Bediüzzaman Said Nursî’nin Münazarat adlı eserinde geçen Mamehuran aşireti ve Şeyh Ahmed kıssasını, günümüz İslâm cemiyetinin sosyo-psikolojik ve manevî durumuyla manidar bir şekilde irtibatlandırabiliriz.
Mamehuran aşiretinde hırsızlık çoğalınca aşiret istişare ediyor. “Herkes kendi malına sahip çıksın, malını korusun” diye karar alınıyor. İş sadece çoban ve köpeklere kalmayınca herkes malına, sürüsüne sahip çıkınca hırsızlığın önü alınıyor. Mamehuran hırsızları, işsiz kalınca etrafa dağılıyorlar. Çölde Şeyh Ahmed adında bir zatın önünü kesiyorlar. Nesi var nesi yoksa almak istiyorlar.
Şeyh Ahmed, “Bana on dakika zaman verin sizinle konuşayım. Sonra ne yapacaksanız yapın, ne alacaksanız alın” der. Hırsızlar bu teklifi kabul eder.
Mamehuran hırsızlarına Şeyh Ahmed, gayet tesirli derin manalar ihtiva eden bir konuşma yapıyor. Münazarat’ta Üstad Hazretlerine sorulan bir sualde “Bizim Gevedan ve Mamehuran hırsızları da Şeyh Ahmed’in bir nasihati ile sofi olmuşlar.” (ESDE, Münazarat, s. 274) Şeyh Ahmed Efendi onlara mürşidlik yapmıştır.
Ehl-i dalâlet ve zındıka komitesi gibi iman ve ahlâk hırsızları, İslâm cemiyetini her yönden bozmaya çalışmaktadırlar. Ateizm, deizm gibi menfî cereyanların özellikle gençlerimiz arasında yaygınlaşması buna delildir. Bu bozulma artık gözle görünür hale gelmiştir. Hal-i âlem buna şahittir.
İslâm cemiyetini Mamehuran aşireti gibi düşünürsek, Mamehuran hırsızlarını da iman ve ahlâk hırsızları olarak düşünebiliriz. Şeyh Ahmed, nasihatiyle Mamehuran hırsızlarının tevbekâr olmalarına vesile olduğu gibi Üstad Hazretleri “Madem Nurcular Mamehuran içine girmişler. ‘Mamehuran içindeki hırsızların tevbekâr olmalarına vesile olan Şeyh Ahmed’in yerini İslâm âlemindeki bütün menfilikleri yok edip İslâm’ın bütün güzelliklerini izah ve ispat eden Risale-i Nur vardır.’ Bu irşadı, bu zaman ve zeminde Risale-i Nurla Nurcular yapacaktır ve yapmaktadırlar. Bu vazifeyi dünyevî ve uhrevî hiçbir şeye alet etmeden yapan Risale-i Nurdur. Bunun için ‘Şeyh-i Risale-i Nur’” demektedir. Buradaki Şeyh kelimesi mürşid manasındadır.
Bu zamanda İslâm cemiyetine sirayet etmiş olan manevî hastalıkların reçetesi ve ilacı, Risale-i Nurlardaki hakikatlerdir. Eski zamanda şahıslar (mürşidler, şeyhler) vasıtasıyla yürütülen bu irşad vazifesini, “Risale-i Nurun şahs-ı manevîsi, o şahs-ı manevîyi temsil eden Risale-i Nur has şakirtlerinin şahs-ı manevîsi’ (Kastamonu Lâhikası, 150. mektub.) üstlenmiştir.
Münazarattaki sualin başında “Herkeste bir arzu-yu diyanet ve meyalan-ı hak uyanmıştır. Bu meyil ve istek kötülüğün yolunu kesmiştir” ve kesecektir. İnşaallah.
Haddi zatında dünyanın fânîliğinden ve dünyevîleşmenin getirdiği menfîliklerden bıkmış, dünyanın vefasızlığını iliklerine kadar hissetmiş zamanın insanları bütün kalp ve ruhuyla bir cennetâsâ baharı arzulamaktadır. Tüm insanlığa teselli ve sabrı hikmetle veren Risale-i Nur’u layıkıyla gösterebilsek beşer fevc fevc İslâm’a yönelecektir.
“Doğru İslâmiyet ve İslâmiyet’e layık doğruluğu ve istikameti hal ve etvar ve ahlâkımızla göstersek bundan sonra onlardan fevc fevc dahil olacaklardır” (ESDE, Münazarat, s. 259.)