"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye’nin şansı

Kâzım GÜLEÇYÜZ
07 Şubat 2019, Perşembe 00:02
Türkiye’de sosyal bünyenin, kaynağı yıllar, hattâ yüzyıllar ötesine uzanan toplumsal sorunları ve bunlardan kaynaklanan önemli sancıları var.

Bilhassa Osmanlının çöküş sürecinde ve Cumhuriyet kurulduktan sonra yaşanan sosyokültürel değişim süreçleri, birçok derin problemi de beraberinde getirdi.

Hakkı değil, kuvveti; uyum içinde birlikte yaşamayı değil, çatışmayı esas alan ideolojilerin öne çıkması, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de huzursuzluklara yol açtı. Cumhuriyet sonrasında, toplumdaki farklılıkları baskıcı yöntemlerle ortadan kaldırıp herkesi tek-tipleştirmeye yönelik projelerin uygulamaya konulması ise, huzursuzluğu had safhaya ulaştırdı.

Bugün Türkiye’de, dış mihraklarca da istismar edilmek istenen ciddî rahatsızlıklar varsa, başlıca sorumlusu, geçmiş dönemlerdeki dayatmacı uygulamalarıyla bunların daha da artıp yaygınlaşmasına yol açan jakoben zihniyettir. Buna karşılık, bunca yıldır içten ve dıştan yapılan onca tahrike rağmen, bu rahatsızlıklar münferit bazı olaylar dışında çok büyük sosyal patlamalara meydan vermediyse, bunu Bediüzzaman başta olmak üzere, insanlarımıza yol gösteren maneviyat rehberlerinin müsbet manevî hizmetlerine borçluyuz.

Eğer bugün Güneydoğu bölgemiz, yapılan onca tahrike ve devlet adına işlenen onca yanlışa rağmen hâlâ Türkiye’den kopmadıysa; Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ve Gazi Mahallesi örneklerinde yaşanan çatışmalar Alevî-Sünnî ve laik-antilaik gerilimlerine dayalı bir yaygınlık kazanmadıysa; inanılmaz derecedeki yoksullaşma ile gelir uçurumuna rağmen komünist tahrikler neticesiz kaldıysa, en önemli sebebi toplumdaki sağduyudur.

Bu sağduyunun oluşmasında etkili olan temel dinamiklerden biri ise, Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu müsbet, yapıcı, barışçı, her hal ve şartta emniyet ve asayişin muhafazasını esas alan hizmet metodu ve anlayışıdır. Çok duyarlı alanlarda son derece tehlikeli tahrik ve provokasyonları dahi boşa çıkararak barış ortamını tesis edip, sorunların barışçı bir geçiş süreciyle aşılması yolunu açık tutan bu tavır Türkiye’nin en büyük şansıdır. Üstad Bediüzzaman’a bu yönüyle de minnettarız.

Okunma Sayısı: 2901
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    7.2.2019 12:23:14

    Yarım yüzyıla yakın bir süredir ülkemizin Güneydoğu sorunu ile uğraşıyoruz. Binlerce şehit verdik milyar liralar harcadık. Hâlâ harcamaya da devam ediyoruz. Soruna çözüm bulucu yaklaşımlar, hâlâ Bediüzzaman'ın tespit ve tavsiyeleri yönünde değil. Mesela, iktidara geldikleri 16 yıl önce 'Eğitim' yönüyle işaret ettiği adımlar atılmış olsaydı şimdi, olumlu sonuçları alınmaya başlanmış olacak, sorunun barışçı yöntemlerle çözümü hızlanacaktı.Ama maalesef tersi yapılmakta, sorun bir başka mecraya doğru kaydırılmaktadır. 17 yıldır hiç dile gelmeyen "beka" sorunu artık seçim kazanma ya da kazanmanın temel argümanıdır. İktidar yerelde de devam ederse "beka " sorunu yok, aksi halde din ü devlet gitti gider! Bu korku ve korkutmalarla, ülkede ne toplumsal barış ve huzur olur, ne sosyal ve ekonomik problemler çözülür.

  • Gündüz Alp-2

    7.2.2019 12:06:53

    Rivayet edilir ki; Kalvinizm korku imparatorluğu yıkıldıktan sonra, hükmünü icra ettiği o bölgeden çeyrek asır bilim insanı çıkmamıştır. İşte korku, bütün istidat ve kabiliyetleri yiyip bitiren, kemiren bir şeydir. Bugünlerde ülkede çokça konuşlan şeylerden birisi adalet ise diğeri de budur. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, derler. Bir de "ateşin bacayı sarması" vardır ki, o daha başka vahamet arz eden bir şeydir. Gücün, hakka ve hukuka galebe çaldığı yerde, toplumsal barış ve huzur asla olmaz. Acaba öyle mi demeye hacet var mı? İşte bu hali yaşayan ülkelerin durumu. "Dün"ü şiddetle tenkit edenler, bugün, ele geçirdiği güçle "dünün" değişik versiyonlarını yaşatmıyorlar mı? Mesela, "yasaklar, yoksulluk, yolsuzluklar dünde kaldı" demek mümkün mü? Değilse, "dün" ile milleti korkutmanın anlamı olabilir mi? Bunca dayatmaya rağmen, toplumda sağduyu hâlâ devam ediyorsa bu, Hz. Mevlana, Hz. Bediüzzaman gibi çağlarını aşmış zatların manevi hizmetlerindendir.

  • Gündüz Alp

    7.2.2019 11:53:31

    Sayın Güleçyüz, evet, tahriklerin neticesiz kalması toplumun sağlam olan sağduyusundan olduğu doğrudur. Ne acıdır ki bu "sağduyu" bugün sağ cenahtan yapılan aşağılayıcı ve ayrıştırıcı eylem ve söylemlerle ciddi anlamda darbe almış olup sarsılmaktadır. Yapmak ve tamir için iş yapı yapan bir kadro, yıkmaya uğraşandan daha fazla tahrip etmektedir. Acı ama gerçek budur. Buna karşı üç maymunu oynamanın kimseye yararı yoktur. Yeni Asya ve emsali gazeteler ikazları ve aydınlatıcı yazılarıyla bu tahribatı durdurmaya çalışmaktadır. Ancak yeterli değildir. Bu "müsbet, yapıcı, barışçı" koroya daha çok katılım olmalıdır. Zira umumi musibet umumi dualarla def edilir. Evet, Türkiye'nin şansı, kaynağının sağlam ve güçlü olmasındadır. Ne var ki bu kaynak, tüketilemez de değildir. Malum kaynak tükendiğinde, kıtlık başlar. Mesela, "kaht-ı rical." Yani adam kıtlığı ya da yokluğu. Sebebi sizce ne olabilir?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı