Eğer yolunuz İzmir’e düştüyse, bilhassa "Nur Medresesi"nde kalma nimetine mazhar olduysanız, muhtemelen aynı hissiyatı paylaşıyoruzdur.
Hayatımızın en nadide zamanları olan gençliğimizi, Kur’ân dairesinde korumak adına o ilim yuvalarında bulunmak, başlı başına bir şükür sebebidir.
Hele ki o medreselerde size rehber olan, bir baba şefkati ve ağabey desteğiyle ruh dünyanızı imar eden şahsiyetlerle tanışmak, insan hayatındaki en eşsiz hatıradır. İşte o eşsiz çınarlardan biri de Hasan Şen Ağabeydi.
Hasan Ağabeyim, kökleri iman hakikatleriyle toprağa kenetlenmiş ulu bir çınar gibiydi. Nice fırtınalara karşı mukavemet göstermiş, "Sadakte Üstadım!" şiarından ve Üstadın çizgisinden asla şaşmamıştı. Pek çok talebenin yetişmesinde emeği, alın teri ve bitmek bilmeyen bir gayreti vardı. Ne zaman ziyaretine gitsek, mutlaka Risale-i Nur’dan bir bahis açar, ruhumuza bir pencere aralardı. Halimizi hatırımızı sorar, o meşhur latifelerinden birini söylerdi: "Aman iyi olun, bir de sizi düşünmeyelim!" Yüzündeki tebessümü ve gönülleri şen eden latifeleri ismiyle müsemma bir şahsiyet olduğunu tasdik ederdi. Ruhu ne zaman daralsa, "Şahs-ı manevînin duası yüz bin doktora bedeldir" hakikatini zikreder, bizlerden dua talep ederdi.
Uhuvvet, muhabbet ve kardeşlik onun hayat damarları gibiydi. İhsanı ve cömertliği takdire şayandı; her ders sonrası mutlaka bir şeyler ikram edilmesini isterdi. Barla yolculuklarında o gür sesiyle okuduğu şiirler, Çam Dağı Türküsü ve "Isparta’nın Erenleri" ilâhîsini söyleyişi hâlâ kulaklarımda çınlıyor...
Bazen derslerin sonunda derinden bir iç çekerek, "Biz bu eserleri tanımasaydık halimiz nice olurdu?" derdi. Hayatının birincil vazifesini "Nurları neşretmek" olarak belirlemiş. Yaşına ve rahatsızlıklarına rağmen, genç bir delikanlı gayretiyle her akşam mutlaka mukaddes bir emanet olarak gördüğü
Nurlar ile meşguliyeti yerine getirmek için bir ders mahaline yetişmeye çalışırdı; her hal ve şartta...
Pek çok saff-ı evvel ağabeyle görüşmüş ve duasını almış olmasından dolayı hatıratı çok zengindi. Bir gün Ahmed Feyzi Ağabeyin bulunduğu bir mecliste herkes dünyevî veya hizmete dair bir dua ister. Ahmed Feyzi Ağabey ona dönüp; "Hasan kardeş, sana ne diye dua edeyim?" deyince; o, "Abi, benim ahiretim için dua edin" der. Ahmed Feyzi Ağabey de; "Dünya ve ahiret saadeti ilim ile olur; Allah sana hayırlı ilim nasip etsin" diye dua eder.
Hasan Ağabey bu hatırayı anlattıktan sonra şunu eklerdi: "O zamandan sonra Risale-i Nurları daha iyi anlamaya başladım..." Ahmed Feyzi Ağabeyden ilim duası alan Hasan Ağabeyim; bir talebe-i ulum olarak, inşallah manevî şehitlik makamında bu dünyadan göçtü. Kim bilir, belki de Münker ve Nekir’e şiirleriyle cevap verirken; onu Ahmed Feyzi Ağabey, Mehmet Kutlular Ağabey ve önden giden nice Nur kahramanları karşılamış, Üstadımıza kavuşturmuştur.
Hatıralarıyla, hizmetiyle, cömertliği ve şefkatiyle bu âlemde "hoş bir sada" bırakarak o diyarın nurlu sakinlerine kavuştu.
Hasan Ağabeyin nice hatırası, dersleri, latifeleri ve anıları kalbimizin en nadide köşesinde. Nice insanın gönlüne dokunmuş kalplerine iman tohumlarının ekilmesine vesile olmuş bir dava adamıydı Hasan Ağabey. Rabbim mekânını Cennet, makamını âlî eylesin.