"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân başka kelâmlarla kıyas olmaz

Mehmet ERBAŞ
06 Mayıs 2021, Perşembe 00:04
KUR’ÂN’IN MU’CİZELİĞİ - Hazırlayan: Mehmet Erbaş

Kur’ân başka kelâmlarla kıyas kabul etmez. Çünkü kelâmın tabakaları ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemal cihetinden dört kaynağı var. Biri mütekellim (konuşan), biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin yanlış olarak, yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?” ise bak; yalnız söze bakıp durma. Madem kelâm, kuvvetini, hüsnünü (güzelliğini) bu dört kaynaktan alır. Kur’ân’ın menbaına (kaynağına) dikkat edilse, Kur’ân’ın belâgat derecesi ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, madem kelâm mütekellime (konuşana) bakıyor. Eğer o kelâm emir ve nehiy ise, mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun eder (kapsar). O vakit söz mukavemetsuz (dayanmayı tesirsiz hale koyan) olur. Maddî elektrik gibi tesir eder. Kelâmın ulviyet ve kuvveti o nispette artar.

Meselâ, “Ey yer suyunu yut. Ey gök suyunu tut.” (Hud Sûresi: 44) yani Ya arz vazifen bitti suyunu yut! Ya sema hacet kalmadı yağmuru kes!

Meselâ, “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı onu nasıl bina edip süsledik ki hiçbir gediği yoktur. –Yeryüzünü döşedik, onda sabit dağlar yarattık, Onda her güzel çiftten bitkiler yeşerttik. –Hakk’a yönelen her bir kul için bunlar görüp ibret alınacak delillerdir. Gökten de bereketli bir su indirdik ve kullar için ve kullar için rızık olsun diye. Onunla bağları, daneli ekinleri, salkımları, üst üste birleşmiş yüksek hurma ağaçlarını bitirdik. O suyla ölü bir beldeye can verdik. İşte, kabrinizden çıkışınız da böyle olacaktır.” (Keff Sûresi: 6-11)

Şu “Bakmazlar mı?”dan (Kaf Sûresi: 6) ta “İşte kabrinizden çıkışınız da böyledir.”e (Kaf Sûresi: 6-4) kadar güzelce meali söylemek çok uzun gider. Yalnız bir işaret edip geçeceğiz. 

Şöyle ki: Sûrenin başında kâfirler haşri inkâr ettiklerinden, Kur’ân onları haşrin kabulüne mecbur etmek için şöylece bas-ı mukaddemat eder der: “Aya, üstünüzde ki semaya bakmıyor musunuz ki, biz ne keyfiyette, ne kadar muntazam, muhteşem bir surette bina etmişiz? Hem görmüyor musunuz, o su ile ölmüş memleketi ihya ediyorum. Binler dünyevî haşirleri icad ediyorum? Nasıl bu nebatatı (bitkileri) kudretimle, bu ölmüş memleketten çıkarıyorum. Sizin haşirde diriltilmeniz de böyledir. Kıyamette, arz (dünya) ölüp siz sağ kalacaksınız.” İşte şu âyetin haşri ispatında gösterdiği cezalet-i beyaniye – ki, binden birisine ancak işaret edebildik –nerede;  insanların bir dâvâ için serd ettikleri kelimat nerede?

Okunma Sayısı: 669
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı