Marksistlerle Siyasal İslâmcıların sloganları aynı havuza akıyor. Hadiselere sosyal medya penceresinden bakanların; felsefe ve dünya görüşleri zıt oldukları halde, aynı flamalarla yanyana yürümelerine şaşırıyorsunuz.
Bu zıt düşüncedeki insanları birleştiren duygunun, zulme tepki olduğunu hepimiz biliyoruz. Yalnız bir nokta var… Amerika veya İsrail’i bu zulmü işlemeye iten ana hareketin Marksist olduğunu sokaklardaki yüzbinler bilselerdi; yine yanyana Amerika’yı protesto edecekler miydi?
Önceki yazımıza Amerika’da yaşayan iktisatçı Mehmet Tikici hocamızın yorumu da, zihin karmaşasından haber veriyor...
“Merhabalar Şükrü hocam! Yazınızdan hareketle, Elli eyalet ve yetmiş iki milletten oluşan Amerika’yı ‘yekpare’ olarak hedef tahtasına koyanların arasında, Yeni Asya okuyucularının da bulunduğuna üzülerek şahitlik ediyorum. Bu kardeşlerimizin, bulundukları her ortamda ya da kaleme aldıkları her yazıda 320 milyon nüfusun tamamına şamil bir ‘karalama ve saldırı’ üslubunu/dilini kullanmaları kanaatime göre üstadın, ‘birinci Avrupa-ikinci Avrupa’ tanımlaması ile çelişiyor. Bence 320 milyon nüfuslu Amerika’da tasaffi edecek İsevî nüfus da var, İslâm toplumu da mevcut. Bunları yok sayarak/dışlayarak hiçbir ayrım yapmaksızın ağzımızı her açtığımızda “Amerika tu-kaka” diye ahkâm kesecek olursak İsevîlik ve İslâmiyet, dinsizlik cereyanına karşı nasıl ittihad edecek?
Yoksa bütüncül yaklaşımla Amerika’yı “yekpare” olarak hedef tahtasına koyanlar Marksist ihtilâlci Avrupalılarla diğer sosyal Marksistleri perdelemeyi amaçlıyor olabilirler mi?”
Hocamız, tarihî hakikatlerden hareketle yorumunun sonundaki hükme varıyor, gibi… Hürriyetlere, mülkiyete, aileye, semavî ahlâka, insanî değerlere düşman olan Marksist ihtilâlcilerin 1960’lardan günümüze en büyük sloganları Amerika düşmanlığıydı. Pentagona hâkim Troçkistlerin siyasetleri gereği Arap Baharına bulaştırılan ABD ve sonra Donald Trump’ın yine küreselcilerin mengenesindeki haliyle devam ettiği Gazze ve İran faciaları, Amerika düşmanlığını zirveye taşımıştır.
Peki, Bediüzzaman’ın eserlerinde; komünizme, dinsizliğe, ahlâksızlığa ve her türlü gayr-ı insanî cinayetlere (deccaliyet) karşı; mazlumların yardımına koştuğundan dolayı tebrik ettiği Amerika’yı nereye koyacağız. Ahirzamanın cereyanlarının devletlere nüfuz ederek ordularını ve imkânlarını kullandığını söyleyen Bediüzzaman ne demek istiyordu?
Zamanımızda, Ortadoğu’da zulme giren Trump hükümetinin cinayetleri üzerinden toptan bir ABD düşmanlığı, bizi ancak İngiltere’deki Neoliberallerin emrindeki Kızıl Çin’e (onlar komünist yerine otoriter kelimesini kullanıyorlar) yaklaştırır. Amerika’ya gizlice yardım eden Starmer’in beyanatlarına kanarak İngiltere’yi Marksistlerden uzak zannedenlerin yanlışlarını tashih etmeleri için kitap ismi verelim… (Neoliberalizmin Kısa Tarihi, David Harvey)
Okumayan, magazinlerdeki kopyaları fikir olarak beyan eder. Bu ise müdakkiklerin işi olmamalı…
Okuyucularımızdan, Rehanur rumuzlu okuyucumuzun yorumu, hatanın çıkış yerini gösteriyor…
“Sayın hocam, yazınız önemli bir boşluğa temas ediyor: Türkiye’de Amerika hakkında konuşanların büyük kısmı ya aşırı idealize ediyor ya da toptan şeytanlaştırıyor. Oysa gerçek, bu iki uç arasında çok daha karmaşık bir yerde duruyor. Ancak şu noktayı da göz ardı etmemek gerekir: Amerika’yı sadece ‘demokrasi taşıyıcısı’ olarak görmek ne kadar eksikse, sadece ‘emperyal güç’ olarak görmek de o kadar eksiktir. Çünkü aynı Amerika; Bir yandan demokratik kurumlarıyla örnek gösterilirken, diğer yandan Ortadoğu politikalarıyla eleştirilerin merkezinde yer alıyor. Dolayısıyla mesele: Amerika’yı doğru anlamak, onu savunmak ya da suçlamak değil; çok katmanlı bir güç olarak okuyabilmektir. Yazınız bu tartışmanın kapısını aralıyor, fakat okuyucu artık şu sorunun cevabını da bekliyor: “Amerika’yı doğru tanımak için hangi ölçülerle bakmalıyız?”
Öyle görünüyor ki, yazmaya devam edeceğiz… İnşaallah.