Mukaddes bir şehir, askerî bir ittifak ve cezaevlerinde susturulan sesler... Perdenin arkasında kim var?
Bir anlaşma düşünün: Adı Mekke. İslâm dünyasının kalbi, Müslümanların kıblesi. Şimdi bu ismin, üç ülkenin askerî işbirliğine verildiğini düşünün. Kulağa ne kadar “dokunulmaz” geliyor, değil mi? İşte tam da bu yüzden sorgulanması gerekiyor. Çünkü mukaddes isimler, kirli oyunların en iyi perdesidir.
Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, “bölgesel güvenlik için stratejik adım” olarak sunuluyor. Oysa perde arkasında, Arap Baharı’ndan bu yana şekillenen daha derin bir jeopolitik mimarînin izleri var. Neocon stratejistlerin yirmi yıl önce öngördüğü “ılımlı İslâm” projesi, bugün bu anlaşmayla kurumsallaşıyor. Kimin için? Bölge halkları için mi, yoksa Washington’ın stratejik hedefleri için mi?
Pakistan’da bir uyarı: İmran Han
Eski Başbakan İmran Han, 2022’de görevden alındıktan sonra 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ağustos 2026’da hastaneye sevk edilen Han’ın sağ gözündeki görme yetisinin büyük bölümünü kaybettiği söyleniyor. Avukatları, müvekkilinin gerekli tıbbî bakıma erişemediğini söylüyor. Bu tablo, Batı yanlısı çizgiden sapan liderlerin nasıl susturulduğunun en çarpıcı örneği. İmran Han’ın suçu neydi? Bağımsız bir Pakistan mı istedi?
Suudi Arabistan’da tasfiye
Suudi Arabistan’da ise Kasım 2017’de başlatılan “yolsuzlukla mücadele” operasyonu, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidarını pekiştirme süreciydi. 11 prens ve onlarca bakan gözaltına alındı. Gözaltındaki prenslerin hastalanmaları durumunda dışarı çıkmamaları için tutuldukları otelin bodrum katının hastane haline getirildiği öne sürüldü. Bugün Suudi Arabistan’da tek bir ses kaldı: Veliaht Prens’in sesi. Ve o ses, Mekke Anlaşması’nı alkışlıyor.
Mukaddes ismin gölgesi
Mekke gibi mukaddes bir ismin askerî anlaşmaya verilmesi, ne dinî ne de siyasî açıdan doğru. Mekke, tüm Müslümanların ortak değeri. Onu bir bloğun sembolü haline getirmek, İslâm dünyasının geri kalanını dışarıda bırakan bir yapılanmayı meşrulaştırıyor. Daha da önemlisi, bu isimlendirme, anlaşmanın arkasındaki jeopolitik hedefleri dinî bir meşruiyet zırhıyla örtüyor. Mukaddes bir isim, eleştiriyi zorlaştırıyor; sorgulayanları “mukaddese saygısızlıkla” suçlama potansiyeli taşıyor. Kısacası: Mukaddes isim, kirli işin kalkanı.
Son söz
Mekke Anlaşması, üç ülkenin birbirlerine yönelik saldırıları ortak tehdit saymasını ve savunma sanayii işbirliğini öngörüyor. Erdoğan “hiçbir ülkeyi hedef almadığını” söylese de analistler, yapının NATO benzeri bir ittifaka dönüşebileceğini öngörüyor.
Peki, bu anlaşma kime hizmet ediyor? Pakistan’da cezaevindeki bir başbakan, Suudi Arabistan’da susturulmuş prensler... Ve ortada mukaddes bir isimle mühürlenmiş bir anlaşma. Asıl soru şu: Bu anlaşma kime hizmet ediyor? Ve daha da önemlisi: Sıradaki kim?