Metnin ikinci derinlikli analizi, annenin baba rolünü üstlenmesi ve şefkatin su-i istimal edilmesi konusundadır.
Bediüzzaman’ın bu metinde felaketin kaynağı olarak özellikle “nisa taifesini” (anneleri) işaret etmesi oldukça manidardır.
İslâm ve geleneksel aile yapısında; çocuğun dünyevî maişetini, geleceğini ve toplum içindeki konumunu planlamak genellikle babanın vizyonu ve sorumluluğuyken; anne daha çok sevgi, merhamet, manevî terbiye ve ev içi düzenin kaynağıdır.
Ancak ahirzamanın getirdiği fena cereyanlarla birlikte bu yapı kırılmıştır. Anneler, İlâhî bir emanet olan o yüksek şefkat duygusunu su-i istimal ederek ve fıtrî sınırlarını aşarak aile içinde otorite figürüne dönüşmüş, babanın yönlendirici ve dengeleyici rolünü üstlenmiştir.
Çocuğun geleceği hakkında tek karar mercii haline gelen anne, “Çocuğum rahat etsin, kimseye muhtaç olmasın, en iyi makamlara gelsin” kaygısıyla hareket ederken babayı pasifleştirmiştir.
Annenin korumacı şefkati, akıbeti düşünülmeyen hırslarla birleştiğinde; baba rolünün de üstlenilmesiyle birlikte çocuk üzerinde tek taraflı, dünyevî odaklı bir baskı ve yönlendirme mekanizmasına dönüşmüştür.
Bediüzzaman’ın bu sosyolojik tespiti, bugün dindar ailelerin dahi neden bu kadar hızlı dünyevîleştiğini ve anne figürünün bu süreçteki başat rolünü açıklayan derin bir feraset örneğidir.
Günümüzün Tablosu — Biz Hangi Taraftayız?
Şimdi iğneyi kendimize batıralım: Geldiğimiz noktada bize evladımız için bir seçenek sunulsa; “Oğlunuz veya kızınız için Avrupa’da harika bir fırsat var, meslekî anlamda çok başarılı olacak, dünyalığını kurtaracak!” denilse...
Dürüst olalım; hangimiz buna karşı koyabiliriz?
Bediüzzaman’ın bahsettiği o anne, çocuğunun dünyevî geleceği için onu sadece hafız mektebinden alıyordu. Acı ama gerçek olan şu ki; bugünün dünyevîleşme seline kapılmış anne ve babaları, çocuklarının maneviyatını göz ardı edip ebedî hayatlarını tehlikeye atma konusunda o anneyi fersah fersah geçmiş durumdadır.