H. MUHARREM OKUR - ARDA BİLİK
Risale-i Nur’un eşsiz parçalarından birini teşkil eden “Meyve Risalesi” gençleri ilgilendiren pek çok Kur’an’î hakikati barındırmaktadır. Hususan altıncı meselede Bediüzzaman Said Nursî, yanına gelen ve öğretmenlerinin Allah’tan bahsetmediğini belirten gençlerle muhataptır. 1
Bu aslında bir grup gençle sıradan bir sohbet değil, bir neslin vicdanlarının yangınını yansıtan ibretlik bir hâdisedir. Bediüzzaman, o gençlere her bir fennin Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden tezahür ettiğini anlatır ve okudukları fenlerden Allah’ı tanıttıracak hikmetli misaller verir. Dolayısıyla yüzyıl öncesi denilebilecek bir zamandan günümüze kadar ülkemizde, fen ilimleriyle din ilimlerinin birbirlerini tamamlayıcı yönleri nazara alınmamış, materyalist bir yaklaşımla fenler, inanç sisteminden ayrı gösterilmiştir.
Bunun neticesinde vicdanın ziyası olan iman tam elde edilemediğinden manevî gelişmeler eksik kalmıştır. Tamamen farklı bir boyut olarak, sunulan eğitim neticesinde liyakat, kabiliyet, eşitlik gibi ilkelere uygun hareket edilmediğini ve kayırmacılık, torpil, adamcılık, hile gibi durumları müşahede eden birtakım gençler, eğitim ile bir yerlere gelebileceklerine olan inançlarını yitirdiklerinden tamamen başıbozukluğa ve serseriliğe yönelmişlerdir.
Arada kalan pek çok genç ise ümitsizliğin, çeşitli bağımlılıkların, maddî-manevî hastalıkların kıskacında kalmışlardır. Bunun neticesinde ne âhiret hayatına ne de dünya hayatına fayda sağlanabilmiştir. Şimdi günümüzde, “Dünya için din feda olunmaz…,” “…Dinin meseleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü? Milletin kalp hastalığı, zaaf-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir” 2 şeklinde uyaran Bediüzzaman’ın sözlerini tasdikten başka elimizde ne kaldı?
Bediüzzaman, toplumumuzun huzur ve selâmeti için iman eksenli yaşayışın olmazsa olmaz olduğunu ve alternatifi bulunmadığını belirtir. “…Çünkü bin mütedeyyin ve Cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı, on namazsız ve itikatsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram-helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu, çok tecrübelerle görülmüş” 3 şeklindeki inkâr edilemez bir hakikati ifade eden Bediüzzaman, yine aynı eserinde toplumun büyük bir kısmını teşkil eden gençlerin, heveslerine ve hissiyatlarına mağlup olup cür’etkâr akıllarını başlarına almayarak, âhiret imanını yitirmeleri ve Cehennem fikrini düşünmemeleri hâlinde sosyal hayatın çok büyük tehlikelere gireceğini belirtmektedir. Namus, mal-mülk, nispeten onlara karşı güçsüzlerin hayatı ve itibarı yerle bir olabilir. Mesut ailelerin hayatları söner, canavara dönüşen o gençler sebebiyle toplum hayatı perişan olur.
Eğer âhirete iman hakikati o gençlerin imdadına gelse o vakit akıllarını başlarına alacaklardır. “Gerçi hükûmet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim; fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâl'in melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum…” diyeceklerdir. 4
Ancak o zaman hakikî hürmet ve şefkat tam hâkim olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın fen ve din ilimlerinin imtizaç edilerek iman eksenli eğitim metodu toplumumuzu fesattan kurtarabilir. Şimdi objektif yaklaşımlarla ve tarafsız incelemelerle Risale-i Nurlardaki prensiplerin analiz edilerek programa alınma zamanı. Aksi hâlde çok daha da geç olabilir.
Dipnotlar:
1- Asâ-yı Mûsa, s. 34.
2- Tarihçe-i Hayat, s. 68.
3- Asâ-yı Mûsa, s. 23.
4- Age., s. 54.