"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’da imkânın mertebeleri

Osman KOYUNCU
04 Temmuz 2019, Perşembe
Bediüzzaman, Kur’ân ve dinî meselelerin yorumunu yaparken bazı müfessirlerin ve din adamlarının yaptığı bazı yanlışların sebeplerini imkânın mertebelerinde yaptıkları yanlışlara bağlıyor.

Bu müfessirlerin imkânı, vukuu (meydana gelmek) ile birbirlerine karıştırıyorlar. 

Bu şekilde olması Allah’ın kudretinde mümkündür. Hem de bizim aklımızca, Allah’ın büyüklüğüne daha büyük bir delildir derler. Bu şekilde düşünenlere, ey miskinler, niçin aklınızı kâinata mühendis yapıyorsunuz. Sizler cüz’î aklınızla bu kâinattaki küllî ve cüz’î kısımlara bakarak, bunlar arasındaki küllî güzelliklerin bağlantısını kavrayamazsınız, her şey sizin ilminize münhasır değildir der. Bir şey ya doğrudan güzeldir veya sonuçları itibariyle güzeldir. Onun için insan aklı, her zaman sonuçları göremediğinden, bazı göremediği çirkinlik içindeki güzellikleri çirkin, güzelliğin mertebesini arttıran ve sonuçları itibariyle güzel olan çirkinlikleri de çirkin görebilir. Bu insanları şaşkın bırakan bir şeyin zatında mümkün olmasını, ilmi gerçekliğe aykırı olduğunu tevehhüm etmeleridir. Zira onların mesleklerince Van Gölü’nün pekmeze Süphan Dağı’nın da şeker ile örtülmüş bala dönüşsün. Kâinatta, Allah’ın varlığına sayısız mükemmel ve çok derin deliller olmasına rağmen Van Gölü pekmez ve dağda şeker olursa mı Allah’ın büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Bir kısım insanlar zahire takılıp vehmen mümkün görülen bir şeyin aklen imkân dairesinde zannetmeleridir. Bu durum olaylar arasındaki muhakemeyi yapamamalarından, kalbin zayıflığından ve aklın hastalığından ileri gelir. Bazı zahire takılıp kalanlar vehim olarak mümkün görülen bir şeyin aklen de imkân dairesinde zannetmeleridir. Bir şeyin olabilir olması mantığı içinde, o şeyin olmayabilir hükmünde ihtiva eder.

İmkân (mümkün olma, var veya yok olması düşünülebilen) ) Akıl, maddeden ayrı, fakat maddî varlıklar ve manevî olaylar arasında bağlantı kuran beyinde oluşan manevî bir akımdır. Bir makineyi çalıştıran elektrik enerjisi gibi bir şey. Beyin makina ise, elektrik enerjisi akıldır. Zekâ, beyindeki manevî algılama ve bağlantı kurma hızıdır. Bediüzzaman imkânı, imkânı zatı, imkânı aklî, imkânı örfî ve imkânı adî gibi kısımlara ayırır. İmkânı zatı, bir şeyin veya olayın olabilirlik halidir. Muhakemat isimli eserinde unsuru hakikatin sekizinci meselesinde mana olarak, imkânı aklîyi (zihni) şöyle açıklıyor. “Bir şeyin aklen mümkün olması zorunlu ve muhal (imkânsız)olmayan bir konuda, kesin delile elvermeyen bir işte tereddüt etmektir. Yoksa eğer, muhal yani imkânsız olduğuna bir delil varsa onda tereddüt edilmez, o şey aklen var kabul edilmez. Yani eğer bir delilden neşet etmişse (meydana çıkmışsa) kabul edilir. Yoksa itibara alınmaz der.” Yani akıl dairesi dışında olanlar kabul edilmez. Hayvanların insanlardan daha akıllı veya karıncanın fillerden büyük olduğunu kabul etmek aklen mümkün değildir. Aklın kabulü dışında olduğu için reddedilir. Başka bir ifade şekli ile bir şeyin vücudu kesin veya imkânsız olmayan bir şeyde, varlığına veya yokluğuna kesin delil yoksa akıl bunda tereddüt edebilir. Eğer varlığına bir delil varsa akıl kabul eder, delil yoksa akıl reddeder demektir.

Şu anda Akdenizde bulunmayan bir adanın yanardağın faaliyete geçmesi ile oluşması veya var olan bir gölün deprem gibi sebeplerle yok olması aklen mümkündür, geçmişte pek çok örnekleri vardır.

İmkânı örfî, insanların olağan yani normal kabul ettikleri ve alışık oldukları şeylerdir. Yani mu’cize ve keramet gibi olmayan olaylardır. Mu’cize ve keramet gibi olayların kanun ve kuralları olmadığından imkânı örfînin üstünde olmasına rağmen insanlık âleminde pek çok defa vuku bulduğundan çok doğru insanların şahadetleri ile anlatıldığından kesin kabul edilirler, inkârı mümkün değildir. Nadiren de olsa iki başlı, üç gözlü hayvan veya insan gibi olaylarda imkânı örfî dairesindedir. Bediüzzaman peygamberlerin mu’cizelerini imkânı örfî dairesi üstünde, fakat evliyaların kerametlerini imkânı örfî dairesinde veya ona yakın görüyor. Onun için mu’cizeler gölgesizdir ve peygamberlere mahsustur. Kerametler ise gölgelidir evliyalara hastır ve yoruma açıktır. Bir veli bazen insanların kalbinden geçenleri Allah’ın izni ile bilebilir, Seyyid Ahmet Bedevî gibi bazı zatların kırk günde bir defa yemesi gibi. Bu gibi olaylar her zaman olmamış bazen görülmüştür. Bu durum açlıktan ölmek olmadığına delildir. Demek ki bir insan kırk gün bir şey yemeden de yaşayabilir, halk arasında örnekleri bulunabilir. Peygamberimizin (asm) ayı ikiye bölmesi, parmaklarından su akıtması bir orduya içirmesi gibi olayların insanlık arasında benzerleri yoktur, fakat kesin delilleri ve şahitleri olduğundan kabul edilirler.

İmkânı zatî veya imkânı adî, bir şeyin mümkün olma hallerinin tamamına denir. Yani bir şeyin olması gayet normal görülen şeydir. Şu anda Akdeniz’in yerinde bulunduğunu biliyoruz, fakat bir anda yok olabilir veya Akdeniz’de bulunmayan bir adanın, yanardağın faaliyete geçmesi ise gibi. Bediüzzaman “imkânın çeşitleri vardır. İmkânı aklî, imkânı örfî, imkânı adî gibi kısımları vardır. Bir olay eğer imkânı aklî dairesinde olmazsa reddedilir. İmkânı örfî dairesinde olmazsa dahi mu’cize olur, fakat kolayca keramet olmaz. Eğer örfen ve kural gereği benzeri bulunmazsa şahit olma derecesinde bir kesin delil ile ancak kabul edilir der. “ (Lem’alar, 662)

Okunma Sayısı: 2953
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı