İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan en önemli değerlerden biri adalet olmuştur.
Gücün, kuvvetin değil, hakkın, adaletin üstün tutulduğu toplumlarda huzur, güven ve kardeşlik gelişir. Zulmün, haksızlığın hâkim olduğu yerlerde ise kargaşa ve güvensizlik kaçınılmaz olur. Bu sebeple İslâm, adaleti sadece bir hukuk kuralı değil, aynı zamanda bir ibadet ve ahlak prensibi olarak kabul etmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’de adalet, mü’minlerin vazgeçilmez bir vasfı olarak gösterilir. Cenab-ı Hak, “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl Suresi: 90) buyurur. Bir başka ayette ise, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide Suresi: 8) emriyle, dosta da düşmana da aynı ölçüyle davranılması istenir. Nisâ Suresi’nin 135. ayeti ise kişinin kendi aleyhine bile olsa doğruluktan ve adaletten ayrılmamasını emreder.
Peygamber Efendimiz (asm), adaletin önemini hadis-i şeriflerinde sıkça vurgulamıştır. “Adaletli davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır.” müjdesi, adaletin ne büyük bir fazilet olduğunu gösterir. Yine kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan ilkinin adaletli idareciler olduğu haber verilmiştir.
İslâm tarihi de bu anlayışın canlı örnekleriyle doludur. Hz. Ömer’in (ra) sıradan bir vatandaşla mahkemede eşit şekilde yargılanmayı kabul etmesi, hukukun herkes için aynı olduğunu göstermiştir. Fatih Sultan Mehmed’in bir Rum mimarla mahkemelik olduğunda kadının padişah aleyhine hüküm verebilmesi de Osmanlı’daki adalet anlayışının unutulmaz örneklerinden biridir. Adaletin gücü, makamdan değil, hakkaniyetten gelir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin, “Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi feda edilmez.” sözü, İslâm’ın adalet anlayışını veciz bir şekilde özetler. Gerçek adalet, çoğunluğun menfaatini değil, her bir ferdin hakkını korumayı esas alır.
Bugün ailede, okulda, iş hayatında ve devlet yönetiminde en çok ihtiyaç duyduğumuz değer yine adalettir. Çünkü adaletin bulunduğu yerde güven yeşerir, güvenin olduğu yerde birlik kuvvetlenir ve toplum geleceğe ümitle bakar. Adalet, sadece devletin, mahkemelerin değil, vicdanların da temel direği olmalıdır.