Sahiden biz her sene neyi kutluyoruz böyle, acaba bunun organizasyonunu yapanların ne kadarı 23 Nisan’ın ne ifade ettiğinin farkında?
Hadi farkındalar diyelim… Peki bunca sene aileler ettikleri masrafların niçin sarf edildiğinin farkında mı?
Hadi onların da farkında olduklarını varsayalım. Peki en önemlisi, çocuklarımız neyi kutladığının farkında mı? Bu bayram sadece kuru kuru çocuklara hediye edilmiş bir bayram mı yani?
Gerek kendi çocukluğumda gerekse kendi çocuklarımın okullarında gözlemim şu ki, bu bayramlarda Meclisin açılışının önemini anlatmaktan ziyade şahsa ve sevgisine odaklanılıyor.
23 Nisan denince aklına ne gelmeli milletimizin? Oyunlar, şarkılar, eğlenceler mi yoksa Osmanlı Mebusan Meclisini Ankara’da yeniden açabilmek uğruna ödenen bedeller mi?
Japonya’da küçük çocukları, eğitim hayatlarına başlarken önce Hiroşima’yı gezdirirlermiş; bu ülkenin ne bedellerle şimdiki haline geldiğini görsünler ve daha küçücük yaşta bu minnet ve vefa hissi yerleşsin diye minicik kalplerine.
Bizlerin de çocukları Çanakkale Şehitlerine götürmesi hiç fena fikir değil aslında bu anlamda. Başka yere ne hacet!
Gerçi şair de diyor ya “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!” Peki soralım kendimize o vakit. Çocuk hangi bilinçle büyüdüğünde “isimden ve resimden ibaret olmayan bir cumhuriyet”e sahip çıkar? Halbuki yapılan kutlamalarda, şiirlerde vs. Meclisin neden açıldığı, buna kimin vesile olduğu, bu süreçte ne gibi sıkıntılar yaşandığı, isim isim eksiksiz anlatılıyor mu gerçekten?
Kaç okulumuz bu bayramın hakkını vererek bunları izah ediyor çocuklara doğrusu merak ediyorum.
Hadi bunları anlattık ve kutlamaları hak ettik diyelim…
Peki ya sonra? O çocuklar büyüdüğünde bize şunu sormayacak mı: “Biz çocukken Meclisin açılışını kutluyorduk, ama meğer içinde bulunduğumuz durum pek de parlak değilmiş, aslında bir geri dönüşmüş, benim çocukluğumda acaba biz neyi kutluyorduk anne-baba” demezler mi? (Umarım bir an önce yine hakikî manada kutlamamız gereken zamana hızla rücu ederiz.)
Bir replik vardı ya hani “Ağamız bizimle eğleniyir” diye. Tam bir ironi değil mi?
Yazık değil mi bu çocuklara? Bu yönüyle bakınca, bütünüyle kandırılmışlık hissiyle geçen bir çocukluk olmaz mı?
Sonra dönüp “Ağlanacak halimize gözümüz kapalı gülüyormuşuz meğer” diye hayıflanmazlar mı?
Umut ediyorum ki, inşallah bunlar sadece birer varsayımdan ibaret kalır. Ve çok geçmeden tüm eğitim camiası bu kutlamaları, minnet ve vefa hissini hakikaten verilmesi gereken kişilere vermek üzere yeniden şekillendirir.
Ve yine çok geçmeden bütün evlatlarımız Meclisin ne demek olduğunu ve neden gerekli olduğunu lâyıkıyla öğrenir. (Bunu zaten hakkıyla yapan eğitimcileri tenzih ederim.)
Ve yine çok geç olmadan bizler de Birinci Mecliste emeği olup İkinci Mecliste tasfiye edilen Meclisin açılışına vesile olan Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi isimlere gerekli vefayı gösteririz.
Çok soru sordum farkındayım. Çünkü gerçekten demokrat olanların bu meseleyi sorgulamaması pek mümkün değil. En kısa sürede, olması gereken müsbet cevapları ülkece yaşamak temennisiyle.