"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gözlerde büyüyen dünya

Mustafa Gönüllü
29 Ekim 2020, Perşembe 00:02
Geçen hafta Risale-i Nur TV’de ahirete imanı ve Allah’ın isimlerinin ahiretin varlığına delil oluşunu ele aldık.

Eğitimci Sebahattin Yaşar ve lise talebesi Muhammed Yıldız ile birlikte Üstad Bediüzzaman’ın Asa-yı Musa eserinden 7. Mesele’yi müzakere ettik. Tecrübeli fikirlerin katkılarıyla birlikte genç bakışlar da müzakereye dahil olunca konu iyice derinleşti ve çok boyutlu fikirler ortaya çıktı.

Ahirete iman insanda yerleşirse, kişi ahireti gündemine almış olacak ve dolayısıyla yaşayışını da ahiret odaklı yapmış olacaktır. 

Bu zamanda maneviyatı zedelemek isteyenlerin ilk kullandıkları yöntem dünyayı öne sürmek ve böylece kişiye ahireti unutturmaktır. Kişinin dünyasında ahirete yer vermek için her şeyden önce ahirete iman gereklidir. Ahirete iman ise sadece ahiretin varlığını kabul etmek değil, yaşayışıyla ahiret odaklı yaşamak ve dünyada ahireti düşünerek hareket etmekle olacaktır.

Ahiretin kişi dünyasına yerleşmesi ve her an hatırda olmasının kişiye kazandırdığı birçok şey vardır. Öncelikle kişi ahiretteki yüksek mertebeleri kaybetme endişesiyle yaşayıp gündelik hayatında daha dikkatli adımlar atacak ve hayatına yeni alışkanlıklar kazandırmaya çalışacaktır. Ahireti kaybettirecek ve dünyasını da zehirleyecek olan büyük günahlara girmekten çekinecek ve başta farzlar olmak üzere ibadetlerini aksatmamaya özen gösterecektir. Kul hakkına daha çok riayet edip dünya mertebelerini kazanma uğruna hak ve hukukları çiğnemeyecek ve canlıları gözetip onlara zarar vermekten çekinecektir. 

Bununla beraber kişi dünyanın geçici olduğunun farkına varıp uzun dünyevi emellere, büyük beklentilere kapılmayacak, dolayısıyla gerçekleşmeyen beklentiler sonucu hayal kırıklıkları yaşamayacaktır. 

Bediüzzaman Hazretleri ahiretin delillerini anlatırken ilk olarak Cenab-ı Hakk’ın isimlerini ve sıfatlarını ele almıştır ve bir örnekle başlamıştır. Mesela bir idareci, idare ettiği kişilerin durumuna göre onlara ceza veya mükafat verir. Böyle yapması idareciliğinin gereğidir. Kainatı idare eden Cenab-ı Hakk ise sıfatları gereği bunu en layığınca yapacaktır. Haklı ve haksızı birbirinden ayıracak ve ödüle layık olana en güzel ödülü, cezaya müstahak olana da en layık cezayı verecektir. Ancak dünya, gelenlerin geçici bir süre kalması ve faydalı işleri yapanların mükafatlarını, zulmedenlerin ise cezalarını alamadan dünyadan ayrılması itibariyle tam adaletin tecelli etmediği bir yerdir. Allah ise Adl ismi gereği adaleti muhakkak tam olarak tesis edecek ise, anlaşılıyor ki bir ahiret hayatı vardır ve orada adalet en güzel şekilde tecelli edecek, hak ve hukuklar korunacaktır.

Ayrıca Allah’ın rahmet ve cemal sıfatları ehl-i imanı mükafatlandırmakla, izzet ve celal sıfatları ise inkar edenleri cezalandırmakla ilişkilidir. Her ikisinde de idare ve terbiye edicilik söz konusudur. Burada Bediüzzaman’ın önce rahmet ve cemal sıfatlarını zikretmesi de manidardır. Bir evi, bir topluluğu ya da daha geniş daireleri idare eden insanlara önemli bir ders vardır ki, işlerini layığıyla yapabilmeleri için önce rahmetle, ikramla davranmak, daha sonra ceza ile terbiye etmek eğitim ve idarenin en önemli şartıdır.

Allah’ın kuşatıcı bir rahmet ve şefkat gösteren ve umumi bir ikram sahibi olan sıfatları da ahiretin ispatında bize yardımcı olmaktadır. Buna da bir örnek verilmiştir ki, mesela vücudumuzda, hastalık gibi zor şartlarda kullanılmak üzere saklanan, depo edilen besinler vardır. Kişi hastalanınca bu yüzden zayıflar. Çünkü depolar kullanılmaya başlanmış ve vücut ayakta kalmaya çalışıyordur. İyileşince tekrar depolar doldurulur ve zor şartlara yine hazırlık yapılır. Böyle bir sistemi geçici dünya hayatı için dahi bizlerin hizmetine sunan Allah, Rahim isminin gerektirdiği şefkatle ve Kerim isminin özelliği olan ikramla bizlere muamele ediyorsa, elbette ölüm sonrasında bizi yok olmaya mahkum etmeyecek, bu isim ve sıfatlara uygun olarak dünyadan sonra ahiret gibi bir yurdu var edecek ve orada imanımız ölçüsünde bizleri nimetlere mazhar edecektir.

Sonuç olarak ahirete iman öncelikle Yaratıcıyı tanımakla yani Cenab-ı Hakk’ın isimlerini çokça tefekkür etmekle artacak ve hayata hayat olacaktır. Esma’ül Hüsna’daki her isim ayrı ayrı ahireti tanıttırmaktadır. Rabb’ini tanıma noktasında tam ders alan insan ahirete de tam bir iştiyak duyacaktır. İşte 7. Mesele bize ahireti tam bildiren çok kıymetli bir bölümdür. Şu da ifade edilmelidir ki, 7. Mesele’den bir önceki mesele olan 6. Mesele bize Halık’ımızı tanıttan bir eser olduğu cihetle, o bölüm önce okunmalı ve oradan tam ders alınmalıdır. Birkaç damlasını göstermeye çalıştığımız 7. Mesele’yi şahsi olarak çokça tefekkür etmeli, asıl yurdumuz olan ahireti tam olarak tanımalı ve ahiret odaklı yaşamalıyız.

Okunma Sayısı: 1153
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı