(12 Mart ara rejimi döneminde, 1972’de evimize yapılan polis baskınında bulunan Risale-i Nurlardan dolayı mahkemede yargılanan rahmetli babamın (Sadreddin Yüksel) mahkemede Risale-i Nurları savunması ile ilgili kısa bir müdafaanâmesi)
Sadreddin Yüksel’i rahmetle andık
Sayın Başkan,
Yüce mahkeme Heyeti!
Bazı ehl-i vukûf tarafından “Risale-i Nur Suç Unsuru Taşır” diye yapılan isnad karşısında ben de Risale-i Nur hakkındaki bildiklerimi yüksek müsaadenizle gayet kısa olarak söylemek zorundayım. Aksi takdirde şu iki hadis-i şerifin tehdidine muhatap olurum. Hadisler meâlen şöyledirler: “Hakk’ı, doğruyu bildiği halde onu söylemekten çekinen, susan kimse dilsiz bir şeytandan farksızdır.” , “Âlim bildiğini ketm ederse Cenâb-ı Hakk Kıyâmet Günü’nde onun ağzına ateşten bir gem vurur.”
Ayrıca, sırası gelmişken bildiğimiz hakkı söylemeliyiz. Umulur ki, Cenâb-ı Hakk’ın bir sıfatı olan adâletin tecellisine vesile olur.
Yüksek müsaadenizle ben âcizâne İslâmi sahada bir ilim adamı olarak Risale-i Nur’u ehl-i vukûf (bilirkişi) denilen zevatlar gibi görmüyorum. Ben onu, bütün ilhâmını Kur’ân-ı Kerîm’den almış imânî ve ilmî bir eser olarak görüyorum. Evet, o imânî bir meseleyi ele aldığı zaman her şeyden evvel Kur’ân-ı Kerîm’in metodunu örnek alır. Yani eserden müessire giden, doğrusu götüren yolu takip eder.

Kâinâtı zerresinden (atomik parçasından) en büyük cismine kadar son derece ilmî ve imanî bir görüşle tahlile çalışır. Risale-i Nur’un bütün parçaları bunu ispat eder. Şunu da ifâde edeyim ki: Kelâm ilmine (İslâm felsefesine) dâir yazılmış çok önemli ve geniş eserlerde bile cevabını bulamadığım meselelerin hallini ancak Risale-i Nur’da bulabildim. Mesela, kader ve cüz’i ihtiyârî (kulun serbestiyeti) meselesinin esasını teşkil eden küllî irâde ile cüz’î irâde’yi evvelce bir türlü bağdaştıramıyordum. Aralarında tevfîk yapamıyordum. Meseleyi derinleştirdikçe, karşıma Fatalizma (Fatalism) Cebriyecilik felsefesi çıkıyordu. Yani, tetkiklerim neticesinde hep Ehl-i Sünnet görüşüne aykırı bir görüş ortaya çıkıyordu. Nihayet elime geçen Risale-i Nur, ilmî ve inandırıcı tahlilleriyle bu müşkil meseleyi Ehl-i Sünnet istikâmetinde büyük bir vuzûha kavuşturarak Allah’ın (cc) izniyle, beni Cebriyecilik uçurumunun kenarından geri çevirdi.
Daha buna benzer birçok örnek verebilirim. Fakat değerli zamanınızı fazla almak istemiyorum.

İşte bunun içindir ki, Risale-i Nur’u yanımda bulundururum ve okurum.
Ayrıca Risale-i Nur’un muhatabı akıl ile ruhtur. İkisine birden hitap eder. Anlatış tarzı gâyet mukni’, gâyet inandırıcı ve doyurucudur. O konuştuğu zaman nefs-i emmâre ile Şeytan susmaya mecbur kalırlar. Ben Haşir mevzuunda çok eser okumuş hiç birisi beni kesmemiş, ağlatmamıştı. Fakat Risale-i Nur’un Onuncu Sözü olan Haşir Risalesini okuduğum zaman beni hüngür hüngür ağlattı. Hülâsa, Risale-i Nur’un hiçbir siyasî vechesini görmüyorum. Benim söylediklerim bundan ibaret..
(Yazarının müsaadesiyle [ https://mufity.blogspot.com/2026/09/12-mart-ara-rejimi-doneminde-1972de-eve.html#more] adresinden alınmıştır.)