"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Huzur ve saadette açlığın hikmeti

İhvan Yıldız
27 Mart 2026, Cuma
İnsan yalnız maddî bir cesetten ibaret değildir. Onun kalbi, ruhu, aklı ve pek çok latîfeleri bulunan manevî bir mahiyeti vardır.

Bu sebeple insan hayatı yalnız yemek, içmek ve cismanî ihtiyaçları temin etmekten ibaret görülemez. Fakat nefis ekseriyetle insanı bu dar daireye hapsetmek ister. Hususan yemek ve içmek hususunda keyfe-mâyeşâ hareket ettiği vakit, insanın hem maddî hem de manevî hayatına zarar verir.

Nefis serbest bırakıldığı zaman ölçü tanımaz. Mideyi hazımdan evvel doldurmak bedene hastalık celb ettiği gibi insanı israfa ve gaflete de sevk eder. Nitekim tıp ilmi dahi birçok hastalığın temelinde aşırı ve düzensiz beslenmenin bulunduğunu beyan eder. Bu hâl yalnız beden sıhhatini değil, insanın iradesini de zayıflatır. Çünkü nefsine hâkim olamayan bir kimse boğazına da hâkim olamaz.

Kur’ân-ı Hakîm bu hakikati kısa fakat câmi bir düsturla ifade eder: “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.” Bu emir nimetin inkârını değil, nimetin hikmetli ve ölçülü kullanılmasını ders verir. Zira nimet şükür için verilmiştir, israf için değil. Resûl-i Ekrem Efendimizin “İki kişinin yiyeceği üç kişiye yeter” mealindeki hadisi de kanaatin bereketini göstermektedir.

İşte Ramazan-ı Şerif’teki oruç bu noktada büyük bir terbiye mektebidir. İnsan gün boyu helâl olan yemek ve içmekten Allah’ın emriyle uzak durur ve böylece nefsine söz geçirmeyi öğrenir. Çünkü nefis serkeş bir at gibidir; dizginlenmezse insanı istediği tarafa sürükler. Hâlbuki insanın vazifesi o nefse binmek ve onu hak yolda sevk etmektir. Oruç ise bu dizgini ele almayı insana talim eder.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfe-mâyeşâ hareket ettikçe hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi hem helâl haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler.”¹

Oruç yalnız aç kalmak değildir; aynı zamanda sabır ve tahammül mektebidir. Gün boyu süren açlık ve susuzluk insana nefsini dizginlemeyi öğretir. İnsan bu vesile ile sabra alışır ve musibetlere karşı dayanma kuvveti kazanır. Bu sebeple oruç, “sabırsızlık ve tahammülsüzlüğün bir ilacı”² hükmündedir.

Diğer taraftan insan bedeninde mide adeta bir fabrika gibi çalışır. Bu fabrikanın hademeleri hükmünde olan pek çok organ ve cihaz vardır. Nefis sürekli o fabrikanın işlemesini ister ve insanı daima onunla meşgul eder. Bu hâl devam ettiği vakit kalp, ruh ve akıl gibi latîfeler kendi ulvî vazifelerini ihmal edebilir. Oruç ise gündüz vakti o fabrikanın faaliyetini muvakkaten tatil ettirerek diğer cihazlara nefes aldırır.

Böylece bedenin maddî cihazları bir nevi istirahat ederken kalp ve ruh gibi manevî latîfeler de kendi ibadetlerine yönelirler. Bu hâl insanın manevî hayatında bir inkişaf vesilesi olur.

Netice olarak açlık zahirde bir mahrumiyet gibi görünse de hakikatte bir terbiye vesilesidir. Oruç sayesinde insan hem bedenine perhiz yaptırır, hem de nefsini dizginleyerek kalp ve ruhunun terakkisine kapı açar. Bu cihetle açlık bir mahrumiyet değil; hikmetli bir rahmet ve manevî bir terbiyedir.

Dipnotlar

1- Mektubat, s. 446.

2- A.g.e.

Okunma Sayısı: 139
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı