"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gayesi haksızlığa ve zulme karşı koymaktı

09 Ocak 2020, Perşembe 01:01
Bediüzzaman’ın “Aziz, sıddık, hakikatli kardeşim Sadık” iltifatına muhatap olan Taşköprülü Sadık Ağabey’i, vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.

Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunan Taşköprülü Sadık Ağabey, cesaret, kahramanlık ve yiğitlik gibi hasletleri taşıyan mümtaz bir şahsiyetti. Bediüzzaman’ın “Aziz, sıddık, hakikatli kardeşim Sadık” iltifatına muhatap olan Muhammed Sâdık Demirelli’yi vefatının 50.yılında rahmetle anıyoruz.

Silâhı bıraktı, kitap okudu, yazdı

Cesareti ve himmeti Taşköprü ve Kastamonu ile sınırlı kalmadı. Sinop’tan Düzce’ye, Çankırı’dan Adapazarı’na kadar bütün bölgede ağa vasfı ve efe sıfatı ile nam salmaya başladı. Lâkin onun namda, şanda, şöhrette gözü yoktu. İçinde hep ecdâdına lâyık olma ve onlar gibi vatanın, milletin menfaati için çalışma, zulme, haksızlığa karşı koyma gayesi vardı. Şehirdeki bazı medreseleri yıktıran valiyi vurmaya giderken, kendisini yanına çağıran Said Nursî’yi tanıyınca kararından vazgeçmiş ve sık sık onun yanına gidip gelmeye başlamıştı. Bediüzzaman’ı Kastamonu’da ziyaret etmeye gitti. Said Nursî, eline kitap verip okumasını ve yazmasını istedi. Bunun üzerine atından indi, silâhını bıraktı, efe kıyafetini çıkardı. Masanın başına geçti, risâleleri açtı ve okudu, yazdı.

Hayatını dâvâsına feda etti

“Sen çek yerine, çekmesin mihn ü elem ol.Üstadına hem gölge ol Sadık, hem kurban ol.” Mezkûr manzumesinde, Üstadı uğrunda yapmayı düşündüğü fedakârlığı böyle dile getirmişti Sadık Bey. O da Denizli’de şehadetine şahit olduğu Hafız Ali ve tanıştığı Hasan Feyzi gibi Üstadının çekeceği sıkıntıları çekmeyi ve uğrunda ölmeyi dilemişti. O zaman, bu dileğinin fiilen gerçekleşmesine vesile olacak bir hadise vuku bulmadı ama o, hayatını dâvâsına adayıp ‘Kastamonu’nun yüzünü ak eden’ hizmetlerine devam ederek dileğini mânen gerçekleştirdi. 9 Ocak 1970 yılında ahirete irtihal ettiğinde, yüzünün nuru kabrini aydınlatacak kadar âşikârdı. Allah rahmet eylesin.

“Sen yüzümüzü ak ve kalbimizi mesrur eyledin”

Hayatının artık hep bu şekilde devam edeceğini düşünüyordu. Bundan da memnundu. Fakat daha sonra Bediüzzaman’ın kimseyle görüştürülmediği ve çok zorluk çektiği Denizli Hapishanesi’ne getirildi. Gardiyanları ikna, meydancıları da memnun ederek Bediüzzaman’a yaptığı yemekleri gönderdi. Sadık Ağabey, bu şekilde dokuz ay Bediüzzaman’a hizmet etti, Risâle-i Nurlar’ı yazdı ve mahkûmlarla dersler yapıp pek çoğunun namaza başlamasına vesile oldu. Mahkemenin beraat kararı vermesi üzerine tahliye edilince diğer Nur Talebeleri gibi o da memleketine döndü. Üstadı ile irtibatını kesmedi. Sık sık ona mektuplar yazdı. Ondan “Sen yüzümüzü ak ve kalbimizi mesrur eyledin” gibi ifadelerin yer aldığı mektuplar aldıkça memnun ve mesrur oldu.

 

Okunma Sayısı: 2190
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı