"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meslek ve meşrebe sadakati ile örnek oldu

10 Nisan 2026, Cuma 11:19
Zübeyir Gündüzalp fedakârlığının yanı sıra, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine olan bağlılığıyla da gelecek nesillere örnek oldu. O, “Sadırdan değil satırdan kardeşim” anlayışıyla hareket etti, ve her meselenin ölçüsünün Risale-i Nur’da aranmasının ısrarla takipçisi oldu.

Haber: Nurseza  PARLAKOĞLU

Fotoğraflar: Erhan Akkaya

Davasında kendini fânî etti

Eğitimci yazar Abdulbaki Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in hayatına bakıldığında uzun izahlara ihtiyaç kalmadığını, onun sadakatinin bizzat hayatıyla görüldüğünü ifade etti. Çimiç, “Çok fazla söze ihtiyaç yok esasında; Zübeyir Ağabey kendi hayatı, davaya sadakati apaçık ortada” diyerek başladığı konuşmasında, Zübeyir Gündüzalp’in sıradan bir talebelikten öte, bütün varlığını Üstadına, Risale-i Nur’a ve hizmete adayan bir şahsiyet olduğunu vurguladı. Onun, “Kâinata değişmem” denilen bir zat olarak bütün gayretiyle bu davada kendisini fâni ettiğini belirten Çimiç, bu yönüyle Zübeyir Ağabeyin sadece Risale-i Nur’u okuyan ya da anlatan biri değil; aklıyla, kalbiyle, himmetiyle ve hayat tarzıyla davasını yaşayan bir numune-i imtisal olduğunu dile getirdi.

Bu şuurun temeli: Helâl lokma ve manevî terbiye 

Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in şahsiyetinin arka planında aileden gelen çok kuvvetli bir manevî terbiye bulunduğunu ifade ederek, bu hususu bizzat kendi mektubundan hareketle anlattı. Bediüzzaman Hazretleri’nin yetiştiği aile ortamını hatırlatan Çimiç, benzer bir sırrın Zübeyir Ağabeyde de görüldüğünü belirtti ve ailesine yazdığı mektuptan şu bölümü aktardı: “Babam bana haram lokma yedirmemiş. Anam bana haram süt vermemiş.” Bu terbiyenin çocukluk yıllarından itibaren nasıl işlendiğini anlatan Çimiç, 3-4 yaşlarında iken komşu bağından bir çöp almanın bile haram olduğunun öğretildiğini, Zübeyir ağabeyin de “çok hoşlandığım mayhoş elmayı yemezdim” diyerek bunu bizzat ifade ettiğini söyledi. Mektuptaki, “Babam çok para kazanacağım diye haram kazançlara tenezzül etmemiş. Zengin olmamış fakat helâl para gibi az da olsa çok büyük bir kalp zenginliğini taşımış” cümlelerini de hatırlatan Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in Bediüzzaman’a talebe oluşunda ve bu hizmete kabul edilişinde, anne-babadan gelen bu helâl hassasiyetinin ve manevî telkinin önemli bir sır taşıdığını belirtti.

Onu Zübeyir bilir: Meslek ve meşrep meselelerinde ona müracaat edildi

Konuşmasının devamında Zübeyir Gündüzalp’in yalnızca sadakatiyle değil, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini doğru kavrayıp ifade etmesiyle de temayüz ettiğini belirten Çimiç, onun bu noktada çok net ölçüler ortaya koyduğunu söyledi. “Üstadımızın hizmet tarzı, gayesi ve Risale-i Nur’un mesleği Kur’ânî, imanî, manevî, uhrevî, İslâmî, ilmî ve fikrîdir. İçtimaî, siyasî ve dünyevî müesseseleşmek tarzında değildir” ve “Bediüzzaman’ın davasına Bediüzzaman’ın tarzında hizmet edilir. Başka mesleklerin usulüyle değil” sözlerini aktaran Çimiç, Zübeyir Ağabeyin bu çizgiyi hayatına aksettirdiğini ifade etti. Çimiç, Üstaddan sonra ağabeylerin de bu noktalarda ona müracaat ettiğine dikkat çekti. Bayram ağabeyin, “Biz Üstaddan sonra Risale-i Nur’un meslek ve meşrep prensiplerini Zübeyir ağabeyden öğrendik” dediğini hatırlatan Çimiç, Zübeyir Ağabeyden 20 yaş büyük olan Tahirî Ağabeye içtimaî ve sosyal hadiselerle ilgili sualler sorulduğunda onun da “Onu Zübeyir’e sorun. Üstad Hazretleri onu hususî olarak bu meselelerde yetiştirdi, onu Zübeyir bilir” dediğini nakletti. 

İhlâs, üslup ve şahs-ı manevî mirası bıraktı

Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in hizmette sadece esasları değil, o esasların hangi ruh ve üslupla taşınacağını da titizlikle muhafaza ettiğini belirtti. “Mesleğimize uymayan şeyleri hatırlatan cümleler kurmayın. Mesleğimizi ifade eden cümleler kurun” ve “Risale-i Nur’un üslubunu yazacaksanız Risale-i Nur’un üslubunda ve dilinde yazın” sözlerini aktaran Çimiç, yazılan metinlerin farklı insanlara dokunmayan, kuşatıcı ve latif bir dille kaleme alınması gerektiğinin özellikle vurgulandığını söyledi. Bunun yanında Zübeyir ağabeyin Üstad tarafından ağır imtihanlardan geçirildiğini, fakat onun hiçbirinde nefsini öne çıkarmadığını belirten Çimiç, Üstadın zaman zaman ona şiddetli ikazlarda bulunduğunu, buna karşılık Zübeyir ağabeyin sadece “Haklısın Üstadım, doğru söylüyorsun Üstadım” diyerek teslimiyet gösterdiğini anlattı. Daha sonra ise yine Üstadın, “Ben Zübeyir’i kainata değişmem” diyerek onu nazara verdiğini hatırlatan Çimiç, bu çizginin gerisinde ihlâs, sadakat ve ahde vefa bulunduğunu ifade etti. Çimiç, Zübeyir ağabeyin geride yalnız hatıra değil; “sadakat, sebat, uhuvvet, muhabbet, meşveret, şura ve şahs-ı manevinin sistemleşmesi” noktasında büyük bir miras bıraktığını söyledi.

DERS KİTAPLARI BİZE NEDEN GÜNDÜZALP’İ TANITMADI?

“Zübeyir ağabey bir nur kâşifidir”

Prof. Dr. Ahmet Battal, Zübeyir Gündüzalp’in hizmetini anlatırken onu bir “kaşif” olarak nitelendirdi. Konuşmasına dikkat çekici bir mukayeseyle başlayan Battal, “Neden ders kitaplarımız Uzun Mehmet’i bize tanıttı da neden o ders kitapları hâlâ Zübeyir Gündüzalp’i tanıtmıyor?” sorusunu yöneltti. Maddî bir keşifle manevî keşfi karşılaştıran Battal, “Uzun Mehmet’in bulduğu taş kömürü, Zübeyir Gündüzalp’in bulduğu bu mücevherden, bu Kur’ani mücevherden daha mı kıymetliydi? Değildi” dedi. Zübeyir Gündüzalp’in, “hepimizin ve bütün Türkiye’nin, hatta dünyanın büyük ihtiyacını giderecek o nuranî madeni hem keşfetmiş, hem keşfettirmiş” bir isim olduğunu ifade eden Battal, bu yönüyle onun Risale-i Nur hizmetindeki yerinin ayrı bir önem taşıdığını vurguladı.

Neşriyat hizmeti yeni bir merhale oldu

Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatını “Eski Said”, “Yeni Said” ve “Üçüncü Said” safhalarıyla ifade ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Battal, bu safhaların birbirinden kopuk değil, birbiriyle irtibatlı bir hizmet silsilesi olduğunu ifade etti. Bu silsilenin Üstadın vefatıyla sona ermediğini belirten Battal, Zübeyir Gündüzalp’in bu devamın mühim bir halkası olduğuna dikkat çekti. “Zübeyir Gündüzalp’in şahsında tecessüm eden neşriyat hizmetleri… ‘Dördüncü Said’tir, belki ‘Beşinci Said’tir” sözleriyle bu manayı dile getiren Battal, bu ifadeyle şahıs değil hizmet merkezli bir devamlılığa işaret etti. “Said ölmedi, devam ediyor” diyerek bu hakikati vurgulayan Battal, Zübeyir Gündüzalp’in Üstadın meslek ve meşrebini neşriyat ve içtimaî hizmet sahasında temsil eden bir vazife gördüğünü ifade etti.

Bu çizgi neşriyatla sürdürülüyor

Battal, Zübeyir Gündüzalp’in içtimaî hayata dair ortaya koyduğu çizginin, esasen Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur’da ders verdiği prensiplerin bir neşri olduğunu ifade etti. Bu anlayışın özellikle Yeni Asya neşriyatında tecessüm ettiğini belirten Battal, uzun yıllara dayanan okuma tecrübesine de işaret ederek, bu çizginin yalnızca bir gazete faaliyeti değil, aynı zamanda bir hizmet tarzı olduğunu dile getirdi. Risale-i Nur’un içtimaî hayata bakan yönünün bu neşriyatla canlı tutulduğunu ifade eden Battal, bu çerçevede Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu ana kavramları “insan için iman ve ahlak, toplum için hürriyet ve meşveret, devlet için adalet ve meşrutiyet” şeklinde özetledi. Bu esasların, günlük hadiselere tatbik edilerek geniş kitlelere ulaştırıldığını belirten Battal, Yeni Asya’nın bu yönüyle Risale-i Nur’un içtimaî derslerini bugüne taşıyan bir vazife gördüğünü ifade etti.

Programın devamında Emekli Doktor Öğretim Üyesi Ali Üremiş, merhum Zübeyir Gündüzalp ağabeyin yazdığı sadakat ve fedakarlık ifade eden mektubunu okudu. 

Fenafi’s-Said sırrı hizmette tecelli etti

Panelin ikinci bölümünde ise Yazar İslâm Yaşar, Zübeyir Gündüzalp’in Bediüzzaman Said Nursî ile birlikte bulunduğu dönemden itibaren aldığı “Fenafi’s-Said” sıfatının, onun hizmet anlayışını şekillendiren temel hususlardan biri olduğunu ifade etti. Bu sıfatın Üstadı temsil etme ve onun meslek ve meşrebini yaşatma manası taşıdığını belirten Yaşar, “Üstadın hayatındayken onun her gittiği yerde Üstadı fiilen temsil etmiş olması… ‘Fenafi’s-Said’ olmanın bir tezahürüdür” dedi. Asıl tecellinin ise Üstadın vefatından sonra ortaya çıktığını vurgulayan Yaşar, ihtilal döneminde hizmetin mahallîleştirilmek istendiğini, buna rağmen Zübeyir Gündüzalp’in bu kuşatmayı aşarak hizmeti sürdürdüğünü anlattı. Bu süreçte onun sürekli Risale-i Nur’a yöneldiğini belirten Yaşar, “Niye çok Risale okudu?” sorusuna verdiği “Okumazsam yanılırım, okumazsam aldanırım” cevabını aktararak, bu okumanın hem şahsî istikamet hem de hizmetin selâmeti için yapıldığını ifade etti.

“Yeni Zübeyirleri hazırlayın”

Yaşar, Zübeyir Gündüzalp’in Üstadın vefatından sonra hizmeti şahsî bir çizgiye değil, meşveret ve şahs-ı manevî esasına dayalı olarak yürüttüğünü ifade etti. İstanbul’da talebelerini bir araya getirerek “Üstadın hayatının sonunda onun hayatını devam ettirelim, hizmet hayatını devam ettirelim” çağrısında bulunduğunu belirten Yaşar, bu toplantılarda herhangi bir rüçhaniyet hissettirmeden meşvereti esas aldığını dile getirdi. Bu yaklaşımın neticesinde 60’lı ve 70’li yılların Risale-i Nur hizmeti açısından parlak bir dönem hâline geldiğini ifade eden Yaşar, daha sonraki süreçte yaşanan darbelerin özellikle şahs-ı manevîyi hedef aldığını belirtti. Bu noktada yeniden aynı ruhun ihyasına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Yaşar, bu vazifenin ailelerden başlayarak yeni nesillerle mümkün olacağını ifade etti. “Yeni Zübeyirleri hazırlayın” çağrısında bulunan Yaşar, bu anlayışın yeniden hayat bulmasıyla Nur hizmetinin topluma ve insanlığa yeniden nur saçacağını dile getirdi.

 

Üstadının yanında kalmak için hapishaneyi tercih etti

Eğitimci yazar Abdulbaki Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in hizmet anlayışının, fedakârlık ve Üstada bağlılık temelinde şekillendiğini ifade etti. Sağlık problemlerine rağmen hizmetten geri durmadığını belirten Çimiç, Doktor Sadullah Nut’un tedavi teklifine verdiği cevabı aktararak, “Bu tedavi kaç gün sürer kardeşim?” sorusuna “15 gün” denildiğinde, “Olmaz kardeşim! Hizmet için 15 gün çok uzun bir zaman, yatmam” dediğini hatırlattı. Bu yaklaşımın, onun dava şuurunu açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in bütün ömrünü Risale-i Nur hizmetine vakfettiğini dile getirdi. Afyon hapsi sürecinde de aynı bağlılığı gösterdiğini belirten Çimiç, Üstadına yakın olmak için kendisini ihbar ettiğini, tahliye sırasında ise “Hayır bu işte bir yanlışlık var” diyerek hesapların yeniden yapılmasını istediğini ve 40 gün daha Üstadının yanında kalmayı tercih ettiğini aktardı. Bu hâlin, onun hizmete ve Üstadına olan sadakatinin müşahhas bir tezahürü olduğunu vurguladı.

Meslek ve meşrebe sadakatle hizmet etti

Çimiç, Zübeyir Gündüzalp’in fedakârlığının yanı sıra Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine olan bağlılığıyla da temayüz ettiğini ifade etti. Onun “sadırdan değil satırdan kardeşim” anlayışıyla hareket ettiğini belirten Çimiç, her meselenin ölçüsünü Risale-i Nur’da aradığını dile getirdi. Ortaya çıkan ihtilaflarda da yine Risale-i Nur’a müracaat ederek Hizmet Rehberi’ni hazırladığını ve içtimaî, siyasî ve sosyal meselelerde bu ölçülerle hareket ettiğini söyledi. Tarihçe-i Hayat’ın hazırlanmasında ve neşriyat hizmetlerinde de büyük bir gayret ortaya koyduğunu ifade eden Çimiç, özellikle lâhika mektuplarının toplanması için yoğun çaba sarf ettiğini belirtti. Bu gayretin tamamlanmasının bugün için de bir vazife olduğuna dikkat çeken Çimiç, eksik kalan mektupların ortaya çıkarılması gerektiğini ifade ederek, bu hizmetin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

Temsil anlayışı dikkate alınmalı

Prof. Dr. Ahmet Battal, Zübeyir Gündüzalp’in içtimaî hayattaki duruşunun, temsil kabiliyeti ve denge üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Bu hususu somut bir misalle anlatan Battal, “Kravat iki türlü takılır… Bir, mecburiyetten takılan; bir de yakıştığı için takılan” sözlerini aktararak, Zübeyir Gündüzalp’in gerekli gördüğü yerde ve yakıştığı şekilde hareket eden bir Nur talebesi olduğunu dile getirdi. Bazı talebelerin farklı tercihlerde bulunabildiğini belirten Battal, herkesin aynı şekilde davranmak zorunda olmadığını, ancak temsil vazifesi bulunanların bulundukları konumun gerektirdiği bazı hususlara dikkat etmelerinin faydalı olacağını ifade etti. Bu çerçevede Zübeyir Gündüzalp’in içtimaî hayattaki rolünün ve temsil anlayışının bugün için de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

 

“Kaleminizi işletin”

Battal, Zübeyir Gündüzalp’in hizmet anlayışında okuma ve yazmanın merkezî bir yer tuttuğunu belirterek, “15-20 sayfa okuyan hizmet eder, 50 sayfa okuyan yazarak hizmet eder; kaleminizi işletin” sözlerini aktardı. Bu yaklaşımın, Risale-i Nur hizmetinde neşriyatın önemine işaret ettiğini dile getiren Battal, Zübeyir Gündüzalp’in de bu istikamette hareket ederek konferanslar ve eserlerle hizmet ettiğini ifade etti. 1960’tan sonra başlayan neşriyat faaliyetlerine de dikkat çeken Battal, hem Risale-i Nur’un matbaada neşri hem de şerh, izah ve tanzim çalışmalarının bu sürecin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Bu hizmetin bir “baba ocağı” anlayışıyla yürütüldüğünü ifade eden Battal, bu yapının şefkat ve kapsayıcılık üzerine kurulu olduğunu, kapının her zaman açık tutulması gerektiğini dile getirerek, bu anlayışın korunmasının bir vazife olduğunu vurguladı.

—SON—

Okunma Sayısı: 198
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı