"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medine İrfaniye Medresesi’nde Risale-i Nur sohbeti

Ömer Örtlek
06 Temmuz 2024, Cumartesi
Risale-i Nur hizmetlerinde, Risaleleri neşretmek, tanınması için dağıtımını sağlamak, sohbet yapmak, okumak, başkalarının okumasına vesile olmak, okuduğumuzun idrakine varmak, anladıklarımızı kendi hayatımızda uygulamak, Risale-i Nur’ları hayat düsturu hâline getirerek başkalarına lisanı-ı hâlimizle misal teşkil etmek vb. faaliyetler önem arz etmektedir.

Bugün de bu muhtelif faaliyetler önemini korumakla birlikte, benim yaş grubumdaki neslin gençliğinde ise, Risaleleri yaymak ve tanıtmak hizmetleri daha öncelikliydi. Bu şiarla lise mezuniyetimin ardından, 1962 yılında Medine’ye giderek İslam Üniversitesi (Camiat’ül İslamiye)’ne kaydımı yaptırmıştım. Medine hayatımın nasıl başladığını ve tamamlandığını Yeni Asya’daki 24 Eylül 2017 tarihli “Risale-i Nur Dağıtımı ve Sohbetleri” ve 08 Ekim 2017’deki “Rüya ile Başlayan ve Rüya Sona Eren Medine Hayatım” başlıklı yazılarda sizlere arz etmiştim.

Medine’de mütevazi imkânlarla İrfaniye Medresesi’nde kaldığım küçük oda hem Üniversite öğrencilerinin hem de Umre ve Hac ibadeti için gelenlerin Risale-i Nur sohbetlerini gerçekleştirdiği bir merkez hâline gelmişti. Hatta bu küçük oda, Risale-i Nurlar’ın dağıtımı ve tanıtımı hususunda Türk ve yabancıların buluşma noktasıydı. Bu amaçla İrfaniye Medresesi’ne gelenler “İhvan-ı Nur” veya “Ashab-ı Nur” yani “Nur Kardeşler” ifadeleriyle kaldığım odayı bulmak için çevredekilere adres sorarlardı. Bir anlamda Medine’de kaldığım yaklaşık iki senelik süre zarfında İrfaniye Medresesi’ndeki bu oda tescillenmiş ve bilinen bir mekân olmuştu.

İrfaniye Medresesi’ndeki bu küçük odada 1963 senesinin Hac mevsiminde Saatçi Osman Efendi (1887-1976), Erzurumlu Mustafa Hoca (1912-1991) nam-ı diğer Mustafa Necatüddin El-Erzurumî Hoca, Dursun Kutlu Ağabey (1928-2018) ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden İnebolulu Ahmet Nazif (1891-1964) Ağabeyi misafir etmiştim. Bu odada ismini zikrettiğim büyüklerimle Risale-i Nur sohbetleri de yapılmış ve sohbete katılan yabancılara da Bediüzzaman’ı tanıtma ve Risaleleri hediye etme imkânı bulunmuştu.

Saatçi Osman Efendi Konya’da doğmuş, medrese tahsilini ikmal emiş bir şahsiyetti. Kendisi Şam’da askerlik vazifesini yaparken, Medine’deki meşhur Fahrettin Paşa’nın karargahına kâtip olarak gönderilmiş. Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesinden çekildikten sonra Saatçi Osman Efendi Medine’de evlenir ve ikamet eder. Burada Tefsir dersleri verir, iaşesini de yine burada öğrendiği Saatçilikten sağlardı.

Erzurumlu Mustafa Hoca da âlim bir zâttı. Kendisi 1948’de Hacca gelip dönmeyenlerdendir. Medine’de talebeler yetiştirmeye devam etmişti. Daha sonra ailesini de yanına aldırmıştı. Erzurumlu Mustafa Hoca ve Saatçi Osman Efendi’nin Bediüzzaman’a hürmet ve muhabbetleri vardı.

Dursun Kutlu Ağabey ise, sohbet esnasında 1952’de Bediüzzaman’la ve Risale-i Nurlarla nasıl tanıştığından bahsederdi. Dursun Kutlu ile Ahmet Nazif Ağabeyler, Bediüzzaman’ı bizzat ziyaret edip onu gördükleri ve beraber oldukları için, sohbete katılanlar tarafından teveccüh görürdü. Ancak her iki Ağabey de mütevaziliklerini korurlardı.

İnebolulu Ahmet Nazif Ağabey, Medine’ye geldiğinde iki kutu Kestane Şekeri getirmişti. Ahmet Nazif Ağabey “bunlardan bir kutu Ömer Cahid Nural’ın diğer kutu da Ömer Örtlek’in” demişti. Ben de kendisine “Ağabey, söylediğiniz her iki isim de bana ait” dedim ve izah ettim.

Medine kaldığım sürede gönderdiğim mektuplar, İzmir’de yayınlanan Zülfikar Gazetesi’nde “Ömer Cahid Nural” müstear ismiyle basılıyordu. Bu mektuplarda Medine ve Mekke’de ziyaret ettiğimiz öğrencilere ve âlim zâtlara Bediüzzaman’dan bahsettiğimizi ve kendilerine Risaleleri hediye ettiğimizi anlatıyordum. Bir de Türkiye’ye gönderdiğim mektuplar aracılığıyla Ağabey ve kardeşlerden, Umre veya Hacca gelirken Risalelerden getirmelerini ya da posta yoluyla göndermelerini istirham ediyordum. Böylece iki isim de bana ait olduğu için Ahmet Nazif Ağabeyin getirdiği Kestane Şekeri’nin iki kutusu da bana nasip oldu. Bende gelen misafirlere Kestane Şekerleri’ni ikram ettim.

İkamet ettiğim bu küçük odada diğer misafirlerle birlikte, Ahmet Nazif Ağabey de bir hafta kadar kaldı. Hava geceleri çok sıcaktı. Yere “çul” tabir edilen örtü sererek yatıyorduk. Ancak yastık sayısı yetersizdi. Ahmet Nazif Ağabey, benim bavulu aldı ve kafasının altına koydu. “Ben yastığımı buldum” dedi.

Saatçi Osman Efendi 1976’da ve Erzurumlu Mustafa Hoca 1991’de vefat ederek Medine’de defnedildiler. 2018’de vefat eden Dursun Kutlu Ağabey’le sonraki görüşmemiz 1972’te gerçekleşmişti. Diyarbakır’a seyahat ederken Adıyaman’da ziyaretimiz esnasında bize, kendisinin hazırladığı çiğ köfteyi ikram etmişti. Ahmet Nazif Ağabey de Hac dönüşünden bir yıl sonra 30 Aralık 1964’te bu dünyayı terk-i diyar eylemişti.

Cenab-ı Allah onlardan razı olsun, rahmet eylesin.

Okunma Sayısı: 741
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    6.7.2024 13:25:35

    Allah  c.c. Üstad BEDİÜZZAMAN ve onun gibi İMAN, KUR'AN ve İ'LÂYI KELÂMULLAH için mücâdele, mücâhede ve müdafaa edip, maddî veya manevî irtibatlı olan ve VEFAT eden cümle SALİH ve SALİHÂT, Mümin ve müminâta, muvahhidîn ve muvahhidâta gani gani RAHMET eylesin. Cümle aile efradı ve dostlarına sabr-ı cemil ihsan etsin. Mekanları cennet bahçesi olsun inşaallah. Amiiin, Amiiin, elfü elfi Amiiin.

  • HÇeşitcioğlu

    6.7.2024 12:27:14

    Rahmetullahi ve radiyallahu aleyhim ecmain.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı