"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad’ın 100 yıl öncesi sürgünü (1)

M. Fahri UTKAN
12 Nisan 2026, Pazar
Said Nursî’nin 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrası Batı Anadolu’ya (önce Burdur, sonra Isparta/Barla) sürgün edilmesi, Türkiye’nin yakın tarihindeki en çok tartışılan konulardan birisidir.

Bu sürgün olayını hem dönemin devlet aklı, hem de tarihî belgeler ışığında objektif bir şekilde değerlendirmek gerekirse; 

İlk olarak devletin bakış açısından yani güvenlik odaklı yaklaşım açısından baktığımızda; Cumhuriyet’in henüz çok genç olduğu (2. yılı) ve devrimlerin başladığı bir dönemde bahsedilen Şeyh Said isyanı patlak vermişti. Ankara hükümeti, bu isyanı sadece bölgesel bir olay değil, rejime yönelik topyekûn bir tehdit(!) olarak gördü. Devlet açısından meselelere bakanlar, doğru kabul edemeyeceğimiz topyekûncu bir anlayışla hareket etmiş, bu doğrultuda çeşitli yanlış uygulamalara başvurmuştur. İşte böyle yanlış bir uygulama da Üstad Said Nursî’nin haksız ve kanunsuz bir şekilde sürgün edilmesidir.

İkinci olarak, dönemin olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu çerçevesinde, isyanla doğrudan bağı olmasa bile nüfuz sahibi din adamları ve kanaat önderleri, bölgeden uzaklaştırılarak "tedbiren" (ama kanunlara aykırı bir şekilde) sürgün edildi.

İşte bu açıdan, (“önleyici tedbir” çerçevesinde), Said Nursî isyana bizzat katılmamış, hatta isyanın liderlerine karşı çıkmış olsa da, bölgedeki nüfuzu ve dinî kimliği sebebiyle potansiyel bir risk odağı olarak kabul edilerek haksız bir şekilde sürülmüştür.

Bu dönemde Said Nursî’nin duruşuna ve tarihî gerçeklere bakarsak. Said Nursî’nin kendi ifadeleri, onun Şeyh Said’e destek vermediğini gösterir. 

Şeyh Said, bizzat kendisi Said Nursî'ye bir mektup yazarak harekete katılmasını istemiş; kendilerine katıldığı takdirde ‘muzaffer’ olabileceklerini belirtmişti. Said Nursî'nin cevabı şöyle olmuştu: “Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir. Türk milleti bin senedir İslâmiyet’e bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehit vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr İslâm müdafilerinin torunlarına kılıç çekilmez ve ben de çekmem!"1  Said Nursî, Şeyh Said Hâdisesi dolayısıyla takındığı tavır net olduğu halde, yine adaletsiz bir şekilde, yüzlerce insanla birlikte sürgüne gönderildi. Bu davranış, yeni rejimin dine ve din adamlarına karşı bakışını ve hareket tarzını da belirliyordu. 2

Aslında Said Nursî, siyasî bir mücadeleden ziyade iman odaklı bir tecdit (yenilenme) hareketini savunuyordu. “Kişi suçu ispatlanana kadar masumdur” hükmüne göre, Said Nursî, isyana katılmadığı halde sürgün edilmesi, şahsî hürriyetlerin ihlâli ve hukukî bir haksızlık olarak görülmelidir. 

Kaderî cihetten bakıldığında ise,  bu sürgün, o zamanki idarecilerin amacından farklı bir şekilde Said Nursî’nin hayatında yeni bir dönemi başlatmıştır. Eğer sürgün edilmeseydi, belki de Risale-i Nur Külliyatının büyük bir kısmı Barla’daki o inziva ortamında yazılmayacaktı. (Devam edecek) 

Dipnotlar:

1- Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, I, 660)

2- https://sorularlarisale.com/bediuzzaman-said-nursî-ile-seyh-said-ve-said-molla-farkli-kisiler-midir

Okunma Sayısı: 151
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı