İnsanlık tarihi, hakikati arama yolculuğunun adeta uzun bir kaydı gibidir.
Bu yolculukta kimi zaman büyük medeniyetler kurulmuş, kimi zaman parlak fikirler ortaya atılmış; fakat bütün bu arayışların merkezinde hep aynı sual yer almıştır: “Hakikat nedir?” Aslında bu sorunun cevabı, çoğu zaman karmaşık felsefî sistemlerde değil; küçük, sade ve fakat derin mânâlar taşıyan bir “çekirdekte” gizlidir.
Her çekirdek, kendisinden kat kat büyük bir ağacın programını içinde taşır. Toprağa atıldığında, uygun şartlar oluştuğunda ve engeller aşıldığında; dallanır, budaklanır, meyve verir. Hakikat de böyledir. İlk bakışta küçük ve basit gibi görünen bir hakikat, ihlâs ve tefekkürle ele alındığında; insanın hayatını, bakış açısını ve hatta toplumların istikametini değiştirebilecek bir kudrete sahiptir.
Kur’ân’ın üslûbu bu noktada dikkat çekicidir. O, hakikati çoğu zaman kısa cümleler, misaller ve sembollerle ifade eder. Bir ayet, bir kelime hatta bir harf; derin manalar barındırır. Çünkü esas olan çok söz söylemek değil, sözü yerinde ve öz söylemektir. Hakikat çekirdeği de tam olarak bunu ifade eder: Az sözle çok manayı taşımak.
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, hakikati karmaşıklaştırma eğilimidir. Oysa hakikat fıtrata uygundur; sade, açık ve anlaşılabilirdir. Zor olan hakikatin kendisi değil, insan nefsinin ona teslim olmaya yanaşmamasıdır. Bu sebeple bazen insan, basit bir hakikati kabul etmek yerine, süslü fakat temelsiz düşüncelere sığınmayı tercih eder. Böylece hakikatin çekirdeği yerine, onun etrafındaki kabuklarla meşgul olur.
Risale-i Nur’da sıkça vurgulanan “çekirdek–ağaç” misali, bu noktada manidardır. Küfür ve dalâlet, ilk bakışta cazip ve geniş bir alan gibi görünse de; içi boştur, meyvesizdir. İman ve hakikat ise bazen dar ve zahmetli bir yol gibi algılansa da; neticede ebedî meyveler verir. Çekirdeğin toprağın altında karanlık ve sıkıntılı bir safhadan geçmesi, neticedeki ağacın güzelliği için bir zarurettir.
Bugünün dünyasında bilgi çok, fakat hikmet azdır. Veri yığınları arasında boğulan insan, hakikatin özünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sosyal medya, hızlı tüketilen fikirler ve sathî tartışmalar; hakikat çekirdeğini besleyecek derin tefekkürü zayıflatmaktadır. Oysa insanın hakikate ulaşabilmesi için durmaya, düşünmeye ve kalben yönelmeye ihtiyacı vardır.
Hakikat çekirdeği, aynı zamanda sorumluluk da yükler. Onu keşfeden insan, artık o mana ile yaşamak mecburiyetindedir. Bilinen fakat yaşanmayan hakikat, insana yük olur. Bu sebeple hakikat; sadece zihinde kalan bir bilgi değil, hayata akseden bir nur olmalıdır.
Velhasıl; hakikati büyük iddialarda, gürültülü sloganlarda veya karmaşık sistemlerde aramak yerine, küçük, ama samimî çekirdeklerde aramak gerekir. Çünkü o çekirdek, doğru ellerde ve doğru bir zeminde; hem ferdin kalbinde hem de toplumun vicdanında köklü değişimlerin başlangıcı olabilir. Hakikat, azdır, ama kıymetlidir; küçüktür ama ebedîdir. Vesselâm...