“Tek kişilik hükûmet”te siyasallaştırılan “tâlimatlı yargı” üzerinden muhalefeti baskılarla sindirip “ehlileştirme” ve “diz çöktürme” operasyonları tam gaz sürüyor.
Sanıkların savunmalarına her türlü engeli koyup bindirilmiş paralı kıtalara “yuhalatan”, merhum Menderes’le on beş Demokrat Partili hakkında “idam” kararını verip yüzlercesini hapse atan Yassıada Mahkemesi Başkanı’nın “Beni buraya getiren güç benden bunu istiyor!” ikrarıyla itirafındaki gibi yargı bütünüyle yerlerde sürünüyor.
Türkiye, “demokrasi endeksi”nde “hibrit/melez demokrasiler”den “otoriter rejimler” arasına düşerken, “yargıya güven”, bağımsızlığıyla tarafsızlığı dibe vuruyor. AİHM’deki 58 bin dosyadan 13 bin şikâyetle “hak ihlâli”nde başı çekmesi yargının siyasette su-i istimalini ifşa ediyor.
“HAVUÇ-SOPA” TAKTİĞİYLE
Basit bir eylemden yargılananlara günlerce, kırk bin insanın katlinden sorumlu terörist başının 4 bin 800 sayfalık iddianamesine 30 gün savunma süresi verilirken, 50 kişinin idam edilip yüz binlerce vatandaşın haksızlığa uğratıldığı, millet iradesinin darbelenip seçilmiş hükûmetin silah zoruyla devrildiği kanlı 12 Eylül darbesi sanıklarına haftalarca savunma hakkı tanınırken, Silivri’deki sanıklara savunma hakkının verilmemesi vahameti ele veriyor.
Yargılamalarda “istenilen kararları” vermeyen hâkimlerin sürülüp mahkemesinin 18 kez değiştirildiği, 3 bin 800 sayfalık iddianameli 414 sanıklı 143 davada 2 bin 430 yıl 6 ay hapsi istenen İmamoğlu’yla üç avukatına sadece “8 saat” savunma süresinin verilmesi çifte standartlı “havuç-sopa taktiği”ni açığa çıkarıyor.
Aslında AKP sözcülerinin ifadeleriyle, iktidar belediyelerinden bir teki dahi tutuklanmazken, “kaçma-delil karartma” bir yana, yurtdışında operasyon haberini alır almaz ilk fırsatta ülkeye dönen muhalefet belediye başkanlarının apar topar tutuklanmaları çarpıklığı açığa çıkarıyor.
Bütün dünyanın önünde demokratik teamüllere ve hukuka aykırı olarak partili Cumhurbaşkanı’nın “hepsini topal ördek yaparız, ellerini kollarını bağlarız, hizmet ettirmeyiz!” şantajını savurduğu muhalefetten seçilmiş 80 belediye başkanının “iktidar partisi”ne transferiyle kalınmıyor.
Ciddî oy erimesiyle “yolun sonu”na geldiğini gören Saray iktidarının, ilk seçimde koltuktan düşme ve yargılanma korkusuyla hâlen 5’i büyükşehir ve il, 32 belediye başkanını tutuklatması, operasyonlarla 20’den fazla başkanı AKP’ye “transfer etmesi” vartayı ele veriyor.
Hâlen İstanbul’da 16 belediye başkanı tutuklu. Yüzde 33.3’le 13 belediyeyi alan iktidar partisi, ana muhalefetin yüzde 66.7’yle kazandığı 26 belediyeden 13’ünü yargısız infazla hapse atmakla, görevden almakla, yerlerine “yandaş kayyımları” atamakla gasbetmiş. Millet iradesinin yüzde 35’i, 9 milyon 300 bin oy cezaevinde…
SON CANHIRAŞ ÇIRPINIŞLAR
Neticede, “İktidar cephesi”, kazanamadığı seçimleri katakullilerle kapma peşinde. “Şantaj furyası” daha da yaygınlaştırıyor. Adaletin ıskartaya çıkarılmasıyla toplum barışı tahrip ediliyor. Vatandaşlar kamplaştırma ve kutuplaştırma fitnesine atılıyor.
Ne var ki bütün komplolar fiyaskoyla sonuçlanıyor. Zira siyasî operasyonların, “tepeden kayyımlar”ın halkta bir karşılığı yok. Millet, demokrasinin, hukukun çiğnenmesiyle dayatılan sandık darbelerinin hesabını eninde sonunda mutlaka soruyor.
Seçmenin tepkisiyle iktidarın el koyduğu belediyeler daha açık farklarla geri alınıyor. Malum 31 Mart 2019 seçimlerinde “millet ittifakı” adayı İmamoğlu İBB’yi 13 bin 729 oy farkıyla kazandı. Aynı sandığa atılan dört pusuladan birinin YSK’ya iptal ettirildiği 23 Haziran’da tekrarlattığı seçimde Saray iktidarı adayına 800 bin fark atarak gasp edilen mazbatasını geri aldı. Ardından 31 Mart 2024’te farkı 1 milyon 100’e çıkardı.
Bundandır ki baskılar, müdahaleler, operasyonlar ve transferlerle siyasetin dizaynı son canhıraş çırpınışlar olarak yorumlanıyor.
İbret-i âlem olarak...