"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meğer şu “Emekliler Yılı’ymış...

Orhan Ali YILMAZ
26 Mart 2024, Salı
Üstâdımız, Münâzarat’ında 2. Abdülhamid’i, şu dönemini ve psikolojisini tarif, hem de tasvir ederken, “İşte mâhiyet-i istibdadın timsâli budur... Zira sâbıkta, Padişah, kendi yerinde ‘mahpus’ gibi oturuyordu; bîçare milletin hâlini anlamıyordu; yahut zaaf-ı kalb ve kuvvet-i vehim ile anlamak istemiyordu; yahut ‘mütehevvisâne’ ve ‘mütekeyyifâne’ ve ‘mütekalkıl’ olan tabiatı, anlattırmaya müsâit değildi...” der.

2. Abdülhamid’in tasvir-i vaziyeti şudur ki: Kendisine makarr kıldığı şu Beşiktaş’taki Yıldız Sarayı’nda, tamamen, şu halktan kopuk ve tecrit edilmiş, izole olmuş bir sûrette imrâr-ı hayat etmekte… Şu “Cuma Selâmlığı” dışında, hemen hemen şu halkla birebir hiçbir teması mümkün olmamakta… Karakter olarak da, pek hevesli, hem keyfine pek düşkün, hem de sarsıntılı/depresif, yani epey “tepkili” bir yapısı vardır, halkın problemlerini, şu acınacak hâlini, şu bîçare vaziyetini anlamasına engel olan, mümanaât eden şu “perdeleri” anlamında...

Üstâdımız devamında, konuyu “tavzih” sadedinde, Doğudaki aşiretlere, onun vaziyetiyle ilgili, onların anlayabileceği dilde, şu misali verir: “Farz ediniz; ben şu çadırda oturmuş bir hekimim… Şu etraftaki her bir köyde -Allah etmesin- birer ayrı hastalık var. Ben o hastalıkları teşhis etmemişim, hem de tâcizimi istemeyen müdâhenecilerden, yalancılardan başka kimseyi görmemişim… Şu hâlde; şu köylere, tanımadığım bir hastalığa, görmediğim bir hastaya gönderdiğim reçetesiz, mîzansız bir ilâcı istimâl eden; acaba şifâ mı bulur veyahut ölür?!..”

Sonrasında ise Meşrûtiyeti/Demokrasiyi tarif ederken bir misal daha verir onlara, “Farz ediniz; ben bir hekimim… Şu çadır dahi eczahânedir; içindeyim. Umum köylerde veyahut evlerde çeşit çeşit hastalıkları teşhis etmiş, reçetesini yazmış bir müntehap adam, yanıma geliyor, reçetesini ibrâz ediyor ki; “Dâü’l-cehl ile baş ağrısı var” yazılıdır. Ben dahi, fen afyonunu iptidâ onların lisânlarının zarfında, sonra da lisân-ı resmiyeye ifrâğ ederek veriyorum… Bir başkasının reçetesini gösteriyor ki; kalb hastalığı olan zaaf-ı diyânet var. Ben de, fünûnu maarif-i İslâmiye ile mezc ederek bir mâcun yapıyorum, müderrislerin ellerine veriyorum, gönderiyorum…

Diğerinde dâü’l-husûmet ile ihtilâl sıtması var. Ben de fikr-i milliyeti uyandırarak, ışıklandırarak, tiryâkmisâl adalet ve muhabbeti o nur ile mezc ettirerek, sulfato-misâl bir ilâç veriyorum. İşte böyle bir hekimdir ki, vatan hastahânesinde, bîçare etfâli helâktan halâs eder…” der.

“Tarih, tekerrürden ibaretmiş…” denilir. Partili Cumhurbaşkanımızın şu anki vaziyeti 2.

Abdülhamit’ten çok da farklı değil aslında… Yıldız Sarayı’na bedel, ondan çok daha görkemli, çok daha ihtişamlı, şu 1153 odalı şu Ak Saray’ında, şu külliyesinde saadetle yaşıyor...

Bir söz etmiş şu “Emek”liler ile ilgili, hatta “müjde” bile vermiş… Meğer bu yıl “Emekliler Yılı” olacakmış… Tam ifadesi ise şöyle: “‘’2024’ü ‘Emekliler Yılı’ olarak ilan ediyoruz... Amacımız, bu vesileyle emeklilerimizin hayat kalitesini artıracak, yeni hizmetleri devreye almaktır. Şimdiden emeklilerimize hayırlı olsun! Emekli maaşı alt sınırını 7 bin 500 liradan 10 bin liraya çıkarıyoruz…’’ Devamında da “müjdesine” şunu ilave etmiş: “En düşük emekli maaşını 66 liradan 10 bin liraya çıkardık; nereden nereye…”

Hâlbuki, 2002’de, şu “en düşük emekli maaşıyla” tam “8 çeyrek altın” alınabiliyorken, en son zamla birlikte, şu an ancak, sadece “2 çeyrek altın” alınabiliyor…

Evet, gerçekten (denildiği gibi); “nereden nereye”

Hem de şu Açlık Sınırı’nın, Şubat ayı sonu itibariyle 17.000 TL’ye dayandığı bir ülkede, şu 17 milyon emekliye verilen bir “müjde” aslında bu…

Duyamadım; “Yoksulluk Sınırı” mı dediniz; bence onu hiç mi hiç sormayın…

Okunma Sayısı: 1148
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Orhan Ali YILMAZ

    26.3.2024 13:10:32

    Ona "şu" üslûp diyoruz...

  • Hakan

    26.3.2024 10:40:05

    Güzel noktalara işaret edilmiş. 'şu' ifadelerinin sıklığını azaltmanız isabet olmuş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı