"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her zaman, “Sen’im” deme zamanı

Ali Rıza AYDIN
26 Mart 2026, Perşembe
Bütün insanların ve hayvanat taifesinin otlak dili sevgidir.

Bırakın insanı, hayvanı; saksımızdaki çiçekler bile sevgiyi, sevildiklerini biliyor. Sevilince, çiçek çiçek gülüyor.

Sevildiğini hisseden hangi insan sevinmez, mutlu olmaz ki?

Hele bu insan ya da insanlar dost ise, yâr ise, yaran ise; kardaş ise, karındaş, gönüldaş ise hak etmez mi sevgiyi?

Allah için sevmek varken, bir incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle sevilmek bekleyen kimselerden bunu esirgemek, yüz çevirmek, doğru mu?

Yapmak zor, yıkmak kolay.

Vazgeçilmez müşterekleri bulunan; birliktelikleri umulan değerli şahsiyetler nezdinde olursa, durum daha vahim hâl alır.

Öyle ise, gelin, birbirimizi çok sevelim. Hakkın hatırı için sevelim.

Dünyada fânî!

Şunu hepimiz biliriz ki: Mahkemenin kadıya mülk olmadığı gibi, hiçbir şey de hiç kimseye bâkî değil, hak değil.

Bediüzzaman; “Bak, hakikatbîn olan Hafız-ı Şirazî’yi dinle” diyor ve ondan, kulaklara küpe olacak şu sözü naklediyor: “Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin.”

Birbirimize sevgi buketleri sunmak varken itişip kakışarak kızmak küsmek, kırmak dökmek ve daha fenası; “birbirimizin etini yemek” de ne oluyor Allah aşkına! Değer mi?

Gönül kapılarımızı birbirimize açacak tek anahtar, gerçek manadaki sevgidir. Sevdiğini sûreten değil, sîreten; yani lâf olarak, lâfız olarak değil; can u gönülden, içtenlikle sevmektir.

Konumuza ışık tutacak bir Mevlânâ menkıbesinin tam yeri:

“Birbirine kırılan iki arkadaştan biri, uzun bir aradan sonra diğerinin kapısını çalar.

“Kim o?” diye seslenir içerideki.

“Benim” der kapıyı çalan.

“Burada ikimize birlikte yer yok!” diye cevap verir öbürü.

“Aradan uzun bir zaman geçer… Yeni bir ümitle tekrar çalar sevdiği arkadaşının kapısını.

“Kim o?” diye sorar yine içerideki.

“Sen’im!” der bu sefer. Ve kapı sonuna kadar aralanır.”

Bu davranış biçimini misal gösteren Hz. Mevlânâ, şöyle diyor:

“Birisinin kalbinde taht kurmak, sevgisini kazanmak istiyorsanız, öylesine sevmelisiniz ki, benliğinizi bırakıp, âdeta ‘o’ olmalısınız” cümlesiyle ifade ediyor hakikî sevgiyi, muhabbeti. Ey gönüllerinin sevgiyle dolu olduğuna itikat ettiğim “muhabbet fedaîleri! İsteyene, olması gerektiği yer de, yer var.

Öyle ise, her zaman, “Sen’im” deme zamanı!

Yunus gibi;

“Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için

“Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” diyelim, inşallah.

Okunma Sayısı: 117
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı