"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akademisyen-Eğitimci-Yazar Sebahattin Yaşar, Pazar Seminerlerinin bu haftaki misafiri olacak

24 Aralık 2021, Cuma 21:45
AKADEMİSYEN, EĞİTİMCİ, YAZAR SEBAHATTİN YAŞAR YENİ ASYA EGE BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ'NİN ORGANİZE ETTİĞİ ONLİNE PAZAR SEMİNERLERİNİN BU HAFTAKİ MİSAFİRİ OLARAK GENÇLERLE İLGİLİ SEMİNERDE KONUŞACAK.

YAŞAR, ''GENÇLERLE İLETİŞİMDE ÖN YARGILARI KIRMAK'' BAŞLIKLI SEMİNERDE KONUYLA İLGİLİ SORULARI DA CEVAPLANDIRACAK.

Risale TV - Yeni Asya TV - EuronurTV'den yayınlanacak ve Moderatörlüğünü Yeni Asya İlahiyatçı Yazarı Süleyman Kösmene'nin yapacağı online seminer 26 Aralık 2021 Pazar günü saat 20.30'da başlayacak. (Avrupa Saati: 18:30)

Not: Online gerçekleşecek seminerin linki saat 20.15'te paylaşılacaktır.

İrtibat Numarası ve Soru Hattı: 0505 648 52 50

***

Yeni Asya EuronurTV'yi incelemek için tıklayınız 

***

Sebahattin Yaşar, Gençlerle ''Arkadaş'' gibi...

Kitaplarında gençlerin kalp atışları var

Özelde gençliği ve aileyi, geneldeyse fertler arası “iyileştirici” veya “itici” tavırları ve münasebetleri yazı sahasının merkezine koyup inceleyen, gençliğin ve aile müessesesinin dertleriyle hemdert olan yazarlar öyle sanıldığı kadar çok değil herhâlde. 

Onlardan birisi de Akademisyen-Yazar Sebahattin Yaşar...

Uzun yıllardır Türkiye’nin doğusundaki bir üniversitede “Türk dili okutmanlığı” yapan bir öğretim görevlisi olarak Yaşar, paralel biçimde uzun bir süredir “Yeni Asya” gazetesinde de periyodik yazılar yazmakta. 

ARAŞTIRMA VE KÖŞE YAZILARI

Yaşar, bir akademisyen olarak tabiî ki öğrencilerle, yani gençlerle iç içe—hattâ “öğrenci-hoca” ilişkisinin samimiyeti derecesinde içli dışlı! Dolayısıyla bazı öğrencilerin şahsî veya ailevî problemleriyle hemhâl. 

Bu durumsa onun hem akademik, hem de yazarlık yönlerini pekiştirirken tecrübelerini de arttırmakta. 

Meselâ yazarlık yönü bu cihetiyle gayet verimli. Sürekli gazete veya dergi yazıları yazıyor ve bu yazılarını da belli başlıklar altında bir araya getirerek kitaplaştırıyor. 

Sebahattin Yaşar’ın gazetedeki köşesinin adı ise “Pozitif Pencere.” Bu tercih onun bakış açısını yansıtıyor elbette. Varlık ve olaylara pozitif, yani olumlu, yani müsbet bakış ve yaklaşım tarzı onun Risale-i Nur’dan beslendiğini göstermekte. Zaten gerek “araştırma” (dergi) yazılarında gerekse “köşe” (gazete) yazılarında Risale-i Nur’dan esinlenen yorumlar veya yapılan alıntılar bunu belli ediyor. 

GENÇLİK VE AİLE İLGİ ALANI

Sebahattin Yaşar’ın Yeni Asya Neşriyat’tan şimdiye kadar sekiz adet kitabı yayınlanmış olup alfabetik sırayla şunlardır: 

*Bediüzzaman ve Şark Düşünceleri (ortak çalışma), *Gençlik ve Anne-Baba İlişkileri, *Gençlik ve His Eğitimi, *Kendinizle Yürüyüşe Çıkın, *Mutlu Aile Modeli (ortak çalışma), *Pozitif Gençlik, *Pozitif Pencere, *Secde Çiçekleri...

İlk kitabı olan “Secde Çiçekleri” 1997 yılında yayınlanan yazarın—ortak yazarı olduğu kitapları hızla geçersek—ikinci kitabı 2009 yılındaki “Pozitif Pencere” olmuş. Takip eden birkaç yılda ise diğer kitapları (“Pozitif Gençlik,” “Gençlik ve Anne-Baba İlişkileri,” “Gençlik ve His Eğitimi” ile “Kendinizle Yürüyüşe Çıkın”) peş peşe neşredilmiş.

(Sebahattin Yaşar’ın “ortak yazar”ı olduğu kitaplarından ilki “Bediüzzaman ve Şark Düşünceleri”—ki Âdem Ölmez’in başını çektiği beş kişilik bir yazar grubunun elinden çıkma; diğeriyse eşi Yasemin Yaşar’la birlikte kaleme aldığı “Mutlu Aile Modeli.”)

YENİ ESER BİR “HİKÂYE KİTABI...”

Ve gelelim “yeni” kitaba... “Yeni Asya” gazetesi, dolayısıyla da “Yeni Asya Neşriyat” yazarı Sebahattin Yaşar’ın çıkacak son kitabı tür olarak, kendi yazarlık tecrübesi bakımından bir “ilk” özelliğini taşıyor. Henüz yayına hazırlanan ve—ismi şimdilik saklı olan—yeni eser, “hayatın içinden” enstantaneler içeren bir “hikâye kitabı.” 

“Secde Çiçekleri” bir “deneme” kitabıydı. Sonrakiler de bir “gözlem, tesbit” nev’inde “inceleme” sayılırsa, yoldaki yeni kitap tür olarak gerçekten Sebahattin Yaşar için yeni bir açılıma işaret ediyor. Ve kitap normal olarak “eğitim,” dolayısıyla “okul” ile ilgili vesselâm!

***

"Yaşadıklarımı yazıyorum"

Akademisyen yazar Sebahattin Yaşar Kitaplık’ın sorularını cevaplandırdı.

RÖPORTAJ: SELÇUK SUBAŞI- ORHAN GÜLER

- Öncelikle yazarlık serüveninizi anlatır mısınız?

Bizi Yeni Asya camiasıyla tanıştıranın ağabeyim Selâhattin Yaşar olduğunu öncelikle teşekkür anlamıyla belirtmek isterim. Yazarlığa yakın olmamızın altında da böyle bir öncünün olduğunu söylemesek eksik olur.

Biz de ondan gördüğümüz şekliyle, yazının hayatın içinde yaşananlardan bağımsız bir şey olmadığını anladık ve o günden bugünlere daha çok kişi dünyasında oluşan duyguları, kişiye dokunan dış dünyanın unsurlarını yani insan davranışlarını, insanı etkileyen dağı, taşı, kuşu, böceği ve bir bütün halinde varlık âlemini insanın duygu dünyasının şekillenmesinde gerekli ve anlamlı unsurlar olarak görmeye başladık. Böylece yazı aranan, beklenen bir şey değil, içinden seçilen, tercih edilen bir şey haline geldi.

Bir de bizim ailemizde dededen, babadan anneden gelme bir güçlü duygu kökü olduğunu söyleyebilirim. Rahmetli dedemin askerlik hatıraları üç beş kitap hacminde bir zenginliğe sahipti. Bizimle paylaşırdı. Ve paylaşırken de edebî bir dil kullanırdı. Hatıraları canlandırırken ses tonu mimikler bir tiyatro sanatçısı canlılığında idi. Ve ilginç olan çok güzel kendisinin de içinde cümle katkısı olan türküler söylerdi. Evin neşe kaynağı idi bunlar. Sonrasında rahmetli babam da, türküleri seslendiren, hikâyecikler paylaşan, çocuklarını, torunlarını hep bu canlı zenginlik içinde büyüten bir dünyası vardı. Evinde kedisi eksik olmayan ve onlarla da birer ilgilenen bir iç zenginliğe sahipti. Yine ahşap işlemeciliği, bağ bahçe meşguliyeti gibi renkli ve çeşitli bir ilgi alanına sahipti. Halen hayata olan 90’lı yaşları yaşayan–Allah hayırlı uzun ömürler versin- annemin de duygu dünyasını çok zengin bulurum. Biz oturduğumuz zaman geçmişin hatıralarını saatlerce konuşuruz. Buradan da paylaşımcı bir alt yapı olduğu anlaşılır.İşte bütün bu atmosferde gelişen duygu, kendini ifade etme, birileriyle bu potansiyeli paylaşma meyli kişiyi ister istemez yazmaya sevk eden faktörlerden olmuştur diyebilirim.

İlk yazımın Can Kardeş dergisinde bir şiir olarak yayınlandığını hatırlıyorum. O Can Kardeş’i ne çok kişiye göstermiştim. O ilkler bir heyecan oluşturuyor insanda. Ve işte o heyecan o gün bugündür hep devam edip gidiyor.Yeni Asya Gazetesinde yazmaya sevk eden faktörler içerisinde rahmet Mehmet Kutlular Ağabeyin özel ilgisi olduğunu da ifade etmeliyim. Tabiî sonrasında da elbette belki yazmada en önemli faktör olan okuyucularımız var. Onların yazılara olan ilgileri, olumlu-olumsuz tepkileri bizi yazmaya sevk eden önemli faktörler oldu. Özellikle bize ‘pozitif insan’ tanımlaması yapıp, hayatın pozitif yüzünü ön plana çıkarmamda, takdir edici bir yoldaş olarak Risale-i Nur Talebesi ağabey ve kardeşlerimi en tatlı duygularla ifade etmeden geçemem.

Bir taraftan da üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapıyor olmak, yani bizzat işin gazetede mutfağında olmamak yazarlığı birinci derecede bir meşguliyet olarak ele almamıza mani olmuştur. Diğer taraftan böyle olması da ayrı bir güzellik olarak hem dış dünyadagençlerin arasında olmak, hem de yazıyor olmak ayrı bir kazanım olduğu söylenebilir.Yani ben binler şükür halimden memnunum. Yaşıyorum ve yazıyorum. Yazı konusu bulmakta çok zorlanmıyorum. Hatta seçmekte zorlanıyorum diyebilirim. Çünkü her şey ‘Beni de yaz’ diye, adeta çığlık atıyor.

- Gençlik ve aile konularına ilginiz nerden geliyor?

Hayatım bir eğitimci olarak gençlerin arasında geçti. Onları üniversite ortamlarında daha yakından tanıma, anlama imkânı buldum. Her yıl binlerce genç içerisinde insan yüksek bir heyecan yaşıyor. Bir şeyler bulmak ve sınıflara taşımak, onlara hediye sunar gibi dersler anlatmak, önce anlatanı ayağa kaldırıyor. İnsan ders anlatırken zaman zaman saati unutuyor ve diğer ders saatinin hocası kapıyı çalıyor. Güzel olan da onlar da heyecana kapılmış oluyor.

Tabiî hayat hep pozitif karelerden oluşmuyor. Zaman zamana gençlerden anlatılan hayat hikâyeler, ailedeki yaşanmışlıklar gündeme geliyor. Özellikle üniversitemizin içinde bulunduğumuz Güneydoğu coğrafyasındaki yaşanmışlıklar gençlerde birer derin hikâyeye dönüşüyor. Onları dinleyince etkilenmemek mümkün değil.

Böylece siz gençleri ve aileleri, üniversiteye yansıyan gençler üzerinde değerlendirmeye başlıyorsunuz. Her genç birçok hikâyenin içinden doğup geliyor. Ona göre anlattıkları normal şeyler iken, anlatılanlar dinleyenleri heyecanlandırıyor. Bu yönüyle Doğu Güneydoğu nice nice kitaplara konu olarak zengin bir hatıralar, hikayeler, anılar harmanı gibi duruyor.

Tabiî bir de yazı bir ihtiyacın sonucudur. Eşiniz ve çocuklarınız varsa, onlar birer ciddî çalışma alanıdır. Evlenmeden evvel evliliğe, çocuklarınız olmadan evvel çocuklara, gençlere ebeveynin kendini hazırlaması gerekir. Yoksa hazırlıksız yakalanılan problemlerle insan yoruluyor. İşte biz de, pozitif pencere, pozitif gençlik gibi gündemlerle çocuklarımızın yetişmesine dönük çalışmalar yaptık. Sonra Mutlu Aile Modeli, Gençlik ve His Eğitimi, Gençlik ve Anne Baba İlişkileri çalışmasıyla da gençlerimizin yetişmesine çalışmış olduk. Yani çalışmalarımızın ilk meyvesinin ailemiz ve çocuklarımızla almış olduk.

- Hem bir akademisyen olarak gençlerle birebir muhatapsınız, hem de sair zamanlarda gençlerle özel programlar yapıyorsunuz. Yazılarınıza gözlemleriniz nasıl yansıyor?

Yazılarımız mümkün mertebe hayatın içinden kesitler taşıyor. Çünkü yaşadıklarımız bizi yazmaya sevk ediyor. Bana bazen öğrencilerim, ‘Hocam nasıl böyle hemen yazıyorsun?’ diyorlar. Ben de onlara, ‘Nasıl yazmayayım ki, her şey kıpır kıpır beni yaz, diyor.’ diyorum. Gerçekten de öyle, hiçbir ânı durağan olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Her an her şey değişiyor, yenileniyor. İşte bize göre de bunların her bir anı bir yeni satır oluyor. Kimi şiir şeklinde, kimi hikâye, kimi roman.

Bir de gençlerin içinde olmak ayrı bir heyecan unsurudur. Onlar farklı farklı güzelliği olan bahçe gibi. Kime yönelseniz yeni ve farklı bir dünya. Ebeveyn bu zenginliğin, renkliliği farkında olmazsa, onları kendilerinden uzaklaştırıyor, kaçırıyorlar. Onların her birine ayrı bir değer gözüyle bakmak gerekiyor. Doğrusu ben gençlerden çok şey öğrendim. Gençleri dinledikçe hayatın farklı dokunuşlarını gördüm. Hayattaki problemlere çözümler bulmak için gençlerle ciddi bir birlikteliğin olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için gençlere dönük negatif yorumlardan ciddi kaçınıyorum. Onca negatif söylemlere karşı, gençlerle konuşulur, gençlerle anlaşılır, gençler bilir, gençler sever, gençler ciddi dâvâ adamları olur gibi pozitif cümlelerin onlara çok yakıştığını biliyorum. 

Eğitim ortamındaki gençler kadar, manevî hizmetlerdeki gençler de farklı problemler yaşıyorlar. Benim kitap çalışmaların gençlerin içinden doğup geldi, her satırında gençleri kalp atışları var. Çalışmalarımda onlara mümkün mertebe yardımcı olmaya çalıştım, çalışıyorum. Onların problemlerine çözümler bulmaya çalışıyorum. Pek çok çabamızın da amacına ulaştığını gençlerin geri bildirimlerinden anlıyorum. Çabanızın bir işe yaramasını görmek insan mutlu oluyor tabiî. Gençlerin yüzünün gülmesi, hayatın size gülünmesi demektir. Biz hem eğitim ortamlarında, hem de manevî sohbet ortamlarında pek çok gencin bu tebessümlerine bizzat şahit oluyoruz. Onların mutluluğu bizi de mutlu ediyor.

- Mevcut kitaplarınızda okuyucuya daha çok hangi mesajları vermek istediniz?

Benim daha çok çalışma alanım gençler ve aile oldu. Onların bir sonraki hayat safhalarına kendilerini o zaman gelmeden hazırlamaları gerektiği ön plana çıktı. Yani yaşanacaklara hazırlıksız yakalanmamalı için onları uyarma amacı güttüm. Çünkü hazırlıksız yakalanmak insanı yoruyor. Oysa yaşanacak sürece hazırlanınca o süreç keyifle aşılıyor. 

Anne baba ve gençlerimizin öncelikle hayatın bir safhasında yorulmaları gerektiğini unutmamaları gerekir. Anne baba için başta çocukları yetiştirirken yorulmak çok daha anlamlıdır. Çünkü sonraki zamanlar daha keyifle geçer. Başta bu yorulmak olmazsa, bu sefer sonraları çocuklarımızın, gençlerimizin problemleriyle yorulmak daha acı veriyor. Bu sonradan yorulmak onları da anne babayı da daha da incitiyor, hayatı çekilmez hale getiriyor.

Elbette her döneme, dönem gelmeden bilgi ve donanım olarak hazırlanmak aklın gereği olacaktır. Bu da çocuklarımızın, gençlerimizin yaşayacağı dönemi tanımakla mümkün olacaktır. Tanımadan kimseye yardımcı olamayız.

- Yeni kitap projeleriniz var mı, varsa nelerdir?

Biz artık gençler üzerine hayatımızı vakfettik gibi. Nereye dönsek gençlerle hatıralarımız var. Düşünün ki yirmi altı, yirmi yedi yıllık bir geçmişi olan, tamamen gençlerden oluşan bir Pazar Grubu Topluluğumuz var. Şimdi Türkiye’nin pek çok şehirlerinde onlarla karşılaşıyoruz. Hemen hemen hepsi de Risale-i Nur eserleriyle tanışmış olmanın, hayatlarını o Kur’ânî hakikatlere göre şekillendirmenin mutluluğunu yaşıyorlar. 

Doğrusu hayat, hangi yüzüne baktığınızla anlam kazanır. Pozitif de negatif de sizin tercihlerinizde görünüyor. Şimdi bu gençlerin pozitif hayat hikâyeleri üzerine çalışmalarımız var. Onlara ben yeni çağın hayata gülümseyen yüzleri olarak bakıyorum ve onların mutluluğu ile ben de mutlu oluyorum.

 

 

Okunma Sayısı: 1338
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cemal Özkaya

    26.12.2021 07:49:34

    Sebahattin abi Elbistan a geldiğinde havuzdan kabimiz kadarmi yoksa tamamen mi istifade edeceğiz diye sorduğumuzda önce havuzu dolduralım diye veciz bir cevap vermişti.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı