"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Savaş kalpleri kırıyor’

25 Ocak 2020, Cumartesi
’Mardin örneğiyle Türkiye’de çocuk mülteci olmak’ çalışmasını sunan Rojdan Aksoy, 10 yaşındaki Mardinli Delal’ın “Savaşı yaşamış kişilerin kalpleri kırılıyor” sözlerini aktardı.

Haber-Foto: Süreyya Nur İŞLER 
sureyyanurisler@yeniasya.com.tr

***

Türkiye'de mülteci çocuk olmak 

 

Karakutu Derneği tarafından düzenlenen Adalet Arayışı Seminerleri kapsamında “Türkiye’de Çocuk Mülteci Olmak” konusu ele alındı.Karakutu Derneği’nin Yönetim Kurulu üyelerinden, Evren Ergeç’in moderatörlüğünde yapılan seminerde, Hayata Destek Derneği Çocuk Güvenliği Uzmanı Selda Bozbıyık’ın saha çalışmalarını ve Rojdan Aksoy, Mardin’de yaptığı incelemelerini sundu.

Çocuklar sıfatlardan arındırılmalı

Çocuk Güvenliği Uzmanı Selda Bozbıyık, Suriye kriziyle beraber Türkiye’de yaşayan 4 milyona yakın mültecinin olduğunu ve %50’den fazlasının 18 yaş altı çocuk olduğunu hatırlatarak “Tinerci çocuk”, “Taş atan çocuk”, “Mülteci çocuk”, “Suriyeli çocuk” vs.gibi sıfatlar koymadan ve çocuğu tam odağa alarak konuşulması gerektiğine değindi. Bozbıyık, “Günümüzde çocuğun ve Çocukluğun masum, kırılgan gibi bazı fiziksel ve gelişimsel süreçleri sebebiyle idealize olma durumları var. Aslında çocuk koruma dediğimiz yaklaşımla buradan doğmuş bir şey. Bazen şunu kaçırmış olabiliyoruz onların hassasiyetleri, mahrumiyetleri vurgusunu yaptığımız ve özel olmaları durumu çocukları daha pasifize halde tutmamıza sebep oluyor. Çocukların özne olarak bir yerde kendini ifade etmesinin önüne geçiyor aslında”  dedi.

Bıçak sırtı bir durum

Eğitim Reformu Girişimi'nin son açıkladığı rakamlara göre 2012 yılından beri çocuk işçiliğinde ciddi sayıda bir artış olduğunu ifade eden Bozbıyık, “2012 yılında dünyada 98 milyon çocuk işçi var ve bu rakam 2018 yılında 108 milyona çıkıyor. Şu an dünyada 152 milyon çalıştırılan çocuk var. Bunun %48'i tehlikeli işlerde çalıştırılıyor.  Bunu Türkiye ölçeğine çektiğimizde ise özellikle mevsimlik tarım alanlarında ve orta küçük ölçekli işletmelerde çalışan mülteci çocuk sayısında inanılmaz bir artış var.Çocuk işçiliği mevzusuna kısa zamanda çok kapsayıcı bir çözüm ön göremiyorum şuanda maalesef.Bu gerçekten bıçak sırtı bir durum. Biz bu soruna çözüm bulana kadar çocuklar çoktan büyümüş olacak” dedi. 

Ayrımcılık okulu bıraktırıyor

Bozbıyık, okula erişim oranı yıl içerisinde giderek artan bir eğride olduğunu söyleyerek, şöyle konuştu: “2009'da Eğitim Bakanlığının hazırladığı rapora göre okul çağındaki Suriye uyruklu öğrenci sayısı bir milyon 82 bin 172. Bu 1 milyon üzeri çocuk'tan 684 bin 728i okula erişimi var. Bu 400 bin çocuk okul dışında demek oluyor. Burada da aklımıza getirmemiz gereken bir soru var; bütün çocukların okula erişmesi, eğitim hakkına erişmesi demek midir? Öncelikli amaç mülteci çocukların okula erişim hakkını sağlamak olsa da bu hakka erişebilen çocuklar için sorunlar devam ediyor. İşte burada da devreye eğitimin kalitesinin nasıl olduğu giriyor. Özellikle okula erişim sağlayan 15-18 yaş arası çocukların okuldaki uğradıkları akran zorbalığı, ayrımcılık, ötekileştirme sebebiyle birkaç ay sonra okulu bıraktıkların görüyoruz. Okullaştırmayı arttırırken bir taraftan da mevcut okullaştırdığımız mülteci çocukların durumu ile ilgili bir şeyler yapmamız gerekiyor.”

Kapsayıcı eğitim esas alınmalı

Çocuk Hakları’na dair çalışmalar yapan Ayşe Beyazova’nın “kapsayıcı eğitim” adlı çalışmalarından bahseden Bozbıyık, “Kapsayıcı eğitim, bütün çocukların gelişimini sağlamak demektir. Burada uyumdan, kaynaşmadan ziyade her çocuğun eksiklerini dikkate alarak bütün ihtiyaçlarının karşılığı dediğimiz ortamlar oluşturmak esas alınmalıdır.Bilgi Üniversitesi öncülüğünde yapılan bir araştırmada çocukların eğitim alanındaki mutluluğunun en temel göstergesi öğretmenlerinin ayrımcılık yapmamasıdır. Mülteci çocukların yüzde 50’si öğretmenlerinin ayrımcılık yapmamasının onları mutlu ettiğini söylüyor" dedi.

Kaynak: Anadolu Ajansı

‘Yılmaz çocuk’ algısı

Medyanın oluşturduğu nefret söylemleri haricindeki, başka bir yanlış algının oluşturulduğuna değinerek şöyle diyor: “Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci’nin bir ‘yılmaz çocuk’ tanımlaması var. Bazen haberlerde Yılmaz çocuk imajı çizilerek ‘Savaştan geldi okul birincisi oldu’ gibi yaklaşımlar, tramvayı bu şekilde atlatamamış olan diğer çocukları kapsamıyor. Herkes aynı dayanıklılığı göstermiyor. Çocukların gözünden de duruma bakmak ve ihtiyaçlarını görmek gerekiyor. Aslında bu kavram çocuk haklarının evrildiği önemli noktalardan bir tanesi.” 

Çocuklar ‘Türklük’ kimliğinin farkındalar

Rojdan Aksoy,'Mardin örneğiyle Türkiye’de çocuk mülteci olmak' çalışmasıyla “Türklük, mülkiyet, kimlik hareketliliği ve dil” kavramlarını inceliyor ve Suriyeli mülteciler çocukların Türklük kimliğine nasıl eklemlendiğini sorguluyor. Aksoy,“Kimlik, insanın var oluşunu tamamlayan bir şey. İnsanın tüm sıfatlardan azade olması gerekir. Çocuklarda kimliğin yapılandırılmış haliyle bir kimlik olarak “Türklük” kavramını incelediğimde şunu gözlemledim: Çocuklar oyun oynarken, boyama yaparken sıkıntılarını belli edebiliyorlar ve çocuklar birçok şeyi farkındalar. Çocuklarla konuştukça, konuşmanın perspektiflerini duyma, yaşadığımız travmaları paylaşma gibi yönlerini görebiliyoruz. Suriyeli mülteci çocuklar da Türkiye’deki egemen, yani ‘Türklük’ kimliğinin, ‘meşru’ olduğunun farkındalar. Bu yüzden Türkiye bayraklı dövmeler yaptıranlar veya kolyeler takanları var” dedi.

'Savaş kalpleri kırıyor’ 

İyileşmede ortak dili oluşturmanın öneminden bahsederek “Ortaklık oluşturmak tabiyet ile değil ‘birlikte eyleyebilme ve konuşabilme’ ile mümkündür” diyen Aksoy, 10 yaşındaki Mardinli Dela’nın sözlerini şöyle aktarıyor:  “Savaş kötü ve savaşı yaşamış kişi de kötüleşiyor, kalpleri kırılıyor. Okuma yazma bilmiyor, öğrenemiyorlar. Buradakilerin çalışkan olduklarını görünce "bizde çalışkan olalım" diyorlar. Ama onların aklı savaşta, savaş insanın içinde kalıyor.Onlara iyi davranırsak bu düşünceleri değişebilir. Savaşı unuturabiliriz ama savaşı unutmak çok zor. Unutmaları için iyi davranmalıyız."

Kaynak: Reuters (Arşiv)

'Suriyeli diyeceğine bir insan demeli’ 

Aksoy, Suriyeli mültecilere dair yapılan haber içeriklerindeki dışlamanın gerekçeleri "vatandaşlık", "ekonomi", "aile hayatı", "eğitim" ve "suç" gibi bağlamlarla ilişkilendirilerek kurulduğunu söyleyerek, çocukların bu duruma bakışını şöyle aktardı:  "Bir çocuk‘Medyada Suriyeli insanların hep kötü lanse ediliyor ve biz de onları böyle kabul ediyoruz. Aslında medyada böyle yazılmamalı, söylenmemeli bir Suriyeli diyeceğine bir insan demeli’ dedi."

Çocuklar İl ve Göç İdareleri’nde büyüyor

Selda Bozbıyık, kimliği olmayan mültecilerin durumunun ve bir kimliğe sahip olmanın önemini şöyle açıkladı: “Mültecilerin, ‘İnsan ticaretine maruz kalmamak, iyi olabilmek hatta ölebilmek için dahi bir kimliğe ihtiyacımız var’ sözleriyle dikkat çekiyor. Yeni doğan bebekler bile, eğer kimlikleri yoksa sağlık haklarını kullanamıyorlar, kimliğe erişme mücadelesi sırasında, birçok çocuk İl ve Göç İdareleri’nde büyümek zorunda kalıyor.”

Etiketler: savaş, kalp
Okunma Sayısı: 757
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı