İbrahim kardeşimiz Gerede'nin Kalaç köyünde doğmuş, orta okul ve lise tahsilini Gerede İmam Hatip Lisesinde, Süleyman Mavigöz Ağabeyimizin himayesinde, dersanede kalarak bitirmişti.
Babası da bir hoca efendiydi. Daha sonra İlâhiyat tahsili yapmış, Ankara Tevfik İleri İmam Hatip Lisesinde Meslek Dersleri Öğretmenliğinden sonra emekli olmuş ve Sincan'a yerleşmişti.
Bir Geredeli olarak, pek bilinmeyen, beni etkileyen ve iz bırakan hususları, rahmete vesile olması ümidiyle paylaşmak istiyorum.
İbrahim kardeşimiz yaz aylarını köyünde geçirirdi. Ben, Ankara'dan geldiğini, bana açtığı telefondan anlardım. Üzerimde Gazete Temsilciliği görevi de olması sebebiyle, "Ağabey ben köye geldim, benim gazetelerimi ayarlayıver" derdi. Ben de haftalık olarak biriktirir, kendisine ulaştırırdım.
Köyde olduğu sürece her hafta, oğlu Furkan, Kasım ve İsmail kardeşlerle derse iştirak eder, biz de İlâhiyatçı olması hasebiyle genellikle 1. dersi ona yaptırırdık.
Çarşamba derslerimizin birisinde, beni çok etkileyen bir bilgi paylaşmıştı. "1933 yılında zındıka cereyanı mensuplarından (A. Cevdet olabilir) birisinin yayınladığı bir makalede, toplumu dönüştürmenin en etkin yolunun (2K) formülü olduğunu söylemiş ve şöyle özetlemiştir. (Kur'ân'ı kapat/Kadını aç)
İbrahim kardeşimiz, özel hiçbir problemini paylaşmazdı. Ankara Şehir Hastanesine yatırıldığı haberi, bizde de şok etkisi yapmıştı.
Gazetemizde çıkan son yazılarından birisi "Herşeyin zekâtı olur mu?" başlığını taşıyordu ve önemine binaen yazıyı kesip 2. ders olarak okuduğumuzu hatırlıyorum.
Kardeşimiz bu sene, diğer senelerden farklı olarak sık sık dersanemiz için daha cömert maddî katkılarda bulunmuştu.
Ayrıca, kardeşimiz köyünde boş durmuyor, Camide fahrî olarak Kur'ân öğretip, teyze oğlu Ramazan Günaydın ile birlikte ata tohumu olan siyez buğdayı üretimi de yapıyordu.
Kardeşimizin vefat haberini aldıktan sonra müşahede ettiğim harika olaylar ise şunlardır.
*Vefat tarihinin, Cuma günü ve 3 ayların içinde olmasıydı.
*Cenaze namazı ve defni için Ankara'dan yoğun bir katılımın olması çok güzeldi.
*Öğle namazı öncesinde, (20. Mektub) tamamen okunmuş, o gün okunmuş hatmin de duası yapılmış ve hediye edilmişti.
*Cenaze namazı öncesinde, Hoca Efendinin anlattığı "vacip oldu" hadisi de, cenaze namazına katılıp, hüsn-ü şehadette bulunmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulayan ve beni çok etkileyen hususlardan biri olmuştur.
Kalaç Köyü Derneğinin yaptığı cenaze organizasyonu ve ikram hizmeti de harika idi.
Katkısı olan herkesten Allah razı olsun.
Cenazeye Ankara, İstanbul ve Gerede'den katılanlar, aynen köy mezarlığına da gelmiş, orada yapılan duaya da amin denilmiş, soğuğa rağmen son vazifelerini yapmışlardır.
Sonuç olarak, her fânîye nasip olmayan ve imrenilecek bir uğurlama merasimi olduğunu, bütün kalbimle beyan etmek istiyorum.
Allah, tekrar rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun...