Nursî’nin Müdafaaları konulu masa çalışması Ankara’da yapıldı. Yirmiden fazla akademisyenin yüzyüze, yurtiçi ve yurtdışından 30’un üzerinde araştırmacının internet üzerinden katıldığı katılacağı çalışmada Bediüzzaman Said Nursî’nin mahkeme safhaları ve savunmaları çeşitli yönleriyle ele alındı. Çalışmada sunulan tebliğler daha sonra Köprü Dergisi’nde yayınlanacak.

Programın takdim konuşmasını gazetemiz yazarı Prof. Dr. Ahmet Battal’ın yaptığı programın açılış konuşmasını yapan Yeni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü’nden Köprü Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Dursun, Bediüzzaman Said Nursî’nin fikirlerinden ve eserlerinden dolayı dünya hukuk tarihinde eşine az rastlanır ölçüde baskılara, kovuşturmalara ve yargılamalara maruz kalmış bir İslâm âlimi olduğunu belirterek, “1909’da ‘Sen de Şeriat istemişsin!’ suçlamasıyla ve idam cezası talebiyle yargılanıp beraat ettiği Divan-ı Harb-i Örfî’den başlayarak ömrünün sonuna kadar sürekli biçimde çeşitli haksız isnatlara muhatap edilen Bediüzzaman Said Nursî’nin bu mahkemelerde sergilediği duruş ve yaptığı savunmalar din hizmeti yapanların istikameti açısından önemli olduğu gibi ülkemizin hukuk devleti arayışları ve demokratikleşme serüveni yönünden de incelenmeye değer niteliktedir” diye konuştu. 

BEDİÜZZAMAN’IN HAYATININ ÖNEMLİ BİR KISMI KAHKEMELERDE GEÇMİŞTİR 

Bediüzzaman ve talebeleri hakkında Cumhuriyet döneminde de “Devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak için gizli cemiyet kurmak, rejim aleyhinde olmak, tarikatçilik, emniyet ve asayişi bozmak, laikliğe aykırı davranmak…” gibi suçlamalarla Eskişehir, Denizli, Afyon ve İstanbul’da olmak üzere dört büyük dava açıldığını anlatan Dursun, “27 Nisan 1935’te tutuklanarak 100’den fazla talebesiyle birlikte Eskişehir Hapishanesi’ne gönderilen Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatının önemli bir kısmı, mahkeme süreçleri ve devletin sıkı takibi ve tarassudatı nedeniyle ya hapishanelerde ya da sürgünlerde geçmiştir. Sağlığında ve vefatından sonra talebelerinin yargılandığı davaların sayısı ise iki bini geçmiştir” dedi. 

BEİÜZZAMAN KENDİSİNİ DEĞİL DÂVÂSINI SAVUNMUŞTUR 

Bediüzzaman’ın müdafaalarında kendisini değil de Risale-i Nurlar’ı ve dâvâsını savunmasının dikkat çekici bir husus olduğunu dile getiren Dursun, “İdamla yargılandığı davalarda hakkın hatırını âlî tutan, hakikati her şartta dillendiren, adalet ve hukuk devleti vurgusunu güçlü bir şekilde yapan, inandığı değerleri her zaman merkezde tutan bir yaklaşım hayatının her döneminde olduğu gibi onun mahkemelerde de görülen bir özelliği olarak incelenmeye değerdir. Bu, Bediüzzaman’ın talebelerinin de savunmalarına yansıyan bir özelliktir” şeklinde konuştu.

MÜDAFAALAR KONJONKTÜREL DEĞİL İLKESEL SAVUNMADIR

Bediüzzaman’ın düşünce ve hukuk tarihimiz ve evrensel hukuk bilimi açısından büyük önem taşıyan mahkeme müdafaalarıyla ilgili temel teşhislerden birinin onun konjonktürel değil ilkesel bir savunma yapması olduğunu dile getiren Dursun, “İnanç hürriyeti başta olmak üzere temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan uygulamalar ve suçlamalar karşısında Bediüzzaman’ın temel hak ve özgürlükleri ve bilhassa dinî hürriyetleri meşrûiyet zemini olarak ifade etmesi, temellendirmesi ve haklılaştırması, hukuk devletinin temel prensiplerini hakim savcılara ve yöneticilere sürekli hatırlatması gibi hususlar hem adalet ideali ve hem de pozitif hukuk değerleri açısından önemli inceleme alanlarıdır. Hürriyet, adalet, müsavat, meşrûtiyet, cumhuriyet gibi temel tartışma konularında fikir beyan eden ve İslâm dünyasının temel problemlerine çözüm üreten bir İslâm âlimi profilinin, onun yargılandığı davalarda müdafaalarına ve kararlara nasıl yansıdığı da merak uyandıran bir durumdur. Mahkemelerde dikkat çeken en önemli şey, Bediüzzaman’ın hiçbir zaman şahsını savunmayarak her zaman dâvâsını ve dâvâ arkadaşlarını savunması, ülkenin ve İslâm dünyasının temel meselelerine dikkat çekerek Risale-i Nurlar’ı bir çözüm önerisi olarak sunması, muhakeme süreçlerini Risale-i Nurlar’ın tanıtılmasına yönelik bir fırsata dönüştürmesi, sanık sandalyesini savcı ve hâkimlere karşı bir ders kürsüsü olarak görmesi, haksız hapis kararları sonrasında da hapishaneleri “Medrese-i Yusufiye” olarak görüp irşat faaliyetleri için bir zemin telâkki etmesi, Risale-i Nurlar’ın savcı ve hâkimler tarafından doğru anlaşılmasını beraat kararlarından daha önemli görmesidir” şeklinde konuştu.

MASA ÇALIŞMASININ AMACI

Bediüzzaman ve müdafaası hakkında bugüne kadar çeşitli monografiler ve araştırma makaleleri yayınlanmış olmakla birlikte aydınlatılmayı bekleyen çok konu olduğunu ifade eden Ahmet Dursun, Masa çalışmasının amacının bu yöndeki yeni akademik faaliyetleri teşvik etmek ve müzakereye açmak olduğunu söyledi.

 

Okunma Sayısı: 1437
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı