Kâinatın muazzam işleyişinde tesadüfe yer yoktur.
Başımıza gelen her hadise, ya bir ikaz-ı Rabbânî ya da manevî bir terfidir. İnsan, üzerine nakşedilen “yetmişten ziyade esma” (Sözler, s. 936.) ile donatılmış muazzam bir sanat eseridir. Bazen bu İlâhî isimlerin üzerimizdeki nakışları, dünya telaşı ve günah kirleri sebebiyle görünmez olur. İşte o an; hastalık ve musibetler, bu nakışları yeniden ortaya çıkaran, ruhu aslına rücu ettiren bir fırça darbesi gibi hayatımıza girer.
Tertib-i Eşya ve Hikmet Sırrı
Cenab-ı Hak, kâinatta her şeyi bir silsile ve tertip üzerine icra etmiştir. “Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüb eder. Öyle de: Tertib-i eşyada bir teenni-i hikmet vardır.” (Mektubat, s. 387.) Bizler bazen hırsla hareket ederek bu manevî basamakları atlarız. İnsandaki Esma-i İlâhiye tecelli etmek, görünmek ister; fakat biz o esmanın önüne set çektiğimizde, fıtrî basamaklara riayet etmediğimizde musibet kapıyı çalar.
Aslında o an, engel olduğumuz bir Esma-i İlâhiye’nin bir nevi telâfisi başlar. “İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.” (Lem'alar, s. 32.) Bu yaralar derinleştikçe, musibet o yaraları temizlemek için bir rahmet vesilesi olur.
Hastalık Ve Musibetler İbadet Vakitleridir
Hastalık ve musibetleri birer acı ve keder kaynağı olarak görmek hakikati ıskalamaktır. Sahih-i Buharî’de geçen hadis-i şerifin beyanıyla: “Bir Müslümana hiçbir yorgunluk, hastalık, üzüntü, keder, acı veya sıkıntı isabet etmez; hatta diken batması bile olsa, Allah onun günahlarından bir kısmını bağışlar.” (Buharî, Merdâ, 1; Müslim, Birr, 49) Demek ki hastalık ve musibetler, aslında bir arınma mevsimidir. Tıpkı yağmursuzluğun yağmur namazı vakti olması gibi, hastalık ve musibet de o özel ibadetin vaktidir. O an maksat, şifayı zorla getirmek değil; o anki halimize ve yaralarımıza uygun olan Risale-i Nur’u açıp okumaktır. Çünkü o vakit, tam da o dersin okunma vaktidir.
ManevÎ İlaçların Reçetesi
Maddî ilaçların etken maddesi ayrı ayrı olduğu gibi, manevî dertlerin ilacı da farklı farklıdır. Nur dairesi içindeki manevî dertlerin ilâcı da farklı pencerelerindedir. “Risaletü'n-Nur'un kitabları birbirine tercih edilmez. Her birinin, kendi makamında riyaseti var. Ve bu zamanı tenvir eden bir mu'cize-i maneviye-i Kur'âniyedir.” (Kastamonu Lâhikası, 4. Mektup), Ruhumuzun hangi köşesinde bir karanlık varsa, o makamdaki nuru bulup okumak gerekir. Ancak şifa hemen gelmezse ümitsizliğe düşmemeli. Şifa, Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir kez okumakla da kapı açılabilir, yirmi kez okumakla da. Bu bir “sırr-ı imtihandır.”
İnsanın iç dünyasına yerleşen hadiseler ve günah tortuları ne kadar derinse, okunan hakikatin tesiri ve oraya yerleşmesi de o kadar vakit alır. Maddî ilaçları bazen ömür boyu kullandığımız gibi, bu manevî dersleri de bir ömür okumak Allah’a ulaşmanın bir yoludur. Unutmayalım ki, “bizleri günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şübheler” (Lem'alar, s. 32.) hırpalarken, Risale-i Nur’un manevî ilaçlarına sığınmak, şifadan da öte bir kulluk vazifesidir. Hastalık geçer, fakat o vakitte edilen ibadet ve kazanılan sevap baki kalır.