Bediüzzaman’ın tenkid metodunun temel taşı "müsbet hareket"tir. Bu prensip, düşmanlık üzerine değil, muhabbet ve hakikat arayışı üzerine kuruludur. Nursî, tenkidi "insaf" ve "gurur" ekseninde ikiye ayırır. Eğer tenkidi insaf işletirse hakikati parlatır; ancak gurur ve tarafgirlik işletirse tahrip eder ve parçalar. Onun dünyasında tenkid, bir fikrin yanlışlığını ortaya koyarken yerine daha güçlü ve selâmetli bir doğruyu ikame etme sanatıdır. Müsbet hareket, sadece fertlerin değil, toplumun genel maneviyatını yükseltmeye yöneliktir ve bu kalkınmanın şiddet ve anarşiyle değil, eğitim, sevgi ve merhametle gerçekleşeceğini vurgular.
Şahıstan Fikre İndirgenmiş Husumet ve Adavete Adavet
Bediüzzaman, "Sıfata adavet edilir, şahsa değil" düsturunu benimser. Yirmi İkinci Mektup’ta (Uhuvvet Risalesi) bu meseleyi derinlemesine işlerken, bir mü’minin kalbinde adavete yer olmadığını, eğer adavet edilecekse insanın kendi içindeki adavet duygusuna veya nefs-i emmaresine adavet etmesi gerektiğini vurgular. Bu yaklaşım, tenkid metodunu şahsîleştirilmiş bir polemikten çıkarıp evrensel bir fikir mücadelesine dönüştürür. Bediüzzaman’ın tenkidlerinde muhatap genellikle "ehl-i dalâlet," "mimsiz medeniyet" veya "felsefe-i sakime" gibi şahs-ı manevî temsilleridir. Bu, eleştirinin etkisini arttırırken, toplumsal barışı bozacak ferdî çatışmaların önüne geçer.
Bediüzzaman'ın bu metodu, Gandhi'nin şiddet barındırmayan direnişiyle (sivil itaatsizlik) paralellikler gösterir; ancak Nursî'nin farkı, bu hareketi tamamen imanî bir temele oturtmasıdır. O, düşmanlarını bile imanlarını kurtarma potansiyeli olan bîçareler olarak görür. Bu durum, eleştirinin tonunu hiddetten merhamete evirir.
CERBEZE
Bediüzzaman, "cerbeze"yi aklın ifrat mertebesi ve bir nevi "aldatıcı zekâ" olarak tanımlar. Cerbeze, hakkı batıl, batılı hak gösterecek kadar sofistike bir yalan mekanizmasıdır. Bediüzzaman'a göre cerbezenin en dehşetli özelliği, zaman ve mekânda dağınık olan kusurları bir araya getirip, tek bir noktada ve tek bir şahısta toplayarak sunmasıdır. Bu, adaleti icra ederken zulme düşmenin ana sebebidir.
Münazarat eserinde konunun sosyolojik yönünü ele alan Bediüzzaman, siyasî propagandaları "cerbezenin veled-i nâmeşruu" (gayrimeşru çocuğu) olarak niteler. Ona göre, bir politikacı cerbeze yardımıyla binlerce insanın ufak hatalarını toplayıp sadece muhaliflerine yükleyerek toplumu yanıltabilir. Aynı şekilde, materyalist bilim insanları da kâinattaki cüz'î sebepleri birleştirip "tabiat" adı altında ilâhlaştırarak ilmî bir cerbeze yaparlar. Bediüzzaman'ın tenkid metodu, bu karmaşık yalanlar silsilesini "sıdk" (doğruluk) kılıcıyla parçalamaktır. "Bir tane sıdk, bir harman yalanı yakar" diyerek, cerbezenin kurduğu hayalî dünyayı tek bir gerçekle yıkar.
Cerbeze yoluyla yapılan eleştirilerde insan kusursuz kabul edilir; oysa Nursî, insanın fıtratı gereği hata yapabileceğini belirtir. Cerbezeci, bir topluluğun içindeki tek bir ferdin hatasını o topluluğun tamamına ("hacılar," "hocalar" gibi) teşmil ederek genelleme yapar. Bediüzzaman, bu mantık hatasını deşifre ederek, kolektif suçlamaların ne kadar haksız ve mantıksız olduğunu gösterir. Onun eleştiri dili, parça ile bütün arasındaki ilişkiyi doğru kurmayan her türlü yaklaşıma karşı sert bir mantık filtresi uygular.
HİCİV VE İRONİ
Bediüzzaman’ın hiciv dili, özellikle haksız suçlamalara maruz kaldığı mahkeme müdafaalarında ve hapis hayatında zirveye ulaşır. Onun hicvi, saldırganlıktan uzak, ancak muhatabın cehaletini ve art niyetini "ince bir ironi" ve "sert bir hakikat" karışımıyla yüzüne vuran bir yapıdadır.
Mahkemelerde kendisini "gizli cemiyet kurmak" ile suçlayanlara karşı, "Bu kadar dehşetli bir cemiyetimiz var ki, bu cemiyetin adı İslâmiyet'tir ve her gün beş vakit bu cemiyete kayıt tazelemekteyiz" diyerek, iddianamelerin mantıksızlığını ironi ile karşılar. Yine Afyon Mahkemesi'nde ehl-i vukufun (bilirkişi heyeti) raporlarındaki hataları "vukufsuzluk" olarak niteleyip, onların "İslâmiyet ve vatan tarihine yabancı" olduklarını belirterek tezyif eder.
Hiciv dilinin en çarpıcı örneklerinden biri, medeniyetin sefahat ve zulüm kısmına taktığı "mimsiz medeniyet" ismidir. Arapça "medeniyet" kelimesinden 'm' harfi çıkarıldığında geriye kalan "deniyet" (alçaklık, sefalet) kelimesini kullanarak, Batı medeniyetinin ahlâkî temellerini hicveder. Bu, sadece bir kelime oyunu değil, bir dünya görüşünün sembolik olarak yıkılmasıdır.
(Devam edecek)