"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî’nin karakteri beni çok etkiledi

23 Mart 2024, Cumartesi 04:33
2002 YILINDA MÜSLÜMAN OLAN VE YAKIN ZAMANDA VEFAT EDEN KANADALI GAZETECİ YAZAR FRED A. REED, TRT’DE ÇIKTIĞI PROGRAMDA SAİD NURSÎ İLE HUMEYNÎ ARASINDAKİ FARKA DA TEMAS ETMİŞTİ.

Hazırlayan: Yakup Çetiner

(Fred Reed 2015 yılında TRT Haber canlı yayınına katılmıştı.)

Fred Reed, “İslam devriminden sonra İran’a gitmiştim. Naif bir şekilde benzer bir gelişmenin Türkiye’de olacağını da düşünmüştüm. Ne kadar yanılmışım. Böyle bir şey kesinlikle olmadı. İran’da İmam Humeyni vardı. Kendisi dominant bir dinî figürdü. Türkiye’de ise 40 sene evvel ölmüş birini gördüm; Said Nursî. İki tane dramatik birbirinin tam zıttı insan. Hem yaşantı olarak, hem kişilik olarak, hem de radikal olarak birbirinden farklı iki kişilik. Ve bu kişiye çok ilgi gösterdim. Türkiye’nin bu yönünü anlamam gerekiyordu, çünkü Batılılara göre bu görülmeyen bir yüzdü. Batılılardan gizlenen bir yüzdü bu. Ve Türk tarihinin resmî versiyonundan şüphe duymaya başladım ve gizli versiyonuna baktım. Evet gizli, çünkü İngilizce, Fransızca veya başka bir Batı dilinde okuyorsanız standart bir versiyon vardır. Bu da resmî olarak hazırlanmış, devlet eliyle hazırlanmış tarihtir. Bu farklı görüşe, bu farklı yapıya ilgi duydum ve bu yolculuğu yapmak istedim. Dolayısıyla Said Nursî adındaki dinî kişiliğin yoluna gitmeye başladım. Onu aramaya başladım.

Said Nursî’den nasıl haberiniz oldu, çünkü muhtemelen o dönemde Said Nursî diye birinin olduğunu bile bilmiyordunuz. Nasıl buldunuz onu?

Batıda İslam dünyasıyla alâkalı cahillikten daha fazla bir cahillik dünyanın hiçbir yerinde yok. İslam dünyasının gerçek geçmişi bilinmiyor. Ben bunun nasıl olduğunu aslında tam anlatamam. Birisi bu isimden bahsetti ve onunla alâkalı bir kitap verdi. Ben de çok ilginç şeyler fark etmeye başladım. Bu kişi Osmanlı Devleti’ne Batılıların yaptığı saldırılara karşı durmuş. Osmanlı Devleti’nin yıkılması, Cumhuriyetin kurulması döneminde buralardaymış. Bazı karşı çıkmaları sebebiyle hapse mahkûm olmuş ve elinde herhangi bir güç herhangi bir etki, nüfus yokmuş. Benim burada gördüğüm kadarıyla birçok insan onu takip ediyor. İran’ın tam tersi bir durumdu işte bu. Ben de dedim ki, işte bu tarihi anlatmak lâzım. Esasında benim niyetim haber anlatmak değildi. Bir kitap yazmaktı ve bu sayede Anadolu Kavşağı başladı.

Türkiye’nin dört bir yanını gezerken neleri gördünüz, gördüklerinize nasıl bir tepki gösterdiniz?

Kitaplarda yazanın tam tersini görmüştüm. Hem İngilizcede hem Fransızcada hem Yunancada yazan kitaplar da size oldukça önyargılarla bakar. Bu önyargıların hepsi teker teker bende yıkıldı. Buraya geldiğim zaman, anlatmak istediğim hikâye gerçekten çok tutkulu bir hikâyeydi. Ben Said Nursî’nin ayak izlerini burada izlemeye başladım. Kitabıma başladığım yer Urfa ve boş bir kabristandan başlıyor. Bir gazeteci veya bir yazar düşünün. Boş bir kabristan görüyor ve 1960’taki darbeden sonra Adnan Menderes’i deviren darbeden sonra askerlerin gelip Urfa’daki bu kabri imha ettiğini öğrendim ve dedim ki evet işte burada bir şeyler var. Neden bu ölü insandan bu kadar korkuyorlar dedim. Gerçekten korkuyorlar dedim. Gerçekten çok etkileyiciydi.

Peki herhangi bir zorluk çektiniz mi bu araştırmaları yaparken, o dönemde Türkiye’yi dolaşırken?

Hayır, hiç zorluk çekmedim. Gizli bir şeye, o zaman çok fazla dokunulmamış bir şeye ilgi gösteriyordum. Ben gerçekten çok alt düzeyde düşük profilli bir şekilde hareket ettiğim için hiçbir sıkıntı duymadım, ama ben siyasî olaya bakmadım burada. Kişilik olarak ele aldım. Yani bu kişinin hem sürgüne gönderilmesi hem hapis cezasına çarptırılması bu insanı neden etkilemedi? Onu takip eden insanlarla karşılaştım. Onlarla kaldım. Görebilirsiniz siz de, bir şekilde dengesiz bir önyargı vardı ve dünyanın her tarafında resmî bir görüş vardı. Ben bu noktada gayr-ı resmî bir görüş ortaya çıkardım.

Said Nursi ile ilgili bilgiler öğrendiğinizde sizi en çok ne etkiledi?

O zamanlar fazla dinî bir bakışım yoktu. Beni en çok etkileyen, karakterinin kendine özgülüğüydü. Böyle bir durumda yaşayan bir insan. Çünkü bir tarafta Osmanlı devletinin çöküşünü görüyor. Normalde insanın her şeyini kaybetmesi, yıkılması lâzım. O gerçekten çok büyük duygusal krizlerle karşılaştı, ama düşünce sistemini, inanç sistemini oturttu, bunu inşa etti ve bunlara göre hareket etti. Gücün peşinde koşmaktansa, o hep başka şeyler için yaşadı. Kendisini siyasetten uzak tuttu. İster sürgünde olsun ister hapishanede olsun bunu hep bu şekilde yaptı. Karakteri beni çok etkiledi. Çünkü ben  görüşlerini değiştirmeye hazır, ama aynı zamanda ilkelerine bağlı insanları severim. Said Nursî’yi Türkiye’de herkes sevmek zorunda değil. Hâlâ tartışmalı bir isim belki, ama o dönemde birçok insan onun karşısındaydı. Belki çok insan da onu seviyordu. Ben hep onu sevenlerle karşılaştım.

O dönemlerde inançlı biri olmadığınızı söylediniz?

Evet, bir şekilde kulağıma veya kalbime bir şey girdi. Öyle diyebilirim. Yani mekanik bir sistem yok burada. Hayatım değişmeye başladı, gerçekten çok güzel bir şekilde.

Okunma Sayısı: 1137
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı