"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Nur” Kavramı, Risale-i Nur ve Nur’un bir aynası: Yeni Asya

Prof. Dr. İlyas Üzüm
29 Şubat 2024, Perşembe
Yeni Asya’nın hem gazete olarak, hem diğer yayınlarıyla Risale-i Nur’da dile getirilen imana, sosyal ve siyasi hayata dair Kur’anî hakikatleri toplumla paylaşarak Risale-i Nur’a, dolayısıyla onun dayandığı Kur’an’a ayna olduğu açıkça müşahede edilmektedir.

Görüş - İlyas Üzüm
[email protected]

Nur ve zulümât yahut ışık ve karanlık, iyilik ve kötülüğü anlatmak için en sık başvurulan metafor olmuştur. Bu metaforda nur daima imanı, hidayeti, hayrı, adaleti; zulümât ise küfrü, dalaleti, şerri, zulmü sembolize etmiştir. İnanlar fiilen zaaf sergileseler bile en azından vicdan temelinde nuru, yani ışığı ve onun sembolize ettiği değerleri tercih etmiş, karanlığı bir şekilde olumsuzlamış ve kovmaya çalışmıştır.

Sözlükte ışık, aydınlık anlamına gelen “nur” kelimesi fizikî anlamda aydınlığı ifade ettiği gibi manevi anlamda insanların önünü görmelerini sağlayan ilahî ışık anlamında da kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de hem maddi anlamda aydınlığı, hem manevi anlamda ilahî hidayeti ifade etmek üzere, türevleriyle birlikte 94 ayette geçen bu kelime zengin bir anlam dünyasına sahiptir. Bunlardan ilki şüphesiz “nur” ayeti diye bilinen ibare olup -mealen- şöyle başlamaktadır: “Allah göklerin ve yerin nurudur…”1 Hakkında uzun açıklamalara konu olan ayeti müfessirler “Allah göklerin ve yerin nurunun yaratıcısıdır”, “Allah göklerin ve yerin hakikatinin açıklayıcıdır”, “Allah göklerin ve yerin ışığının kaynağıdır”, “Allah gökleri ve yeri aydınlatıp süsleyendir” gibi geniş bir içerikte açıklayıp yorumlamışlardır. İkinci olarak ayetlerde “nur” kelimesi Kur’an-ı Kerim anlamında kullanılmıştır. İlgili ayetlerin birisinde şöyle buyrulmaktadır: “Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil ve geldi ve size apaçık bir nur indirdik.”2 Burada “inzâl” kelimesine yer verildiği için nur ile kast edilenin Kur’an olduğu açıktır.

Üçüncü olarak bu kelime ile Resul-i Ekrem (asm) kast edilmiştir. Özellikle Ehl-i kitaba, sonra onların şahsında bütün insanlara hitap eden bir ayette şöyle deniliyor: “…İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.”3 Apaçık kitap ile Kur’an’ın kast edildiği, “gelen nur” ile de Resulullah’ın (asm) murat olunduğu yine aşikardır. Bunların dışında Kur’an’da nur sözcüğü ay ışığı, ilahî hidayet ve rehberlik, İslam, iman, göz ışığı, gündüz aydınlığı, önceki semavi kitaplar, ahirette müminleri önünden ve sağından koşacak olan ışık gibi birçok farklı anamda kullanılmıştır.4 Öte yandan Kur’an-ı Kerim’in bir ismi Nur olduğu gibi, onun yirmi dördüncü suresi de Nur diye isimlendirilmiştir. 

Kur’an’da hem “nur,” hem “nur saçan kandil”5 olarak tasvir olunan Resul-i Ekrem (asm)’ın hadislerine gelince, o her şeyden evvel bir beyanında Cenab-ı Hakkı “Nur” olarak nitelemiştir. Nitekim Mi’rac’da yaşadıklarıyla ilgili olarak kendisine “Rabbini gördün mü?” diye sorulduğunda “O bir nur, nasıl görürüm?” buyurmuştur.6 Başka bir hadiste “…O’nun hicâbı nurdur, eğer hicâbını açsa yüzünün sübhâları gözün gördüğü bütün mahlukatı yakar”7 demiştir. Yine o (asm) teheccüd namazlarında şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Kalbime nur ver, gözüme nur ver, kulağıma nur ver, sağıma nur ver, soluma nur ver, üstüme nur ver, altıma nur ver, önüme nur ver, arkama nur ver, beni nur kıl!”8 Öte yanda o (asm) “ilk yaratılanın kendi nuru olduğunu” söylemiş9, bu tabir özellikle tasavvufta “nur-u Muhammedî” veya “hakikat-ı Muhammediye” adıyla çok işlenmiştir. Ayrıca Cebrail’in Resulullah’a (asm) öğrettiği bir dua ve marifetullah dersi olan Cevşen-i Kebir duasının 47. bâbında Allah’a “Nur” ismiyle hitap edilerek şöyle denilmiştir: “Ey nûrların nuru, ey nurları nurlandıran, ey nurlara suret veren, ey nurları yaratan, ey nurları takdir eden, ey nurları tedbir eden, ey bütün nurlardan evvel olan nur, ey bütün nurlardan sonra da var olan nur, ey bütün nurların üstünde olan nur, ey hiçbir nurun kendisine benzemediği nur! Sen bütün noksanlıklardan münezzehsin…”10

Görüldüğü gibi Cevşen’deki bu bâb aynı zamanda ilahî nuru nasıl anlamak gerektiğine dair çok önemli bir çerçeve sunmuş, Onun bütün nurları yaratan olduğu, ezeli ve ebedi olduğu, Onun nurunun hiçbir nura benzemediği özellikle dile getirilmiştir. 

Risale-i Nur ve İsimlendirilmesi

Allah’ın bir isminin Nur olması, Kur’an’da Kur’an’ın “nur” adıyla anılması, bir surenin isminin “Nur” olması, Resul-i Ekrem’in (asm) Kur’an’da “nur” ve “nur saçan kandil” olarak zikrolunması, ilk yaratılanın “nur-u Muhammedî” olması gibi sebeplerle “nur” kelimesiyle (veya çoğulu envâr) başlayan birçok kitap telif edilmiştir.11 Ancak burada Bediüizzaman’ın Kur’an’ın manevi bir tefsiri olarak telif ettiği Külliyat’ın Risale-i Nur diye isimlendirilmesinin özel bir yeri vardır. Bilindiği gibi bu terkipte yer alan “risale” (çoğulu resâil) küçük çaplı kitap, mektup, nâme, kitapçık; “nur” da -ifade ettiğimiz üzere- öteki anlamları yanında Kur’an, risalet, hidayet, iman, İslam gibi mânâlara geliyor. Dolayısıyla Risale-i Nur, en temelde “Kur’an hakikatlerinin ele alındığı kitaplar” demek oluyor. Bakıldığında Risaleler’in hem konu sistematiği, hem usûl hem içerik olarak Kur’an nurunu aksettirdiği, dolayısıyla bu adlandırmanın onun mahiyetine çok muvafık düştüğü görülüyor. Nitekim bizatihi müellif resmi kurumlara yazdığı bir mektupta bu adlandırmanın böyle bir temele dayandığını ifade ediyor: “…Fakat kaderin cilveleri, beni menfî (sürgün) olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnada Kur’ân-ı Kerîmin feyzinden kalbime doğan füyuzâtı yanımdaki kimselere yazdırarak birtakım risaleler vücuda geldi. Bu risalelerin heyet-i mecmuasına “Risale-i Nur” ismini verdim. Hakikaten Kur’ân’ın nuruna istinad edildiği için, bu isim vicdanımdan doğmuş. Bunun ilham-ı İlâhî olduğuna bütün imanımla kaniim ve bunları istinsah edenlere “Bârekâllah” dedim. Çünkü iman nurunu başkalarından esirgemeye imkân yoktu…”12

Diğer taraftan müellif başka bir mektubunda aynı konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Otuz üç adet Sözlerin ve otuz üç adet Mektupların mecmuuna Risaletü’n-Nur namı verilmesinin sırrı şudur ki: Bütün hayatımda nur kelimesi her yerde bana rast gelmiştir. Ezcümle, karyem Nurs’tur, merhume validemin ismi Nuriye’dir, Nakşî üstadım Seyyid Nur Muhammed’dir, Kadirî üstadım Nureddin. Kur’ân üstadlarımdan Nuri, talebelerimden benimle en ziyade alâkadarı Nur isimli bulunanlardır. Kitaplarımı en ziyade izah ve tenvir eden, nur misâlidir. Kur’ân-ı Hakîmdeki en evvel aklıma, kalbime parlayan ve fikrimi meşgul eden “Allahü nuru’s-semâvâti ve’l-arz meselü nûrihi kemişkâtin” âyetidir. Hem hakaik-i İlâhiyede müşkûlâtımın ekserisini halleden Esmâ-i Hüsnâdan Nur ism-i nurânîsidir. Hem Kur’ân’a şiddet-i sevk ve inhisar-ı hizmetim için hususî imamım Zinnûreyn’dir.”13 Talebelerinden Hafız Ali de aynı konuyla ilgili olarak bu ifadeleri iktibas edip Bediüzzaman’ın Allah’ın Nur ism-i celiline mazhar olduğunu kaydederek şunu belirtiyor: “Resailin mecmuuna Risale-i Nur tesmiyesi, Nur ismi onun hakkında ism-i azam olduğunu teyit etmektedir.”14

Yeni Asya Gazetesi

Maddi yahut fizikî anlamdaki nurun, yani ışığın ayna, durgun su, alüminyum folyo gibi pürüzsüz, parlak bir yüzeye çarptığında yansıdığı gibi manevi ışık, yani nur olan Kur’an da tarih boyunca temiz gönüllere, pak kalplere, cilalı ruhlara yansımıştır. Bu bağlamda Risale-i Nur küçük yaştan itibaren her türlü günahtan uzak durmuş olan, hakikate doyumsuz bir iştiyak besleyen, dahası bu hakikatlere hizmet etmek için hayatını ortaya koymuş olan Bediüzzaman’ın gönlüne Kur’anî hakikatlerin yansımasından ibarettir. Başka bir ifadeyle Risale-i Nur, Kur’an güneşinin Bediüzzaman’ın kalp aynasında inikas etmesidir. Bu ayna o kadar pürüzsüz, o kadar parlak, o kadar şeffaftır ki Kur’anî füyüzâtı muhataplarına berrak bir şekilde yansıtmış ve yansıtmaya devam ediyor. Bu yansıtmadan dolayıdır ki Risale-i Nur, baştan itibaren, her zaman etrafında gönüllerin birleştiği Nur halkalarını, Nur talebelerini, yani Risale-i Nur şahs-ı manevisini oluşturmuştur. Bu halkalardan birisi de şüphesiz “Risale-i Nur’un medyadaki dili” olarak anılan Yeni Asya gazetesi ve okurları olmuştur.

Literatürde ifade olunduğu üzere Kur’anî mesajın temeli tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet olmak üzere dört ana kategoriden oluşuyor. Risale-i Nur, Kur’an’dan feyiz alarak bu dört ana maksadı mantık kurallarına, fiziki alemin tanıklığına ve insan vicdanına dayanarak aklı ikna edici, kalp ve ruhu doyurucu örnek ve yorumlarla harika şekilde açıklıyor. Yeni Asya da bir gazete olarak hem Risale-i Nur’dan doğrudan yaptığı iktibaslarla, hem yazarların kendi dünyalarına akseden fikirleriyle bu hakikatleri yansıtmaya çalışıyor. Esasen bu dört maksadı her platformda ve her düzlemde açıklamak ve anlatmak mümkün olmakla beraber özellikle dördüncü maksat olan adaletin güncelle sağlıklı şekilde ilişkisini kurarak işlemek önem taşıyor. Zira diğer üç iman esasıyla sıkı sıkıya bağlantısı olan “adalet” esasının birisi Yaratıcıya, diğer yaratılanlara -özellikle insana- bakan iki yönü bulunuyor. İlk yönü itibariyle adalet “Allah’ın hukukuna riayet etmek” demek olup “ibadetleri”, ikinci boyutu itibariyle özellikle insanlar arası ilişkilerde “adil ve hakkaniyetli olmanın gereklerini” içine alıyor. İşte “güncel gelişmelere dair bilgi ve yorum içeren yayım” diye tanımlanan gazetenin bir önemi de burada ortaya çıkıyor. Yeni Asya -elbette fiziki ve malî imkanı ile insan kaynakları ölçüsünde- hem güncele dair verdiği bilgiler, hem de güncelin hakkaniyetli biçimde yorumlanmasına dair tahlilleri ile Risale-i Nur’a, dolayısıyla Kur’an’a ayna olma çabası içinde bulunuyor. Söz gelimi, -bırakalım diğer dinî çevreleri-, Risale-i Nur okuyanların bile sıkıntı yaşadığı “15-20 Temmuz Olayları”nı değerlendirirken hiçbir aidiyet kaygısı gütmeksizin, tamamen Kur’an’ın “adalet” vurgusu çerçevesinde hareket ederek hukuku savunması bu konuda kayda değer bir örnek teşkil ediyor. 

Diğer taraftan hayatın her alanını kuşatan Kur’an, siyasi ve sosyal alana dair prensipler koyduğu, Risale-i Nur da adalet, meşveret, hürriyet, liyakat gibi bu prensipleri yaşanan zamana tatbik ederek detaylandırdığı için Nur talebelerinin aktüel siyasi oluşum ve gelişmeleri bu prensipler dahilinde değerlendirerek tavır belirlemeleri gerekiyor. Yeni Asya Nur talebeleri ülkenin, hatta dünyanın başka yerlerinden gelen temsilcileriyle istişare etmek suretiyle siyasi gelişmeleri Risale-i Nur’un ölçüleri etrafında değerlendiriyor, Yeni Asya böylece Risale-i Nur’un bu yönüne ayna olarak bu doğrultuda yayın yapıyor. Bu çerçevede Yeni Asya her çeşit dayatmacılığa, baskı rejimlerine, tek adam anlayışına, istibdada karşı çıkarken aynı zamanda demokrasiye, hürriyete, adalete vurgu yapıyor, demokratlara güçlü bir nokta-i istinat oluyor.

Sonuç olarak Yeni Asya’nın hem gazete olarak, hem diğer yayınlarıyla Risale-i Nur’da dile getirilen imana, sosyal ve siyasi hayata dair Kur’anî hakikatleri toplumla paylaşarak Risale-i Nur’a, dolayısıyla onun dayandığı Kur’an’a ayna olduğu açıkça müşahede edilmektedir. 

Dipnotlar:

1- Nur 24/35., 2- Nisa 4/174., 3- Maide 5/15., 4- Geniş bilgi için bk. Ömer Çelik, “Kur’an-ı Kerim’de Nûr Kavramı”, MÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 16-17, yıl: 1998-1999, s. 124-171., 5- Ahzab 33/46., 6- Müslim, “İman”, 291., 7- Müslim, “İman”, 293., 8- Buharî, “Daavât”, 10., 9- Tirmizi, “Menâkıb”, 1., 10- Büyük Cevşen (İstanbul 2018, YAY), s. 52., 11- Bk. Katip Çelebi, Keşfü’z-zunûn (Beyrut, ts.) II, 1981 vd., 12 Said Nursi, Şualar (İstanbul 2020, YAY), s. 427., 13- Said Nursi, Barla Lahikası (İstanbul 2020, YAY), s. 239 (Mektup no: 220)., 14- Age., s. 130 (Mektup no: 133).

Okunma Sayısı: 2179
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yiğitoğlu

    29.2.2024 14:14:25

    Hocam, “Rabbini gördün mü?” diye sorulduğunda “O bir nur, nasıl görürüm?” Bu ifadeyi. Peygamber efendimizin miraçtan Allah ile görüşme ve konuşması ile uygunluğu nasıl oluyor. Yani bir yandan miraçta Allah ile bizzat görüştüğü ifade edilirken, Burada ise "O" bir nur nasıl göreyim denilmektedir.Bu konuyu nasıl anlamalıyız?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı