"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasette tekfir...

Kâzım GÜLEÇYÜZ
12 Mart 2019, Salı
Din-siyaset ilişkisini rayına oturtmak için aranan formül, Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu ve “Siyaset dinin hizmetinde olmalı, din siyasetin değil” şeklinde özetlenebilecek prensip olsa gerek.

Bunun hayata geçirilmesi ise, dini bütün siyasî tarafgirlik ve karşıtlıkların üzerinde tutan bir anlayışla mümkün.

Burada özellikle dinî hassasiyetler adına ortaya konulacak tavırlar, hayatî öneme sahip. Meselâ, siyasî tartışmalara dinî motif ve söylemlerle müdahil olunması, hele siyaseten karşı olunan görüş sahiplerine “dinsiz, münafık” gibi sıfatların kolayca yakıştırılabilmesi, çok yanlış.

Bediüzzaman’ın bu çok kritik ve hassas konuda da kesinlikle gözardı edilmeyip dikkate alınması gereken son derece önemli ölçüler verdiğini görüyoruz.

Meselâ Sünuhat’ta diyor ki: “Dine imale etmek (meylettirmek) ve iltizama (dini gerekli görüp sahip çıkmaya) teşvik etmek ve vazife-i diniyelerini ihtar etmekle dine hizmet olur. Yoksa ‘dinsizsiniz’ dese, onları tecavüze sevk etmektir. Din, dahilde menfî tarzda istimal edilmez.” (Eski Said Dönemi Eserleri, s. 498)

Yine Said Nursî’ye göre, mü’min bir kişiden “kâfir bir sıfat” sâdır olabilir, ama bu, o kişinin —hele imanına delâlet eden başka sıfatlar taşıyorsa—küfrüne hükmetme gerekçesi olamaz. Onun için, “Tekfire çabuk cür’et edenler düşünsünler!” (age, s. 472) ikazında bulunan Üstad, aynı konudaki vurgulu Nebevî irşad ve uyarılara da dikkatimizi çekiyor.

Kaldı ki, kişilerin imanı veya küfrü hakkında karar verecek mercî, İlâhî adalet terazisinin sahibi olan Zat-ı Akdesten başkası değil, olamaz. Kul, aynı kulluk statüsünü paylaştığı başkalarını inançlarıyla ilgili olarak yargılama ve mahkûm etme hak ve yetkisini nereden alıyor?

Bu noktada, “Eskiden beri işitiyoruz ki, bazı Jön Türkler masondurlar, dine zarar ediyorlar” sualine Üstadın verdiği cevap dikkat çekici. Evvelâ, “İstibdat kendini ibka etmek (devam ettirmek) için şu telkinatı vermiştir” diyerek, hürriyetçileri milletin gözünden düşürme taktiklerinden birinin bu tür ithamlar olduğunu söylüyor. Sonra “Bazı lâubalilik dahi bu vehme kuvvet veriyor” diyor (age, s. 355)

Okunma Sayısı: 3155
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-2

    12.3.2019 12:19:48

    Bırakın dindar yetiştirmeyi, halkta "dine meyil ve iltizama teşvik" bile bir hizmet olacakken; menfi ve menfaatçi siyasette alet olarak kullanılan din, kitlelerin ondan uzaklaşmasına, soğumasına, mesafeli durmasına sebep olacaktır. Oluyor da. Hatta o kadar ki, dindarlık azalırken ateizm artıyor. Din dahil her şeyi tekelinde gören ve gösteren tekeci zihniyet ve yönetim anlayışı, ülkenin siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlarına da aynı gözle ve gözlükle baktığından teşhis ve tedavisi de yanlış oluyor. Şu anda en başta gelen eksiğimiz, ülkede hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğünü hakim kılacak demokratik siyaset ve demokrat siyasetçilerin iş başında olmayışıdır. Bölen değil birleştiren, dini kullanan değil dine hürmetkar siyaset anlayışı. Başkalarını yargılayan değil kendini hesaba çeken, nezaket ve nezahet sahibi siyasetçi itiyoruz.

  • Gündüz Alp

    12.3.2019 12:06:07

    Sayın Güleçyüz, kutsalların menfi siyasette alet derekesine düşürülmesinin yanında, gerçeklerin ters yüz edilerek, çarpıtılarak kitlelere "din" imiş gibi yutturulmak istenmesi de ayrı bir absürtlük. Bırakın halkta dini duygu ve düşüncenin uyandırılması, tam aksine şu anda dine ve dindara olan mesafe gün geçtikçe artmaktadır. Bediüzzaman'ın aksine "dini siyasetin hizmetine" sokanlar, kendilerine muhalif ve muarız olanları da yine dini söylemlerle dinin dışına atmaktadırlar. Kendilerine cüz'i bir yararı olsa da topyekun ülke ve millete büyük zararı vardır ve olacaktır. Küçük bir yerel seçimi bile küfür-iman mücadelesi haline getirmek hiç kimseye hiç bir yarar getirmez. Hele din ile taban tabana zıt yalan ve iftira soslu söylemleri dini argümanlarla dile getirmek daha tehlikelidir. "İstibdat kendini ibka etmek için şu telkinatı vermiştir" diyen Bediüzzaman, bir bakıma, iktidar, güç ve saltanatın insanı (sanki) zehirlediğine işaret ediyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı